Ekim Devrimi’nin önemli nedenleri

Ekim Devrimi’nin önemli nedenleri

10 Temmuz 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

Ekim 1917'de Rusya'da gerçekleşen Bolşevik Devrim 20. yüzyılın en önemli olaylarından biriydi. Bu olay Rusya tarihini değiştirmekle kalmadı dünya tarihine de önemli bir etkide bulundu. Peki Marx'ın öngörülerinin aksine köylü ağırlıklı bir toplumda nasıl böyle bir devrim meydana gelmişti? Hangi önemli koşullar böyle bir sonucun ortaya çıkmasına neden oldu? 

Birçok neden arasında öne çıkan üç önemli neden bulunuyordu kanımca. Bunlardan biri Lenin'in kararlılığı, öfkesi ve kendi hikâyesinin etkisiydi. İkincisi Rusya'daki ağır ekonomik koşullar, köylü sınıfının durumu ve bunun üstüne gelen I. Dünya Savaşı’ydı. Bir diğer önemli neden ise artık zamanını dolduran Çarlık sisteminin ve II. Nikolay’ın reformlar konusundaki isteksizliği ve olayları yönetmedeki başarısızlığıydı. 

Ekim Devrimi'nin önemli bir nedenini Lenin’in kişiliğinde ve hikâyesinde aramak gerekiyor. Çünkü Lenin'in kararlı ve deyim yerindeyse öfkeli tavrı ortaya çıkan koşullardan devrimsel bir süreç yaratılmasını ve Bolşeviklerin zafere ulaşmasını sağlamış oldu. Onun söylemleri, kararlı tavrı ve zaman zaman da acımasız yöntemleri bir şekilde karşıt gücün oluşturulmasını ve sonunda başarıya ulaşılmasını sağladı.  

Lenin'in bütün bu öfkesinin arkasında öncelikle abisinin idamından sonra duyduğu acı ve hayal kırıklığı yatıyordu. Abisi Çar’a karşı örgüt üyeliğinden dolayı yargılanmış ve idam edilmişti. İlginç bir şekilde merhamet dilememiş ve kararlı tutumunu sürdürerek ölümü seçmişti. Lenin abisinin yolundan gitti ama daha kararlı, akılla hareket edilen ve sonuç almaya odaklı bir yöntem benimsemişti. 

Marx, Engels ve diğer teorisyenlerin fikirlerini incelemeye başladı. Ama onun tavrı, son derece pragmatist ve ne pahasına olursa olsun sonuç almaya yönelikti. Marx’ın devrimin, son aşamasına gelmiş kapitalist toplumlarda kendiliğinden gerçekleşeceği öngörüsü ona yetmiyordu. Köylü bir topluma da liderlik edilerek devrime ulaşılabilirdi onun düşüncesine göre. Lenin’e göre ne olursa olsun çarlık sistemi yıkılacaktı ve bu da zorla olacaktı. Son derece kararlı şekilde bu yolda ilerledi. 

1896 yılında hapse mahkum olmuş ve üç yılını Sibirya’da geçirmişti. Birkaç defa yurt dışına çıktı ve 14 yıl farklı ülkelerde yaşadı. 1903 yılında Sosyal Demokrat Partinin bölünmesinden sonra Bolşevik grubun liderliğini üstlendi.  

Son olarak İsviçre’de bir kunduracının evinde kalıyordu ve zamanını kütüphanede geçiriyordu. 1917 Şubat Devrimi'nden sonra nisan ayında Almanya üzerinden trenle ülkesine döndü. Almanlar Rusya’da karışıklık çıkmasını ve Rusya’nın I. Dünya Savaşı’ndan çekilmesini ummuş, Lenin’e yardım etmişti. Ama Lenin’in Almanlarla bir ilişkisi yoktu elbette. Onların bu tutumu Lenin’in kendi amaçları açısından işine gelmişti sadece. 

Dolayısıyla Lenin'in abisinden dolayı duyduğu öfke, intikam duygusu ve sosyalizme olan inancı, ayrıca ne olursa olsun sonuç alınması gerektiğine yönelik bakış açısı önemli bir nedendi. Yani Lenin dışında başka biri böyle bir sonuca ulaşılabilir miydi, tartışmalı gibi görünüyor. 

İkinci önemli neden Rusya'nın içinde olduğu koşullardı elbette. Rusya bütün 19. yüzyılı siyasi reform arayışlarıyla, idari mekanizmanın iyileştirilmesi beklentisiyle, köylülerin haklarının verilmesi ve serfliğin kaldırılması tartışmaları ile geçirmişti. 

Fakat bütün bu koşullar içerisinde çarların genelde reform yapmak konusundaki yetersizlikleri, iktidarlarını diğer katılım organları ve mekanizmalar ile paylaşmakta isteksiz davranmaları ve gelişmeleri yönetememeleri sorunların daha da ağırlaşmasına yol açıyordu. 

1861'de serfliğin kaldırılması sonrasında çiftçilerin koşullarında istenen iyileşme sağlanamadı. Büyük şehirlere göç eden köylüler oralarda son derece güç koşullarda çalışmaya ve hayatlarını sürdürmeye devam etmekteydi.  

Dolayısıyla gerekli reformları zamanında yapıp parlamentoyu etkin şekilde içerecek bir sisteme geçebilselerdi belki de devrime giden süreç farklı şekilde gelişecekti. 

Üçüncü önemli bir neden de I. Dünya Savaşı'nın etkisiydi elbette. Ülkenin içinde olduğu ağır ekonomik koşullar, ordunun ekipman ve moral yetersizliği, savaş dinamiklerindeki gelişmeler nedeniyle son derece kötü sonuçlar alınıyordu. Birçok cephede askerler firar ediyor veya ağır kayıplar veriliyordu. Bu durum halkın gözünde savaşa ve II. Nikolay’a olan bakış açısının son derece olumsuz seyretmesine neden oluyordu. Lenin I. Dünya Savaşının bu ortamını fırsat olarak görmüştü. 

Nikolay gücünü bir şekilde Tanrıdan aldığını düşünerek yetkilerini devretme konusunda istekli değildi. Reform taleplerine korkuyu ve baskıyı artırarak yanıt veriyordu zaman zaman.  

Çoğu zaman cephe denetiminde olan Nikolay’ın ağırlaşan sorunları çözmede yetersiz kalması elbette önemli bir sebep oldu. Ayrıca savaşın sürdürülmesi konusundaki ısrarı, Rasputin’in ailede kazandığı önem ve kararların içerisinde yer almaya başlaması gibi birçok faktör Nikolay’ın halkın gözündeki yerini ciddi ölçüde kaybetmesine neden oldu. 

Özellikle bazı olayların gelişimi ve yönetilememesi de önemli etkiler doğurmuştu. Örneğin “Kanlı Pazar” denilen olay bunlardan biriydi. St. Petersburg’taki bir gösteri ve işçi eylemi sert şekilde bastırılmaya çalışıldı ve insanların üzerine ateş açılması sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Bu durum sisteme olan nefreti körükledi ve birçok devrimci grubun yer altında daha fazla örgütlenmesine zemin hazırladı. 

Marx’ın dediği gibi, insanlar tarihlerini yaparken seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, sorunlar birikir ve önlerine gelir. Şartlar yeni gelişmeleri ve sonuçları dayatırken liderlik özelliği öne çıkanlar toplumu istedikleri yöne götürmeyi başarabilir. Sanırım Ekim Devrimi için de böyle bir tespit yanlış olmayacaktır.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın