Dünyayı yöneten ajansın öyküsü

Dünyayı yöneten ajansın öyküsü

27 Kasım 2019 Çarşamba  |   Günlük

1848 yılının Mayıs ayı başında New York’un 6 gazetesini temsil eden 10 adam, New York Sun gazetesinde bir masanın etrafına toplanmış hararetli şekilde tartışıyordu... 

Birbiriyle düşmanca rekabet halindeki bu altı gazetenin temsilcilerini bir araya getiren Journal of Commerce’in patronu David Hale’di. Dindarlığıyla bilindiği için diğer patronların ‘vaiz’ dedikleri Hale’in amacı, bir buçuk yıl kadar önce New York Morning Herald’ın patronu James Gordon Bennett ile kurduğu iş birliğine, New York medyasının diğer 4 büyük grubunu da katmaktı.

1846’da kurulan işbirliği ile oluşturulan atlı ulak sistemiyle, Meksika Amerika savaşının gelişmeleri ABD Posta servisinden daha hızlı şekilde New York’a iletiliyordu. Hale, bundan aldığı ilhamla, şehir dışı ve dünya haberlerini daha etkin ve fazla şekilde yansıtabilecek bir ortak haber havuzu oluşturulmasını sağlamak istiyordu. 

Hale, konuyu toplantıdakilere açtı. ‘Dünyada şehrimizi ilgilendiren çok fazla gelişme oluyor’ dedi ve bu gelişmeleri özetledi. Avrupa devrimlerle çalkalanıyor. ABD – Meksika Savaşı’ndan gemiler, telgraf ya da atlı ulaklarla gelen haberlerin maliyeti yüksekti. İki savaş kahramanının çekişeceği ABD başkanlık seçimi mücadelesi başlıyordu. Kölelik karşıtı mücadele de ABD çapında hızla büyüyordu. Demiryolu ağı Chicago’dan Batıya doğru ilerliyordu. Mormonların, Salt Lake civarında kendilerine bir devlet (Utah) kurduğu haberleri geliyordu. Bu özetten sonra David Hale, sözü asıl büyük probleme getirdi. Telgraf haberleri her haber kurumu için bir problem teşkil ediyordu. Her haber kurumu ayrı ayrı telgraf haberlerini kullanıyor ve her biri telgraf şirketine ayrı ayrı para ödüyordu. 

New York gazetelerinin tümüne, tek bir telgraf hattı hizmet veriyordu. O telgraf istasyonu ise Hudson Nehri’nin öteki yakasında New Jersey sahilinde yer alıyordu. Telgraf istasyonuna o gün ilk ulaşan haber kurumu şanslıydı. Diğerleri sıralarını beklemek zorundaydı. Mors alfabesiyle gelen haberi, görevli, gazete görevlisine çeviriyor o da New York’taki ofise yetiştiriyordu. Telgraf şirketi gazetelerden ciddi bir para tahsil ediyordu. Hale, uzaktan gelen telgraf haberlerinin gazetelere maliyetinin daha da artacağını söyledi. Telgraf şirketlerinin, ‘abonelik’ sistemi getirmeyi düşündükleri yönündeki söylentilerden söz etti. Ve asıl büyük tehdide dikkat çekti: Yakında bu telgraf şirketlerinin istemediği hiç bir haberin ülkeye yayılmayacağını belirtti. Haberin tekeli bu şirketlerin eline geçecekti. 

İşbirliğine en mesafeli gazete olan Courier and Enquirer’ın patronu James Webb’in asistanı –ki 3 yıl sonra ayrılarak New York Times gazetesini kuracaktı- Henry Jarvis Raymond, patronunu dışarı çıkarıp ikna etti. İçeri geri girdiklerinde, Webb’in yüzünde New York’taki büyük gazete savaşlarının sonuna gelindiğinin işareti vardı. Dünyanın ilk ‘haber kooperatifi’ kurulmuştu. Bu ortaklığa ‘New York Associated Press (New York Birleşmiş Basını)’ adını verdiler. Ortaklığı yönetecek , "general agent" (genel temsilci) makamı oluşturuldu ve Journal of Commerce’ten Gerald Hallock ilk genel temsilci olarak seçildi. 

