Eczanedeki Suriyeliler

Eczanedeki Suriyeliler

26 Eylül 2019 Perşembe  |   Serbest Kürsü

Son dönemde kamuoyunda en çok konuşulan konuların başında Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılar geliyor. Ancak Türkiye'deki Suriyelilerle ilgili doyurucu haberlere, röportajlara sıkça rastlayamıyoruz. Eczacı Hakan Gençosmanoğlu'nun eczacininsesi.com sitesinde yer alan röportajı bu nedenle ilgimizi çekti. "Eczanedeki Suriyeliler" başlıklı yazı şöyle:

"Çok şey söylendi onlara dair, çok şey yazıldı, çizildi… Suriyeli sığınmacılar. Savaştan kaçtılar, ülkemize sığındılar. Suriyeli sığınmacıların aldıkları ilaç, eczacılık ve sağlık hizmetleri nasıl veriliyor? Bu hizmet sırasında meslektaşlarımız, eczacılar neler yaşıyorlar?  Ülkemizde kayıtlı 3.6 milyon, İstanbul’ da 550 bin sığınmacı olduğu söyleniyor.  Bu rakamlar 80 milyonluk bir ülkede oldukça büyük rakamlar. İstanbul’ da belli bölgelerde yoğunlaştılar. Bu bölgelerden biri Esenyurt. Uzun yıllardır arkadaşlığımızın sürdüğü Ecz. Bülent Köse, Esenyurt’ta bir eczane sahibi. Oldukça fazla sayıda Suriyeli sığınmacıya hizmet veriyor, bulunduğu bölgede yoğunlaşmışlar. Suriyeli bir meslektaşımız da onunla birlikte eczanesinde çalışıyor. Bülent’ le değişik boyutlarıyla "Eczanesindeki Suriyeli Sığınmacıları", hastalarını, müşterilerini konuştuk. Yanında çalışan Suriyeli meslektaşımız Ecz. Yaser Aloush’la da konuştum. Sonra bölgede sığınmacılara sağlık hizmeti veren Göçmen Sağlık Birimi’ni ziyaret ettim. Orada çalışan Suriyeli Doktor A. H. ile ayak üstü sohbet ettim. “Çok etkilendim, çok sarsıldım” dersem yanlış olmaz. “İyi ki Türkiye gibi bir vatanım var, iyi ki…” dedim, yüreğimden ta içlerimden. Bir de dedim ki kendi kendime: “Savaş çıkartanlar, savaşların sahipleri, zulmünüz artsın... Artsın ki tez zamanda yıkılıp gidesiniz.” 

Sevgili dostum Bülent’e, Sayın Ecz. Bülent Köse’ye, Suriyeli Ecz. Yaser Alousha’ya, Suriyeli Dr. A. H.'ye çok teşekkür ederim. 

Suriyeli sığınmacılara özveriyle hizmet veren meslektaşlarıma sevgiyle... 

Sizin için sordum, dinledim, yazdım… 

Sindire sindire, ağır ağır, hissederek okumanız dileğiyle… 

Ecz. Hakan Gençosmanoğlu

Kurallara Uymuyorlar, Yoksullar, Kötü Evlerde Yaşıyorlar 

Bülent’in oldukça büyük olan eczanesinden içeri girdiğimde ilk gözüme çarpan simsiyah peçeli giysileriyle üç kadın, hepsinin ellerinden tuttuğu çocuklar oldu. İlaçlarını alıyorlardı. 

Çalışanlar beni arka tarafa Bülent’in ofisine aldılar. Sarıldık, çaylar geldi, hoş beş… “Nihayet gelebildin” dedi. “Ancak” diye yanıtladım. 

“Haydi anlat, bugün çok konuşturacağım seni” dedim. 

Anlatmaya başladı… 

“Bir defa şunu sana başlangıçta bir söyleyeyim, çok önemli çünkü. Suriyeli sığınmacılara, bu kadar büyük bir sığınmacı nüfusa, bu ülkede verilenleri, sağlık ve ilaç hizmetini başka hiçbir ülke veremez. Ben buna inanıyorum. 

Eczane ortamını biliyorsun. Gerektiğinde çok rahat bir ortamda, burada sularını, çaylarını içerek bekliyorlar. İlaçlarını çok rahat bir ortamda kolaylıkla alıyorlar. Bu onlar için çok büyük bir olanak. 

