D.Zeyrek: Çözüm ilkeli, dürüst, objektif gazetecilik- MG ÖZEL

D.Zeyrek: Çözüm ilkeli, dürüst, objektif gazetecilik- MG ÖZEL

27 Ocak 2014 Pazartesi  |   MG Özel

Medya Günlüğü'nün "Pazartesi Söyleşileri"nin bu haftaki konuğu, kısa süre önce göreve gelen Hürriyet'in Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek. Hürriyet'in gündem belirleyen, gündemi sürükleyen bir gazete olduğunu belirten Zeyrek, " O yüzden Hürriyet'in yaptığı hatalar da, başarılar da bir çarpan etkisiyle değerlendirilmek zorunda"diyor. Bazı siyasetçilerin gazetecilere mesleklerini öğretmeye çalışmasını eleştiren, basın özgürlüğü alanında sıkıntı çekilse de artık hiçbir gerçeğin saklı kalmadığını belirten Zeyrek Medya Günlüğü'nün sorularını şöyle yanıtladı:

 

-Eskiden de vardı ama özellikle yolsuzluk operasyondan sonra daha da belirginleşti, bir çeşit "militan" gazetecilik ortaya çıktı. Yani, hangi tarafta olursa olsun, görüşünü militanca savunan gazeteciler var...Bu değerlendirmeye katılır mısınız?

 

-Tabii, "militan gazetecilik", ağır bir ifade. Bunun yerine "tarafgirlik" demek daha doğru olabilir. Çünkü işin militanlık boyutuna varan kısmı biraz daha marjinal kalıyor. Önemli olan ana akım medyada bunun nasıl tarif edileceği. Ana akım medyada da, daha çok militanlık ötesinde, daha katı bir taraflı yaklaşım var bence. Ama bu nerede durduğunuza bağlı. Yani bugün hükümete yakın denilen bir gazetede çalışan da, mesela Doğan Grubu'nu taraf olmakla suçlayabiliyor. Bu sorunun aşılabilmesi için çok kolay bir yöntem var. O da gazeteciliğin temel ilkeleridir. Yani bizim gazetecilik yaparken nelere dikkat etmemiz gerekiyor? İşte, haber kurgusundaki meşhur 5N 1K kuralı vardır. İlkelilik, dürüstlük, doğru habercilik gibi katı kurallar vardır. Objektiflik ve adil olmak gibi gazeteciden gazeteciye dozu değişen özellikler vardır. Ben gazeteciliğin olması geeken eksenden uzaklaştığı sürece, her dönemde, hangi siyasal iktidar olursa olsun yaşanacağı kanaaatindeyim. Yani gazeteciler bu ilkelerden vazgeçmezse, hükümette kim olursa olsun biz böyle tartışmaları yaşamayız. Objektiflik neyi gerektirir? Olayın bütün taraflarına eşit mesafede olup, olayın bütün taraflarını duyurmayı gerektirir. Adil olmak neyi gerektirir? Eğriyle doğruyu gösterebilmeyi gerektirir. Bunları yapanların bir tarafın yanında görünmesi doğal çünkü bir tane gerçek vardır, bir tane doğru vardır. O gerçek başka bir tarafın işine gelmeyebilir, yine militan gazetecilikle, taraftarlıkla vs. suçlanabilir ama bence esas olan bizim hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimiz, vazgeçmememiz gereken şey budur; adil olmak, özgür olmak, objektif olmak... Bunlara uyduğumuz sürece de bu tartışmaların boşa çıkacağına inanıyorum. Ama Türkiye'deki genel manzara bunlara fazla uyulmadığı ve taraftarlıkların çok belirginleştiği yönünde.

 

-Aslında Türkiye gazeteciler için hiçbir zaman özgür bir ülke olmadı, en azından bizim gazetecilik yaptığımız dönemde. Bu dönemi geçmiş dönemlerle karşılaştırdığınızda nasıl bir fark görüyorsunuz? Ya da bir fark görüyor musunuz? 

