Ekmek, Şarap, Sen ve Ben

Ekmek, Şarap, Sen ve Ben

29 Ocak 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Bugün Yeşilçam'ın en güzel kötü adamlarından biri olan İhsan Yüce'nin doğum günü. Bu vesileyle onu anmak istedim. Oynadığı filmlerde rolünün hakkını fazlasıyla veren, sevilen ama unutulan gerçek bir yıldız, gerçek bir entelektüeldir.  

23 Ocak 1929'da Elazığlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen sanatçı, yaşasaydı bugünlerde 91 yaşına basacaktı. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisini bitirmesine rağmen gönlü sanattan yana olan Yüce, bir yandan tiyatrolarda küçük rollere çıkarken öte yandan resim, heykel ve edebiyat ile uğraşır. 

Onu birçok filmde genellikle yardımcı rollerde bir aktör olarak hatırlarız ama  aynı zamanda bir şair, senarist, yönetmen ve gerçek bir sinema emekçisidir. İhsan Yüce gibi tepeden tırnağa sanatçı bulmak artık çok zor. 

Bence Türk sinemasının hak ettiği değeri bulamamış onlarca yıldızından biridir. Yaşarken de öldükten sonra da değerinin yeteri kadar  bilinmediğini rahatlıkla söyleyebilirim. 

Boyu küçük, yüreği büyük bu güzel adamın oynadığı, senaryosunu yazdığı filmler saymakla bitmez. Bazen bir köy muhtarı olarak çıkar karşımıza, bazen de mahallenin sevilen racon kesen ağabeyi. Bazen kızını filmin baş kahramanına vermeyen kötü ve cimri bir baba, bazen de bir kaçakçı ya da uyanık bir köylü... 

Ama hepsinde de nikotinden sararmış fırça gibi pos bıyıkları, ağzından düşürmediği sigarası, bazen de rakı sofralarındaki efkarlı yüzü ve kederli bakışları ile gönüllerdedir. Hele tok ve kendine özgü sesi  hep kulaklarımızdadır. Hatta eksik kalan dişlerini yaptırmak istediği ama yapımcı ve yönetmenlerin gerçeklikten uzaklaşacağı gerekçesiyle izin vermedikleri söylenir. 

Bence Türk sinemasının gerçek bir şaheseri sayılan Kibar Feyzo filminin senaryosunu da o yazmıştır. Aradan geçen onca zaman sonra bile hâlâ yeni bir film  gibi izleniyorsa, bunda en büyük paylardan biri de İhsan Yüce'nin senaryosunun güzelliği ve gücündendir. Usta aktör Kemal Sunal ile bir çok filmde beraber oynamıştır. Ayrıca 60'a yakın filmin senaryosunu yazan İhsan Yüce, 150'den fazla filmde de oynamış, çeşitli ödüller kazanmıştır. 

1991 yılında henüz 62 yaşında iken kaybettiğimiz İhsan Yüce ve usta şair Can Yücel  ile ilgili bir anıyı tiyatro ve dizi oyuncusu Yusuf Ekşi şöyle anlatıyor; 

"İhsan ağabey sigarayı çok içerdi. Ayriyeten sinüzitten çok çektiğini duymuştum… Gel zaman git zaman, 1991 yılı Mayıs ayıydı, İhsan ağabeyi kaybettik. Cenazesi evine yakın, Üsküdar/Doğancılar Camiinden kalktı. Cenazede tüm sevenleri vardı. Caminin avlusunda bekliyorduk. Namaz kılınıp, Karaca Ahmet mezarlığına gidecektik. O ara, şu anda adını hatırlayamadığım arkadaşlardan biri bana seslendi: ‘Yusuf, Can (Yücel) ağabey gitmek istiyor… Üsküdar’a kadar arabayla bırak da gel…’ dediler. Can ağabey yavaş yavaş Doğancılar’dan aşağı doğru gidiyordu. ‘Can ağabey, bekle geliyorum!’ deyip onu arabaya aldım, yola koyulduk. Şaşırdım. ‘Yahu ağabey, merak ettim, mezarlığa niye gelmedin?’ der demez. Bana: ‘İnsan arkadaşını gömer mi yahu?’ dedi… Öylece kaldım… Hiç bu yönünü düşünmemiştim…"

İhsan Yüce'nin sinema dışında şiir, resim ve heykel çalışmaları da bulunmaktadır. Şiirlerinin ise çoğu yayımlanmamıştır; en ünlü ve bilinen  şiiri Ekmek Şarap Sen ve Ben'dir.  

Ekmek Şarap Sen ve Ben   

Ekmek şarap sen ve ben 

Bir de sabahın dördü  

Dışarda kar  

Odamız ılık  

Gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe  

Anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını  

Aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını  

Kıskandım Gogeni Tahitilim  

Terlemiş vücudunu silerken  

Cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini  

Saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum  

Güneşi doğurmuştu ölü cisim  

Martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında  

Nefesin vücudumu yakıyordu yer yer  

Sam yelim Sahra-i kebirim  

Kahrettim her şeye o gün  

Babanın çarap çanağına, Gogen'e, kadere, sana, bana birde gittiğin arabanın tekerine  

Ne diyordum arkadaş....  

Diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim  

Ama içerken düşünmem neden içiyorum diye  

Daha sonra yaparım hayatın felsefesini  

Sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni  

Bazen kadın hamamında tellak....  

Bazen Cristof Kolomb  

Napolyon'ken düşünürüm elbede geçen günleri  

Timur'ken Beyazıt'ı yenişimi....  

Bir kere Aristo'nun hocası olmuştum  

Ona verdiğim dersle gurur duymuştum  

Bazen Jan Dark'ı kurtarmak için çalışan bir kahraman  

Bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum  

Eğer daha da içersem  

Shaskespare halt etmiş derim karşımda  

Salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de  

İşte Mozart'ın aradığı melodi bu diye gülerim  

Enayiymiş be Platon...  

Bir içsin de görsün....Ne felsefesi varmış bu hayatın  

Anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu  

Islak kaldırımlarda yürürken acırım  

Önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline  

Ukalalık işte derim neme lazım senin  

Kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş....  

Ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım  

Şehrin izbe sokaklarında  

Yavaş yavaş kaybolur benliğim. 

Mazlum Çimen'in bestelediği Mümtaz Sevinç'in seslendirdiği bu şiiri mutlaka dinlemenizi öneririm. 

Başka bir ülkede yaşasa hakkında belgeseller çekilecek, eserleri ve kişiliği üzerine tez/kitaplar yazılacak bu büyük sanatçının ne yazık ki bizler değerini çok bilemedik. 

Şu dünyada karşılıklı sohbet edip, birlikte kadeh kaldırmak istediğim 3-5 kişiden biri de odur. 

Kendi küçük, gönlü büyük, soyadı gibi yüce ve nadir bulunan bir sanatçıydı İhsan Usta... 

İyi ki doğdun İhsan Usta, iyi ki seni tanıdık, izledik.