Meslektaşları yazdı: 'Efsane bir yazar...'

Meslektaşları yazdı: 'Efsane bir yazar...'

19 Ekim 2020 Pazartesi  |   iyi

EMİN ÇÖLAŞAN: Bekir, benim bu medya aleminde en yakın dostum, onun da ötesinde kardeşimdi. Hastalığını en başından öldüğü saate kadar adım adım izledim. Kaçınılmaz sona doğru adım adım yaklaştığını biliyordum. Özellikle son zamanlarda, hiç beklenmeyen sıkıntıları ortaya çıktı. Moral olarak çökmüştü. Son olarak, 3 gün önce kendisiyle konuşmuştum ve artık konuşamıyordu, ‘Felç geçirdim' dedi. Ellerinin ve ayaklarının tutmadığını söylüyordu. Onun hastalığını bilen ve izleyen doktorlar, kendisine ve eşi Andree'ye kesinlikle söylenmemek kaydıyla, ‘Kaçınılmaz sona doğru gidiyoruz' dediler. Kaçınılmaz sonun sadece tarihi belli değildi, o da Pazar gecesine denk geldi. Bekir'in kaybı, sadece Sözcü için değil basın dünyası ve Türkiye için bir kayıptır. Ne yazık ki elimizden hiçbir şey gelmedi, bundan sonra da gelmeyecek, sevgili arkadaşıma Allah'tan rahmet diliyorum…

RAHMİ TURAN: Söyleyecek çok şey var ama Türk basını adına büyük bir kayıp, gazetemiz için büyük bir kayıp. Ayrıca, benim ve benim gibi onun dostları için büyük bir kayıp. Bekir Coşkun ile biz çok eski yıllardan beri beraber çalıştık. Günaydın gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yaptığım sırada, 1986 yılıydı. O yıllarda Bekir Coşkun da Ankara büromuzun yöneticisi, şefi idi ve aynı zamanda gazetemizin Ankara temsilcisiydi. Onun için beraber çok güzel çalışmalarımız oldu. Yazarlığa da o yıllarda ben başlattım onu. Ankara'dan bize notlar geçerdi. O notları o kadar güzel yazardı ki bir gün kendisine, ‘Ya bunları başlık koyup köşe yazısı yapsak daha iyi olur' dedim. O meclisten, kulislerden o kadar güzel notlar yazdı ki bize. O dönemde ben Günaydın gazetesinde ona köşe açtım. Başlarken de sütununun adını da ben ‘Dokuzuncu Köy' olarak koydum. Sonra Günaydın'dan ikimiz de çeşitli nedenlerle ayrıldık. Daha doğrusu Günaydın patron tarafından Asil Nadir'e satıldı. Bekir oradan Sabah gazetesine geçti ve köşesine ‘Onuncu Köy' olarak devam etti. Çok değerli bir arkadaşımızdı, hassas, iyi bir kalbi vardı, sevgi dolu bir kalbi vardı, insanları severdi, hayvanları, çiçekleri, tabiatı. Hassas, şair ruhlu bir meslektaşımızdı, kardeşimizdi. Kaybından çok büyük üzüntü duyduk. Şunu da söylemek istiyorum, yaşım gereği katı olmuştur yüreğim. Ben öyle kolay kolay ağlamam. Onun kayıp haberi geldiği vakit ağladım. Allah gani gani rahmet eylesin. Onu çok arayacağız, çok özleyeceğiz. Allah yakınlarına ve onu seven herkese sabır versin. 

UĞUR DÜNDAR: En az sözcükle, en fazla şey anlatan efsanevi bir yazarımızı kaybettik. Ben ayrıca çok sevgili bir arkadaşımı kaybettim. Yeri doldurulamayacak. İlkeli, yürekli, Türkçeyi mükemmel kullanan, mizah yeteneği en üst düzeyde olan, yeri hiçbir zaman doldurulmayacak bir meslektaşımızı, Türkiye de çok değerli bir evladını kaybetti. Başımız sağ olsun. 

YILMAZ ÖZDİL: Bir kişi vefat etti. Her evde cenaze var. 

SAYGI ÖZTÜRK: Bekir Coşkun gazetemizin ağabeylerinden birisiydi. Hem insanlığı hem gazeteciliğiyle hepimize örnek oluyordu. Uzun süredir hastalıkla mücadele ediyordu. Gazetemizin yöneticilerine de bu acı haberi vermek bana düştü. Yalnız gazetemizin mensupları değil biliyorum ki farklı görüşlerde olsalar bile Bekir Ağabey için herkes üzülmüştür. Tedavisi uzun süre İstanbul’da devam etti. Birkaç gün önce Ankara’ya döndü. Bugün öğle saatlerinde kalbiyle ilgili bir sorun yaşayınca evine çok yakın olan Ankara Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Ne yazık ki acı haber hastaneden ulaştı. Allah rahmet eylesin. 