 

-Bir kere şunu söylemek lazım: Ben 93-94 döneminde başladım, Türkiye'nin en karanlık dönemiydi. Gazete binaları havaya uçuruluyordu, gazeteciler öldürülüyordu. Bugün 2014 yılındayız, aradan 20 yıl geçmiş. 20 yılda insan bir gelişme bekliyor ister istemez. Hem ülkenin demokrasiye daha çok yaklaşması yönünde hem Avrupa Birliği (AB) süreciyle yoğunlaşan bir özgürlük beklentisi, temel hak ve hürriyetlerin kazanımı meselesi söz konusu olduğu için çıtamız da ister istemez yükseliyor. Yani bundan 20 yıl önce basın özgürlüğü konusundaki hassasiyetimizle bugünkü hassasiyetimiz aynı değil. Dolayısıyla o zaman "kader" diye görüp katlandığımız şeylere bugün katlanamayabiliyoruz. Ama uygulamalara bakıldığında, yani yöntemler değişebiliyor, içerik değişebiliyor ama basın üzerinde her zaman bir tahakküm arayışı olabiliyor. İnsan hissediyor ister istemez...Bu gazetecinin nerede durduğuna da bağlı. Ne beklediğine bağlı. Çok para kazanmak istiyorsa, çok hırsı varsa, çok yükselmek istiyorsa, kimine göre baskı olan şeyi o doğal karşılayabilir ama mesele burada siyasetçilerin gazetecilere gazeteciliği öğretme aşamasına gelmesi. Bunu geçmişte de duyuyorduk, şimdi de duyuyoruz...Bir siyasetçi çıkıp, "Bu nasıl haber!"diyor. Ya da "Niye bu haberi yaptın" diyor. Zaten biz doğru habercilik yaptığımızda, yani o 5N 1 K kuralı sorusunun yanıtları haberimizde oldukça biz siyasetçinin bu sorusuna yanıt veririz. Burada en ciddi tehlike otosansür tehlikesi, sansürden daha tehlikeli. Türkiye'de ne yazık ki bundan hiçbir zaman kurtulamadık biz gazeteciler. Dozu, şekli, içeriği farklı olmakla birlikte ben açıkçası basın özgürlüğü mevzusunun en azından benim gazetecilik yaptığım son 20 yılda ciddi bir sorun olarak devam ettiği yönünde. Kimi zaman artıyor,  kimi zaman azalıyor. Ama tabii sosyal medyayı da artık dikkate almak lazım. Çağın gelişmelerini, bilgi toplumu olma özelliğini de dikkata almak lazım. Artık bu ortamda hiçbir şey gizli kalmıyor. Gazeteciler değişik nedenlerle bu sansürden, otosansürden etkilense de, basın özgürlüğü sıkıntı yaşasa da, hiçbir gerçek artık saklı kalmıyor, bunu da kabul etmek lazım. Özellikle, siyasetçilerin, devleti yönetenlerin bunu kabul etmesi lazım...Şöyle özetleyebilirim: Gazetecilerin görevi halkın haber alma hakkını sağlamaktır. Gazetelerin görevi siyasi partilerin ya da hükümetlerin propagandasını yapmak değildir. Manzaraya bakarsak bu sorunun yanıtı da net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bugün gazeteler halkın öğrenmesi gereken, duyması gereken her şeyi haber yapıyor mu yoksa belirli partilerin, hükümetlerin ya da devletin propaganda aracına mı dönüştü? Bu sorunun yanıtı neyse, şu anda memleketteki baısn özgürlüüne ilişkin tablo da odur.

 

-Peki siz kendinizi baskı altında hissediyor musunuz?

 

-Şöyle bir durum var: Yeni görevim nedeniyle henüz daha onun ayırdına varamıyorum. Çünkü Türkiye'nin "Amiral Gemisi" denilen bir gazete... Evet ben 18 yıldır Doğan Grubu'nda çalışıyorum ama Hürriyet bambaşka bir mecra. Şu ana kadar hissetmedim açıkçası. Ama hassas olduğumu, daha dikkatli olduğumu, hata yapmamak için gayret ettiğimi söylebilirim.