Savaş yüzünden kendi ülkesinden kaçarak başka bir ülkede yaşamak zorunda olan insanlar… E, zor tabi. Biliyorsun, İstanbul’da sığınmacı kampı yok. Bizim Suriyeliler serbest yaşayanlar. 

Genelde Yoksullar 

Genel olarak sosyal anlamda geri bıraktırılmış insanlar. Kurallara pek uymak istemiyorlar. Böyle bir eğilimleri var. Örneğin, kalabalık olduğunda sıra beklemiyorlar. Sorun çıkarıyorlar. Ben de çalışanlarım da onlara en yüksek hoşgörü duygusuyla davranıyor, davranmaya çalışıyoruz. 

Benim karşılaştıklarım genelde yoksullar. Yaşadıkları evlerin şartları çok kötü. Geçen gün bir hastadan 12 TL almam gerekiyordu. Kadın, uzun süre uğraştıktan sonra cüzdanından 8.25 TL çıkarabildi, güç bela. Baktım, son parası… Bırak, dedim almadım, alamadım yani. İlacın yanında ıtriyat, kişisel bakım malzemeleri de alıyorlar… Ama en ucuzlarından. Paralı olanları da var tabii. Onlar hiç uğraşmıyorlar. Özel hastaneye gidiyorlar, ilaçlarını ’ceplerinden’ alıyorlar. Ama onlar bizim burada çok azlar ” 

Çok Çocuklu, Erkekler Çok Eşli 

“Genelde eğitimsiz gibi duruyorlar. Ama aralarında doktor, eczacı, diş hekimi, mühendis, veteriner vb. de var. Çok genç yaşta evleniyorlar. Nüfus artış hızları çok fazla. Çoğu doğum kontrolüne karşı. Erkeklerin çoğu birden fazla, 2, 3, 4 kadınla evli. 

Tuhaf geliyor değil mi? Ama onlar için bu durum çok normal. Erkekler için çok eşlilik çok doğal. Çocuk yaşta evliliği normal görüyorlar. 20 yaşında bir kız onlar için artık evde kalmış sayılıyor.” 

Arapça Konuşan İstiyorlar 

“Genel olarak mutlaka Arapça konuşabilen birisiyle muhatap olmak istiyorlar. Türkçe ya da İngilizce konuşmak mecburi olursa konuşuyorlar. Genel olarak hiç borç istemiyorlar. Çok sayıda sığınmacı hastam ve müşterim var. Ama onlara ait bir veresiye defterim yok (gülüyor).”

“Ülkeye çok kontrolsüz girmişler. Ülkede kökünü kazıdığımız hastalıkların yeniden başladığını gözlemliyorum. Örneğin, Şark Çıbanı, el ayak hastalığı gibi… 4- 6 ay süren öksürük Suriyeli sığınmacılarla girdi ülkeye. Aşısızlık çok ciddi bir tehlike…” 

Gerilmiştim… 

Bülent anladı. İçeri seslendi. Kahveler geldi. Bir soluklandık. 

Devam etti anlatmaya…

“Mantar hastalığı, öyle böyle değil çok ama çok yaygın. Diyabet, hipertansiyon çok fazla. Çocuklarda üst solunum yolları hastalıkları fazla. Kardiyolojik hastalıklar, kadınlarda doğum sonrası hastalıkları, astım, tüberküloz…” 

Araya girdim sordum: Suriyeli bir eczacı çalıştırıyorsun. Onun hikayesi ne? 
 

 

“Karnımı Doyur Yeter” 

“Sığınmacılar oldukça fazla sayıda eczaneme gelmeye başlayınca zorluk çekmeye başladık… İletişim güçlüğü, dil problemi çektik. Suriyeli çalıştırarak bu sorunu aştık. Sonradan Yaser (Aloush) de başka bir çalışanım aracılığıyla bana eczaneye geldi. 

Dedi ki; “Ben iyi bir eczacıyım. Ama işsizim. Aklıma eczaneden başka bir şey gelmiyor. Farmakolojim (ilaç bilimi) çok iyidir. Yanında 2 ay çalışayım. Karnımı doyur yeter. Ben de bu arada Türk ilaçlarını öğreneyim. Çok çabuk öğrenirim. 2 ay sonra istersen çalışmaya devam ederim.”” 