Haber toplamayı ve 6 gazeteye dağıtmayı koordine edecek bir komite kuruldu. Avrupa’dan gelen gemiler ile en kısa seyir süresine sahip Kanada’nın Halifax limanındaki bir şirketle anlaşıldı. Gemilerin Avrupa’dan getirdiği haberleri, telgrafın en kuzey istasyonu olan Boston’a hızla ulaştıracak bir atlı ulak sistemi kuruldu. Ortaklıkla elleri güçlenen gazeteler, haberlerin New York’a geçilmesinde makul yeni bir ücret için Telgraf şirketiyle masaya oturdu ve başarılı oldular. O yaz, bu 6 gazete temsilcisi, kurdukları ortaklıkla elde ettikleri haberleri, başka şehirlere ve gazetelere de ücret karşılığı paylaşarak gelir elde edebileceklerini farkettiler. Philadelphia Public Ledger ve Baltimore Sun ilk müşterileri oldu. 

Bir süre daha sadece dünya haberleri servis eden AP, abone gazete sayısı artınca, ülke içi haberleri de servis etmeye başladı. Ülke genelinde ‘telgraf muhabirleri’ ortaya çıkmıştı. Artık, AP’nin kurumsallaşmaya ve sistem kurmaya ihtiyacı vardı. Aslında bir tıp doktoru olan ama sonradan gazeteciliğe merak salmış Dr. Alexander Jones aradıkları adamdı. Jones, AP’nin sonraki 20 yıl boyunca merkezi olacak bir ofis tuttu. Telgraf maliyetini oldukça düşüren şifreli kodla haberleşme yöntemini oluşturdu. Ülke genelinde ‘ajansa’ çalışacak ‘agent’lar (temsilciler)’ işe aldı. 

California’ya göç ve altına hücum günleri, AP için oldukça canlı bir haber kaynağı oldu ve etkinliğini artırdı. Aynı yıl yapılan başkanlık seçimindeki haberleri ise AP’yi artık etkili bir haber kaynağı haline dönüştürdü. 

Günümüzde AP, ABD’dekilerin dışında 120 ülkedeki 243 bürosunun haber akışı ile küresel haber akışının önemli bir kısmını gerçekleştiriyor. Dünya nüfusunun yarısı, her gün en az bir AP haberini okuyor, dinliyor ya da seyrediyor. 

Ancak küresel bir deve dönüşecek bu haber kooperatif fikrini ortaya atan ve kuruluşa ön ayak olan adam projenin yaşama geçmesini bile göremedi. David Hale, 1848 Mayıs’ında New York Sun bürosundaki o ünlü toplantıdan bir ay sonra felç geçirdi. 6 ay sonra da öldü. 

Küresel haberin 3 büyükleri 

AP günümüzde ABD çapındaki 1500 gazetenin ve 5000’den fazla radyo istasyonu ile televizyon kanalının üye olduğu kar amacı gütmeyen bir haber kooperatifi. Bu kooperatifin üyeleri olan gazete ve televizyon kanalları verdikleri oylarla, ajansı yöneten 18 sandalyeli AP Genel İdare Kurulu’nu belirliyor. 