 

 

-Aslında bu soruyu soracaktık, "Amiral Gemisi"nin Ankara temsilcisi olmak nasıl bir duygu? Nasıl sorumluluklar yüklüyor omuzunuza? Örneğin, Radikal'den farkı ne?

 

 

-Hürriyet'in büyüklüğünden kaynaklanan şeyler var. Açıkçası, Radikal'le Hürriyet arasında habercilik açısından çok büyük fark yok ama Radikal'de tolere edilebilen şeyler Hürriyet'te bazen tolere edilemiyebiliyor. Hürriyet bir şekilde gündem belirleyen, gündemi sürükleyen bir gazete. O yüzden Hürriyet'in yaptığı hatalar da, başarılar da bir çarpan etkisiyle değerlendirilmek zorunda. Radikal'deki küçük bir hata Hürriyet'te çok daha büyük bir hata gibi algılanabilir. Çok göz önünde olmak, bir grubun temsilcisi sayılmak Hürriyet'te çok daha büyük sorumluluklar yüklüyor. Radikal mesela "evin asi çocuğu" gibi muammele de görüyordu özellikle siyasetçilerden. Ama Hürriyet'te öyle bir lüks yok çünkü Hürriyet eski Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün deyişiyle makul çoğunluğun gazetesi. Ama gazetecilik açısından çarpan etkisi çok büyük bir gazete.

 

-Radikal'in son durumu nedir?

 

- Ekonomik gerekçelerle küçüldü. Ankara'daki büroda sadece temsilci kaldı, İstanbul'da da küçüldü ama kadroların bir kısmı Hürriyet Gazetesi'ne kaydırıldı ve Hürriyet'te şu anda havuz uygulaması var. "Hürriyet Dünyası"diye tanımlanan yeni çağın gazeteciliğin içinde online, baskı, tablet vs gibi bütün mecralarda o "conversion" (dönüşüm) denilen sürecin yansımaları var.

 

-Az önce sosyal medyadan söz ettiniz. Gazeteciler olarak sosyal medyayı nereye koymamız gerekiyor? Sonuçta o mecranın hızıyla yarışmak mümkün değil ama biliyoruz ki, sosyal medyadaki bilgi ham, kontrol edilmemiş bilgi. Doğru da çıkmayabiliyor...

 

-Sosyal medyayı bir gazeteciler açısından değerlendirmek lazım, bir de vatandaşlar açısından... Gazeteciler için önemli bir istihbarat kaynağı olabilir ama gazeteciler başka istihbaratı nasıl değerlendiriyorsa sosyal meydadan gelen istihbaratı da öyle değerlendirmek zorunda. Yani gerçekliğini teyit etmeden herhangi bir şekilde kullanmamalı. Bu çok kesin bir kural. Vatandaşın da sosyal medyada yaratılan efsanelerden yola çıkarak gündem peşine takılmaması lazım. Ne yazık ki, bu mecrayı kötü niyetli kullanan on binlerce insan var. Orası bir şekilde propaganda zeminine de dönüştü. Yani "Arap Baharı"nı ortaya çıkaran haberleşme yönteminden çıkıp "kim haklı kim haksız" savaşlarının yaşandığı bir mecraya da dönüştü. Bu da tabii sosyal medyayı kirletiyor. Yani savaş büyüdükçe oradaki seviye de düşüyor. Benim 2010 yılında girdiğim Twitter'la bugünkü Twitter aynı değil mesela. O nedenle de daha az bakıyorum, daha az faydalanıyorum. Ama şu gerçeği de reddetmiyorum: Otobüste, metroda, evde, hatta, sinemada bile Twitter'a bakan insanlar var artık  Hangi kafeye gidersen, aynı masada dört kişi hepsi Twitter'a bakıyor. Bu gerçeği de kabul etmek zorundayız ama onu bir gazetecilik faaliyeti olarak algılamamak lazım. Sosyal medya teyide muhtaç bir alandır, oradaki bilgilerin konusunda çoğu zaman kuşkular oluyor ve propaganda ve yönlendirme amacıyla da son zamanlarda sık kullanılıyor, sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde böyle. O yüzden ne Twitter'dan vazgeçelim ne de Twitter'ı bizim gazetecilik faaliyetinin merkezine koyalım diyorum ben.