Sahi mi? dedim… 

“Evet aynen böyle oldu. Düşündüm ki, ben de aynı duruma düşsem meslektaşımın yanına giderdim. Hızlıca Bakanlıktan çalışma ve oturma iznini aldık ve uygun bir maaşla çalışmaya başladı. Bir eczacıya bu izinleri aldıran ilk kişiyim ülkede. Gerçekten de Yaser çok ama çok iyi bir eczacı. İşine çok bağlı. Bizim ilaçları öyle hızlı öğrendi ki, inanamazsın. Farmakolojisi gerçekten de çok iyi. Müthiş bir hafızası var. Biliyor musun, en az 1000 ilacın fiyatını ezbere biliyor. İngilizcesi de var. Bilgisayarı çok iyi kullanıyor. SUT’a (Sağlık Uygulama Tebliği) çok hakim. Benden iyi (gülüyor). TC vatandaşlığını da aldı.”

“Halep’de Eczanem Vardı, IŞİD Gelince Kaçtık” 

O arada, içeride çalışmakta olan Yaser’i çağırdı. Tanıştırdı. Yaser karşıma oturdu. Türkçesi iyiydi. 

Yaser Aloush anlattı… 

“Halep’de eczanem vardı. IŞİD gelince kapatmak zorunda kaldım. Kaçtık. Savaşa kadar Suriye’de mutluyduk. Sonrasını biliyorsunuz… Eşim ve çocuğum yasal yollardan izinle, ben sınırdan kaçak olarak Türkiye’ye kaçtık. 2'si erkek 1'i kız 3 çocuğum var. 2'si Türkiye’de doğdu. Ailemle birlikte burada bir ev kiraladık yaşıyoruz. Buraya gelmeden önce başka eczanelere gittim, “Bana iş verin” dedim. Türk ilaçlarını bilmediğim için vermediler. Oysa “Farmakolojim iyidir, çok çabuk öğrenirim” dedim. inanmadılar. Bülent Bey bana inandı. Şimdi denklik almak için çalışıyorum. Türkiye’de eczane açmak istiyorum. Türkiye’de mutluyum.” 

"Savaş biterse dönmez misin" deyiverdim. 

“Dönmez miyim? Suriye benim vatanım. Elbette dönerim. Ama savaşın biteceğine dair hiç umudum yok.” 

İzin istedi. “İçeride işim var benim” dedi ve gitti. 

Hani bizde derler ya, "Efendi, saygılı adam..." bende tam da o algıyı bıraktı. 

3- 5 dakikalık bir sohbet sonrası bile içim ısındı. 

Oldukça güler yüzlü mutlu görünüşlü bir insandı. Ama yüzüne sinmiş acı da belli oluyordu.  

Yaser, işinin başına dönünce yine Bülent’ le baş başa kaldık… 

Devam etti: 

Minnet Duyguları Çok Azaldı 

“Biliyor musun, başlangıçta, ilk geldiklerinde ilaçlarını kendi paralarıyla alıyorlardı. Minnet duyuyorlardı, müteşekkirdiler. Bize, hükümete, Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkürler, dualar ediyorlardı. Sonra ilaçlarını ücretsiz almaya başlayınca işler biraz değişmeye başladı. Özellikle son 2 yıldır çok hızlı bir değişim oldu. “AB bizim paramızı veriyor, bu bizim hakkımız!” demeye başladılar. Başlangıçtaki minnet, teşekkür duyguları oldukça azalmış durumda.” 

“5 yıldır Suriyeli sığınmacıların reçetelerini karşılıyor, ilaçlarını veriyorum. İlk 3 yılda sesini yükseltene rastlamadım. Sonra bağıran çağıran olmaya başladı. Elinde ilaç görünüyor, raporsuz ödenmiyor, uzman gerekiyor vs. ilacı veremiyoruz. Bağırıp çağıranlar oluyor, “Doktor yazdı, vermek zorundasın!” diyorlar.”

“Bizim SGK’lılar gibi muayene ücreti, katılım payı ödemiyorlar. Yalnızca ilaç fiyat farkı ödüyorlar. Ama itiraz edip vermek istemiyorlar.

Ama diğer yandan da, eczacıya çok saygılılar. Hatta doktordan önce eczacıya muayene olmak istiyorlar. Suriye’de bu yaygın bir uygulamaymış. İlk önce eczacıya muayene olurlarmış. Doktora eczacı gönderirse giderlermiş. Mutlaka Arapça konuşan birini istiyorlar. Türkçe ve İngilizce konuşabilenler bile öncelikle Arapça konuşmak istiyorlar.”