AP’nin bugün dünyada iki büyük rakibi var; İngiliz Reuters Haber Ajansı ve AFP yani Fransız Haber Ajansı.  Charles-Louis Havas adlı bir çevirmenin 1835 yılında kurduğu ‘Havas Ajansı’nın 1850’lerde dönüşmesiyle oluştuğu için AFP dünyanın en eski haber ajansı kabul ediliyor. İkinci Dünya Savaşı yıllarından bir süre devlet kurumu olarak çalışan AFP, 1957 yılında çıkarılan yasa ile devletten bağımsız hale getirildi. AFP halen bir CEO ve 15 üyeden oluşan bir yönetim kuruluna sahip bir şirket konumunda. Yönetim kurulu üyelerinin 8’i Fransız medyasının temsilcileri, 2’si AFP çalışanları, 2’si devlet radyo ve televizyonlarından seçiliyor. Sadece 3 üyeyi Fransız devleti belirliyor. Bu 3 üyeden birini Fransa Başbakanı, birini Finans Bakanlığı ve birini de Dışişleri Bakanlığı seçiyor. Kurul 3 yılda bir CEO seçiyor. Ajansın ayrıca, siyasi iktidardan mutlak bağımsızlığını ve tarafsızlığını denetleyen bir de üst konseyi var. Yayın politikasını ise Fransız basınının kıdemli gazetecilerinin üyesi olduğu bir kurul belirliyor. 1957 tarihli yasaya göre, AFP’nin, hükümetin etkisi altında kalmaması için Fransız hükümetinden doğrudan para kabul etmesi yasak. 

Reuters haber ajansı ise Alman kökenli Paul Julius Reuter tarafından 1851 yılında Londra Borsasında piyasa haberlerini vermek için kuruldu. Baron Reuter, aslında 2 yıl önceden elektrik telgraf ve güvercin postası kullanarak ajansının prototipini kurmuştu.

Daha sonra kurduğu Reuters Telgraf şirketi ise haber ajansının kısa sürede büyümesine yol açtı. 2008 yılında Thomson medya şirketi ile birleşerek Thomson Reuters adını aldı. Reuter ailesinin yaşayan son üyesi Barones Marguerite Reuter 2009 yılı ocak ayında 96 yaşında hayatını kaybetti. 

Reuters haber ajansı da, ‘objektifliğe’ verdiği değerle biliniyor. Örneğin objektiflik gereği haber dilinde ‘terörist’ kelimesini kullanmaması özellikle 11 Eylül’den sonra çokça eleştirildi. Bugün bile Reuters, ‘terörist’ kelimesini sadece haberdeki kişilerin açıklamalarını tırnak içinde aktarırken kullanıyor. 

Hükümete bağlı ajanslar 

Görece demokratik ülkelerde AP, Reuters ve AFP gibi devlet dışı haber ajansları gelişirken, otokratik ülkelerde 1900’lerin başından itibaren devlet haber ajansları kuruldu. Rus Çarlığı, 1904 yılında St. Petersburg Telgraf Ajansını kurdu. 1918’de Komünist yönetim Telgraf Ajansı ile Hükümet Basın Bürosu’nu birleştirerek Rosta ajansını oluşturdu. Rosta ise 1925 yılında TASS’a(Sovyetler Birliği Telgraf Ajansı) dönüştü. Günümüz Rusya’sında ITAR-TASS haber ajansı hala bir devlet kurumu olarak çalışmalarına devam ediyor. İktidarda kim varsa onun propagandasına hizmet ediyor. 

1931 yılında kurulan Kızıl Çin Haber Ajansı ise 1937 yılında adını Xinhua olarak değiştirdi. Xinhua Haber Ajansı başkanı, Bakan seviyesinde, ve ülkenin en güçlü isimlerini barındıran Çin Komünist Partisi Merkez Komitesinin doğal üyesi. 

1934 yılında Fars Ajansı olarak kurulan ve 1979 devriminden sonra İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı adını alan IRNA da İran Kültür ve İslami Rehberlik Bakanlığı’na bağlı bir resmi kurum statüsünde. 

Birer devlet kurumu olmaları, yöneticilerini hükümet belirlediği ve hükümet politikalarına organik bağlılıkları nedeniyle bu tür ajansların küresel medyada etkileri, doğal olarak oldukça sınırlı. Ülkelerindeki yerel gelişmelerde bakılan kaynaklar konumunun ötesine geçemiyorlar. 