 

-Son 7-8 ayda bu ülkede çok önemli iki olay yaşandı. Biri Gezi olayı. Diğeri de son rüşvet ve yolsuzluk operasyonu. Medyanın bu iki olayda nasıl bir sınav verdiğini düşüyorsunuz?

 

-Şöyle bir sınav verdik: Medyanın bir kısmı ölen çocukları değil camları kırılan otobüsleri verdi. Bir kısmı da otobüsleri değil sadece ölen çocukları. Bir kısmı ise, iki tarafı da vermeye çalıştı. Biraz önce söylediğim gibi,  gazetecilikte objektiflik esas olduğu zaman olayı bütün çıplaklığıyla yansıtmak gibi bir göreviniz var. Bu mesleğin İngilizce'deki karşılığı "reporter", yani rapor eden. Biz olayın sadece bir boyutunu rapor edersek, halkın haber almasını sağlarken gördüğümüzün tamamını değil bir kısmını halkın karşısına çıkarırsak  bu doğru bir gazetecilik yöntemi değil. En başta söylediğim  o gazetecilik duruşu ne yazık ki yüzde 100 gerçekleşmedi. Propaganda yaklaşımı gazetecilik yaklaşımının önüne geçti. Yanlışlar süreci zorlaştırdı. Kayıtsız kalınamayacak bir süreçti o. Dünyanın her yerinde gazeteciler için takip edilmesi, yansıtılması gereken bir süreçti ama son dönemlerde ülkedeki kutuplaşma orada da kendini gösterdi. Ortada durup adaletli şekilde, "Polis orantısız güç kullandı" da demek lazım, bazı vandal grupların kamu mallarına zarar verdiği, barışçıl gösteride olmaması gereken unsurlara başvurduğunu da söylemek lazım. O açıdan çok başarılı bir sınav vermedi Türkiye'de medya.

17 Aralık mevzusunda da, ben Radikal ya da Hürriyet açısından söylemiyorum çünkü iki tarafa da bir yakınlığımız olmadı. Benim 17 Aralık'tan beri Hürriyet'te çalışıyorum- böyle bir tesadüf oldu- gerçekten kılı kırk yararak gazetecilik yapıyoruz. Bilgi kirliliğinden mümkün olduğu kadar kaçıyoruz. Elimize gelen bilgileri bütün taraflardan teyit ediyoruz, teyit edemediklerimizi yazmıyoruz, atlamayı göze alıyoruz. Ama bir tarafta da basının bir kısmı işin yolsuzluk kısmına girmiyor, sadece paralel bir devlet ayaklanması ve hükümetin onunla mücadelesi gibi yansıtıyor. Ona da bakıyoruz, eğer bir savcı başka birinin olanaklarıyla tatile gidiyorsa, o da bizim için haber. Dolayısıyla onu da haberleştiriyoruz. Hukukun dışına çıkılan durumlar varsa onu da haber yapıyoruz. Hiçbir şey sadece siyah ve beyaz değildir ve gazetecilik açısından bu çok önemlidir. Gazetecilerin gri alanlarda da dolaşması gerekiyor. Öteki türlü bir taraftar paketine sarılıp sadece onun üzerinde tepinmek zorunda kalırız. Bizim görevimiz doğru neyse, gerçek neyse onu bütün çıplaklığıyla vatandaşa ulaştırmak, bu kadar. Başka bir siyasi tarafı yok, kim nasıl etkileri yok.

 

-Gazeteciliğe ilk başladığımız dönemde, televizyon bu kadar yaygın değilken, rekabetin itici güçlerinden biri de özel haberdi. Sonradan bu gelenek ortadan kalmaya başladı, herkes aynı ajans haberini kullanır oldu. Siz şimdi sorumlu bir görevde bulunan bir gazeteci olarak bu konuda ne yapacaksınız?