DENİZ ZEYREK: Sadece insanın değil, yuvasız kuşun, sahipsiz köpeğin, baltanın hedefindeki ağacın, çiçeğin, böceğin, hakkı hukuku için mücadeleyle geçti ömrü. Dağları, ovaları, ırmakları, denizleri ve insanı anlattı bıkmadan.  Seni çok özleyeceğiz. Rahat uyu kelimelerin efendisi. 

NECATİ DOĞRU: Bekir Coşkun’u kaybettik çok üzgünüm. Gerçek bir yazarı kaybetti Türkiye. Bekir Coşkun’la ben aynı yıl aynı gazetede muhabirliğe başladım. O da çok sayıda gazete değiştirdi ben de. Sonra Sözcü gazetesinde beraber olduk. Hayat bizi yeniden aynı gazetede buluşturdu. Fakat onun ciğeri, hayata pencerelerini kapatması sonucunu getirdi. Bekir Coşkun’un yazarlığını Türk basınında çok eşsiz bir yazar olarak tarif edebilirim. Bekir Coşkun, yazıyı beste yapar gibi yazardı. Bu beste yapar gibi yazı yazmak çok zor bir yazı türüdür, çok etkilidir. Binlerce okurun kalbine, yüreğine dokunan yazıları yazan yazar oldu. Şöyle ifade edeyim: Bir orman yangınını her köşe yazarı yazar. Fakat Bekir Coşkun aynı orman yangınını, o ağaçların feryadını yazardı. O ormanda yaşayan tavşanların, sincapların, yılanların feryadını da yazardı aynı zamanda. İşte beste yapar gibi yazı yazmak demek istediğim bu. Beklenmedik bir sel felaketi olur. Dere yatağında binalar ve insanlar o azgın sularda boğulurlar. Herkes o dere yatağındaki sel baskınını yazardı bilinen kalıp cümlelerle. Bekir hiçbir yazarın görmediği bir duygu yüküyle yazardı. Bekir Coşkun aslında açık kaynaklara dayalı olan, açık kaynaklardan aldığı bilgileri, yani herhangi bir istihbarat örgütü, herhangi bir gizli dosya getirenler, onların verdiği bilgilerle yazı yazan, gazetecilik yapan bir gazeteci değildi. Toplumun önünde cereyan eden bir olayın görünmeyen yanını bulup, yazan ve herkese anlatabilecek şekilde yazan bir yazardı. Gizleneni ve saklananı, özellikle gizleyeni ve saklananı, iktidarların, mafyanın, para babalarının, sendika ağaların, gizleyip sakladıkları, toplumun bilmesinin istenmediği noktaları, özellikle üzerine giderek yazardı. Bu yüzdendir ki milyonlarca okuru oldu. Türkiye’nin en çok okunan ve yazıları sevilen bir yazarı oldu. Bekir Coşkun cumhuriyet ilkelerine bağlı ve Türkiye’nin modern dünyada saygınlığı olan bir ülke olmasını yürekten isteyen, gönülden isteyen bir yazardı. Türk halkına güveniyordu aslında. Türkiye’deki halkı, Türk halkını çok seven, içtenlikle seven bir yazardı. Bazen kızardı onlara ve göbeğini kaşıyan adam diye yazılar da yazardı. Ama bu insanları hakir gördüğünden, küçük gördüğünden değil. Onları çok sevdiği için, tıpkı bir annenin oğluna, kızına kızması gibi bir duygu yüküyle yazardı. Bekir Coşkun’u ben şöyle tarif edebilirim: Bin terler, bir kelime yazardı. Yani onun yazmış olduğu yazılarda çok yüksek emek vardı. Onun için çok okunurdu ve çok sayıda insanın duygusunu bir kelime ile kucaklayabilecek bir yüksek yeteneğe sahip bir yazardı. Okurlarının başı sağ olsun. 

İSMAİL SAYMAZ: Türk gazeteciliğinin duayenlerinden Bekir Coşkun'u kaybettik. Başımız sağ olsun. Bekir bey sondan bir önceki yazısında şöyle yazmıştı: Bu yaz böyle geçti…Gelecek yazı bilmem…

(sozcu.com.tr)