Ekonominin risk düzeyi

Ekonominin risk düzeyi

2 Ekim 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

Türkiye ekonomisinin risk düzeyini anlamak için kabul görmüş bazı risk kriterlerinin, örneğin son beş yıldaki seyrine bakılması ve Türkiye ile benzer özelliklere sahip ülkelerin bu kriterler üzerinden kıyaslanması mümkün. 

Dünya Bankası'nın "Atlas yöntemi" ile hazırladığı kişi başı gelir hesaplaması dikkate alındığında Türkiye üst orta gelir grubunda bulunuyor. Aynı grupta yer alan çok sayıda ülke bulunsa da örneğin Brezilya, Arjantin, Güney Afrika, Çin, Meksika, Endonezya ve Rusya ile Türkiye'nin göstergeleri kıyaslanabilir. 

Ülkelerin risklilik durumu değerlendirilirken öncelikle CDS değerlerine bakılabiliyor. CDS (credit default swap) tahvil ihraç eden ülkelerin iflas riskine karşı alacaklıyı güvenceye alan ve CDS şirketleri tarafından satılan finansal swap sözleşmesi olarak biliniyor. Ödenen pirim artıkça ülkelerin riski de artmış sayılıyor. 

Risk kriterleri olarak ayrıca kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar ve yapılan yorumlar dikkate alınabiliyor. Diğer taraftan kısa vadeli dış borçların merkez bankalarının döviz rezervlerine oranı, cari açık, enflasyondaki gelişmeler ve özellikle döviz kurundaki volatilite gibi kriterler dikkate alınabiliyor.  

Bu kriterlerin son yıllardaki gelişimine ve Türkiye’nin adı geçen ülkelerle kıyaslamasına bakıldığına aşağıdaki hususlar öne çıkıyor: 

1-Beş yıllık CDS değerinin 26 Eylül itibarıyla Türkiye için 568 olduğu görülüyor. Önceki yıllarda genelde 300'ün altında seyreden bu değer Ağustos 2018’de de yükselerek 546 değerini almıştı. Diğer ülkelerin CDS değerlerine bakıldığında, Güney Afrika'nın 322, Arjantin'in 1045, Meksika'nın 153, Rusya'nın 126, Endonezya’nın 119, Brezilya'nın 249, Çin’in ise 51 CDS değerine sahip olduğu görülüyor. 

2-Belirtilen ülkelere örneğin Standard&Poor’s tarafından verilen kredi notlarına bakıldığında Türkiye’nin B+, Güney Afrika’nın BB-, Arjantin’in CCC+, Meksika’nın BBB, Rusya’nın  BBB-, Brezilya’nın BB-, Çin’in ise A+ notuna sahip olduğu görülüyor. Buna göre en kötü durumda Arjantin, daha sonra da Türkiye geliyor. 

Diğer yandan son dönemde Moody’s tarafından Türkiye’ye tarihin en kötü notu olarak B2 notu verildiği biliniyor.  

3-Döviz kurundaki volatilite hafife alınsa da bir ekonomide hem birikmiş sorunlar olduğunu hem risk unsurlarının arttığını hem de ekonomi politikalarına olan güvensizliğin arttığını işaret eden önemli bir gösterge. Yerel paradaki değer kaybı Türkiye gibi ülkelerde enflasyon, belirsizlik, kamu ve özel sektör borcu için maliyet yaratan bir faktör.  

Bu anlamda 24 Eylül itibarıyla son bir yıldaki gelişmelere bakıldığında TL’nin dolara karşı yüzde 33, Arjantin pesosunun yüzde 33, Brezilya realinin yüzde 32, Rus rublesinin ise yüzde 20 oranında değer kaybettiği görülüyor. 

Söz konusu değer kayıplarına son beş yıl itibarıyla bakıldığında ise TL’nin yüzde 148, pesonun ise yüzde 701 oranında değer kaybı yaşadığı anlaşılıyor. 

4-Belirtilen ülkelerdeki enflasyon değerlerine bakıldığında bu oran Rusya'da 3,6, Güney Afrika'da 3,2, Endonezya'da 1,3, Brezilya'da 2,4, Arjantin'de 39, Çin’de 2,4, Meksika’da 4, Türkiye’de ise 11,7 seviyesinde bulunuyor. Türkiye’deki enflasyonun 2015-2019 arasındaki yıllık ortalaması ise 11,6. 

5-Son dönemde tartışma konusu olduğu üzere Merkez Bankası rezervlerinde önemli bir azalma var. 2015-2019 döneminde yıllık ortalama 85 milyar dolar olan brüt döviz rezervlerinin Merkez Bankası verilerine göre 18 Eylül 2020 itibarıyla 43 milyar dolara gerilediği görülüyor. Swap verileri dikkate alınarak net rezervlerin negatif olduğu yönündeki tartışmalar sürüyor. Dolayısıyla rezervlerin kısa vadeli dış borçları karşılama gücünde dikkate değer bir azalma söz konusu. 

6-Cari açık konusuna gelince, Türkiye’de 2015 yılında yüzde 3,2 olan söz konusu açığın milli gelire oranının 2019 yılında artıya geçerek 1,2 değerini aldığı, 2020 ilk yedi ayında cari işlemler açığının 21,6 milyar dolar olarak gerçekleştiği görülüyor. Diğer taraftan, salgının etkileri nedeniyle turizm kaynaklı döviz gelirlerindeki azalmanın bu açığı olumsuz yönde etkilemesi bekleniyor. 

Karşılaştırılan ülkeler açısından bakıldığında ise Çin ve Rusya dışındaki ülkelerin Türkiye’ye benzer şekilde cari açık sorunları yaşadığı görülüyor. 

Genel olarak Türkiye’nin durumuna bakıldığında, son dönemde artan işsizlik, enflasyon, faiz ve borçlanma maliyeti, kur dalgalanmaları gibi hususlar önemli ama en kritik husus kurumlara olan güven kaybı. Bu güven yeniden tesis edilmeden sorunların düzelmesini beklemek yararsız olur.

Yazının orijnalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın

Etiketler:  Ekonomi