Eşdeğere İtiraz Etmiyorlar 

Eşdeğer ilaca hiç itiraz etmiyorlar. Suriye’den alışkınlar. Hatta sürekli ilaç kullanan kronik hastalar diyorlar ki, “Biz zaten Suriye’ de aynı markayı üst üste 2 kez alamıyorduk ki…”

Araya girdim… 

Son zamanlarda İstanbul’dan gönderilenler oldu galiba?” dedim. 

“Evet” dedi Bülent… Devam etti: 

“Yakın zamanda, 2 aydan beri filan İstanbul’da ikametgahı olmayanlar, ikametgah kaydı olan illere gönderildiler. Buradaki sayılarında belirgin bir azalma oldu.” 

“Reçeteyi nasıl karşılıyorsunuz, ödemeler ne durumda?” diye sordum… 
 

 

Çok Kesinti Oluyor 

“Reçeteleri Medula (Reçete Onay Sistemi) üzerinden karşılıyoruz. Tüm reçeteler (Raporlu, raporsuz vb) tek grupta, göçmen başlığı altında sıralanıp fatura ediliyor. SUT’un tüm kuralları geçerli. En büyük farklılık reçete kontrolde. Düzeltme için iade yok. Direkt kesinti yapılıyor. Örnekleme yok. Tüm reçeteler kontrol ediliyor. Düzeltme, iade yok. Bu nedenle çok kesinti oluyor. Doğru olan, mevcut SGK Protokolünün şartları ne ise sığınmacı reçetelerinde de o olmalı, aynısı uygulanmalı. Herkes açısından hakkaniyetin gereği bu.” 

“Bir dönem ödemeler çok fazla gecikti. 8- 9 ayları buldu. Şu anda ödemeler SGK’ya göre 2 ay daha gecikmeli oluyor. Ödemelerden %1 e yakın damga vergisi kesintisi oluyor. Kontroller Ankara Ertuğrul Gazi Sosyal Güvenlik Merkezi’nde özel bir birimde yapılıyor. Bedelleri bağlı bulunduğun İl Göç İdaresi tarafından yapılıyor.” 

Göçmen Sağlığı Birimi 

Bülent’le sohbetimiz bittikten sonra bölgedeki Toplum Sağlığı Merkezi/ Göçmen Sağlığı Birimi’ni ziyaret edip, görmek istedim. 

Göçmenler, birimin içerisi ve önünde kümelenmiş sessizce bekliyorlardı. Büyük çoğunluk kadınlar ve çocuklardı. 

Öncesinde ilginç şeyler dinlemiştim. Örneğin, bir erkek görevli, Suriye’ li sığınmacı annenin kucağındaki çocuğa aşı yaparken, kolu annenin koluna değdi diye, kocası tarafından şiddete uğramış. Böyle bir sürü şey… 

Birimde 3 doktor çalışıyor. 3'ü de Suriyeli.

Birimde çalışan Suriyeli Doktor A.H. ile tanıştım ve ayaküstü bir süre sohbet ettik. 

39 yaşında güler yüzlü, Türkçe konuşurken biraz zorlanan, konuşması gereken sözcüğü bulamadığında elindeki akıllı telefona başvuran sıcak bir insandı. Arapça, Almanca, İngilizce, Rusça biliyor. 

“Suriye’ de Çok İyiydim, Burada Geçinemiyorum” 

“Türkiye’ye 3 yıl önce geldim. Aslında Dahiliye uzmanıyım ama pratisyen doktor olarak çalışıyorum. Türkiye’ye Almanya’dan geldim. T.C. vatandaşı oldum. Almanya’da da çalıştım. Almanya’da da Rusya’da da oturma iznim var. Türkiye’ye çocuklarım için geldim. Burada yetişsinler istedim. Evliyim, 4 çocuğum var. 1'i Türkiye’de doğdu. Eşim Rus ama Almanya vatandaşı. Annem Türk. Benim gördüğüm savaş bitince Suriyelilerin hepsi vatana dönmek istiyorlar.”

Devam etti: 

“Hiçbir yerde mutlu olamıyorum. Suriye benim vatanım. Orada dairem, kliniğim var. Suriye’de hemen herkesin evi var, kiracı çok az. Geçinemiyorum. Ailemde eşim ve çocuklarım dışında bakmak zorunda olduğum insanlar var. Suriye’de çok iyi geçiniyordum. Günde 80 hasta bakıyorum, çok çalışıyoruz.” 

 

Not: Manşet fotoğrafı temsilidir.

Yazının orijinalini okumak için tıklayın