Habere bağlı ajanslar 

Assoicated Press’i bugünkü modern  yapısına kavuşturan Genel Temsilcisi Melville Stone daha 1914 yılında, ‘’Associated Press’in mükemmel olduğunu söyleyemem. İnsan doğasının zaaflarını burada da görmek mümkün. Ancak, etik değerlere en üst seviyede bağlı olma ve dünyadaki gelişmeleri olabildiğince tarafsız ve gerçekçi verme uğraşından vazgeçmeyecek’’ diye yazıyordu. 

AP haber ajansının en temel prensiplerinden biri iç politikada tarafsızlıktır. AP kuralları gereği, çalışan ve yöneticilerinin hiçbiri, politik bir kurumun hiç bir atama veya görevlendirmesini kabul edemez. Daha önce politik bağı olmuş veya politikacılara danışmanlık yapmış hiç kimse bugüne kadar AP’de editoryal yönetici olamadı. AP çalışanları, kişisel sosyal medya hesapları da dahil, kamuya açık hiçbir platformdan bir siyasi parti veya politik karar lehinde veya aleyhinde açıklama yapamaz. Ajans çalışanlardan her hangi birinin eşi, kardeşi, anne-babası veya bir yakını politikacıysa bunu önceden editörlerine bildirmek zorunda. Aksi halde çıkar çatışması nedeniyle kurumla ilişiği kesilir. 

AP çalışanları ve muhabirleri, şirketlerin ve devlet kurumlarının ücretsiz gezilerine asla katılamazlar. Sadece haber değeri olan gezilere, ”gezinin bütün medyaya yönelik olması ve ücretlerin ajans tarafından ödenmesi” şartıyla muhabir gönderilir. Eğer, röportaj şansı sadece bir özel uçağın içinde mümkün olacaksa bile, uçağa ücretsiz binilmez, jetin sahibine normal bir yolcu uçağı bileti ödenir. Yine ajans, hakla ilişkiler kurumlarının promosyon biletleri ile sportif, kültürel etkinliklere ücretsiz biletleri de kabul etmiyor. 

Elbette ki AP’nin yüzde yüz objektif bir ajans olduğu iddia edilemez. 5 yıl önce, haberlerin yanı sıra ‘analiz’ de servis etmeye başlaması da bu konudaki tartışmaları da alevlendirmişti. 

Ama kesin olan bir şey varsa o da Assoicated Press haber ajansının Beyaz Saray’dan bağımsızlığı. AP, tarihi boyunca, ABD yönetimlerini oldukça zor durumda bırakan bir çok haberi servis etmekten çekinmedi. Örneğin son olarak bu hafta, ‘milli bir konu’ demeyerek, ABD’nin Castro rejimini yıkmak için bu ülkedeki çok gizli faaliyetlerini ifşa eden bir haberi servis etmekten çekinmedi. AP’nin efsane yayın yönetmenlerinden biri olan Walter Mears, 1970’li yıllarda Pentagon Belgelerinin medyada yayınlanmasından sonra Nixon yönetiminin savaş belgelerinin devlet sırrı olduğu gerekçesiyle yayınlanmasını engelleme mücadelesi sırasında, gazetecilerin yanında saf tutacak ve Mears’ın ‘’yönetimin işi sırlarına sahip çıkmak, biz gazetecilerin işi ise o sırları bulup yayınlamaktır’’ sözü medya tarihine geçecekti. 

İşte bundan dolayı da AP’yi ABD yönetimlerinin gözünde diğer medya kurumlarından ayıran hiçbir yönü yok. ABD başkanları diğer medyadan ne kadar nefret ediyorsa AP’den de aynı ölçüde hazzetmiyor. AP de diğer medya kurumları gibi mesafeli olunması gereken bir kurum onlara göre. 1977 yılında Sovyetler Birliği’nin AP’nin Moskova muhabirini sınır dışı etme kararına ABD’nin ne tepki vereceği sorulan Beyaz Saray Sözcüsü Jody Powell’ın şu şakalı yanıtı da bunun bir göstergesi: 

‘’Sovyetlerin bir AP muhabirini sınırdışı etmesine misilleme olarak biz de bir AP muhabirini sınır dışı edeceğiz’’.

(Celal Tunçdemir, amerikabulteni.com)