 

-Bazı gazetelerin ortaya çıkardığı haberleri devam ettirmek durumda kalıyoruz. Gazetecilikte buna fikri takip diyoruz. Bu sırada rekabetin etkisiyle o özel haberlere yeni özel eklemeler yapılabiliyor. Ama benim görüşüm bu tür olayda o özel haberin ilk kaynağını hatırlatmakta hep yarar var. Yani birisi bir araştırmacı gazetecilik faaliyeti yürütmüşse ve sonucunda çok önemli bir haber ortaya koymuşsa onun emeğine saygı göstermek bizim boynumuzun borcu. Dolayısıyla o özel haberlerin internet sitelerinin ya da gazetelerin kendi özel haberiymiş gibi sunulması çok da etik değil. Eminim bunu Hürriyet'in ombdusmanı Faruk Bildirici'ye sorsanız eminim o da aynı şeyi söyler. Benim için Radikal'de de böyleydi. Özel haber bence şu anda gazetelerin online gazetecilik karşısında en büyük hayat kaynağıdır. Eğer basılı gazeteler yaşamlarını sürdürecekse, bu yarışta online sitelere, internet sitelerine yenilmeyeceklerse bunu özel haberlere borçlu olacaklar. Onun için ben Radikal'de çalışırken arkadaşları özel haberlere, ses getirecek haberleri araştırmaya, bulmaya yönlendiriyordum. Şimdi Hürriyet'te de zaten çok güçlü bir ekip var Ankara'da. En iyi, en kapsamlı, en başarılı bürolardan biri olduğunu, hatta en iyisi olduğunu söyleyebilirim. Diğer gazetelerdeki meslektaşlarım buna karşı çıkabilir ama gerçekten yarışılması zor bir büro Hürriyet'in Ankara Bürosu. Bunu geçtiğiniz bir ay küsur sürede farkettim. Hürriyet'in gücü de var bunda. Onun gücü muhabir arkadaşlara büyük katkı sağlıyor. Ayrıca, benim de buradakien büyük hedefim de gündemi belirleyen, gündemi sürükleyen bir Ankara bürosuyla, o büronun bir parçası olarak çalışmak şu andaki en büyük hedefim o. Çünkü büyük bir sinerji oluşmuş, Hürriyet Gazetesi bu konuda çağı yakalamış. Amerika'da, Almanya'da medya yeni döneme nasıl ayak uydurmuşsa, hatta Hürriyet, Radikal'i dahil ederek söylüyorum. Bu gazetenin yönetiminden en alt seviyeye kadar gerekli görev dağılımı, sorumluluklar vs. Çok yerine oturmuş ve başarılı olacağı da şu ana kadar verdiği sınavdan belli diyebilirim.

 

-Bir de son olarak, gazetelerin en büyük sıkıntısı elektronik medyayı paraya çevirememeleri. Bu konuda Hürriyet'te bir ilerleme var mı?

 


-Bu konuda basılı gazeteyle baş edilemez. Mesela Almanya'da Bild gazetesi 300 bine yakın tiraj kaybetmiş, buna karşılık internet sitesi iki milyona yakın tık almış, yani yedi katı. Ama 300 binle kaybettiği gelirin 10'da biri bile internetten gelmemiş. Reklam verenler bedava mecraları fazla tercih etmiyorlar. Ona bir formül bulmak gerekiyor, basılıyı yakalaması çok zor görünüyor.

 

-Son soru demiştik ama...Yılbaşından bu yana medyada işten çıkarmalar yaşanıyor. Hürriyet'te durum ne?

 

-Ben geldikten sonra çıkan olmadı, sadece spor müdürü ayrıldı. Onun dışında Radikal'den 3 kişiyi Hürriyet'e aldık. Öyle bir kadro daralması söz konusu olmadı.

 

 

27.1.2014

 

Etiketler:  Eleştiri Medya