El ele vermek zamanı

El ele vermek zamanı

10 Eylül 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Cumhur Deliceırmak, Girne

Siyaset kurumsallaşmayınca, siyaset yapmak ile lafazanlık etmek fena halde karışır ve daha da kötüsü, lafazanlık siyaset diye kabul görmeye ve yapılmaya başlanır. 

Her ne kadar da "kötü para iyi parayı kovar..." denmişse de kötü siyasetin iyi siyaseti kovama hızı ve hazzı çok daha hızlı gerçekleşir. 

İyi siyaset için, bilgi birikimi donanım, ülkenin halkın ve hayatın sorunları üzerine araştırmaya bilgiye dayalı çözüm planlamaları gerekirken, kötü siyaset için birkaç sözcük (kelime demiyorum çünkü kelam derinlikli bir meseledir) kötü siyaset için birkaç sözcük, üç beş argo, bol miktarda hakaret aşağılama ve en yüksek perdeden iddia yeterlidir. 

"Alçak" der, Türkiye siyasetinin balagat ustası sayılan ve "Alçak sensin" diye yanıt alır. 

"Söz veriyorum, ben iktidara geldiğimde bütün sorunları halledeceğim" demek yeterli kabul edilir ve ne yazık ki iktidar ya da ana muhalefet veya iktidar ortağı, muhalefet partisi olarak kabul görüp meclise kapağı atmak için yeterlidir bu söz fukaralıkları. 

Hatırlayanlar var mı bilmem Akis dergisi vardı bir zamanlar, o zamanlar televizyon yoktu, partiler radyodan propaganda yapardı ve Akis’in müthiş bir kapağı olmuştu bir sayısında, kapakta bir radyo fotoğrafı vardı ve kapak manşeti de ZART ZURT BOMBASI diye atılmıştı. 

KKTC’ye gelince durum daha da acıklı...

Tumba-barra ya da bayrak sancak demek yetiyor siyasal ortama.  

Tumba–bara muhalefette konumlananların söylemi gibi görünse de, son yirmi beş yılı dikkate aldığımızda bütün partilerin döne döne iktidar ya da iktidar ortağı olduğunu ve dahası dört değişik partinin de cumhurbaşkanlığını kendi tekellerine geçirdiklerinden hareketle, tumba-barra-ana vatan-bayrak-emek gibi birkaç heceli sesler ile siyaset yapmaya çalıştıkları ve kendi üyeleri sempatizanları, bürokrat ve bürokrat adayları tarafından hararetle yeterli ve hatta başarılı olarak kabul edildikleri aşikardır. 

Bu zihniyetle yakalandığımız salgın dönemi ne yazık ki başta hükümet ortakları olmak üzere siyasi partilerimizi ve medyamızı, bilgisayarı var diye ya da akıllı telefonu, kendilerini sosyal medya uzmanı-azmanı kabul (yoksa gabul mu demeliydim) edenler sayesinde her an artan bir panik ile giderek tehlikeli ve daha tehlikeli bir hal alıyor. 

Başta UBP ve HP olmak üzere bütün partilerin vakit daha da geç olmadan bir araya gelerek salgınla mücadele konusunda dayanışma ve ortak mücadele içine girmeleri şart olmuştur. 

Dilerim sağlık ve sağlığa kıyasla çok arka sıralarda yer alan siyasa ve siyasetin bilgiye dayalı doğru temiz bir söylemle yapılması yolunda çok geç kalmazlar. 

Sağlık konusunda uzlaşamamak kimlere yakışır günün can yakıcı sorusu budur ve tehlike kapıdadır.