Dolar neden yükseliyor?

Dolar neden yükseliyor?

14 Ağustos 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

Aslında manşetlerde bu şekilde yer alsa da sorunun aslı Türk lirasının değer kaybetmesi. Cumhuriyet tarihimiz boyunca hiçbir zaman önemini kaybetmeyen bir sorun bu. Sebebi ise çok basit: Türkiye bugüne kadar döviz kazançlarını döviz harcamalarının üzerine çıkarmayı başaran bir ülke olamadı. 

Konuyla ilgili görüş açıklamaya bir nebze olsun hakkım ve haddim olduğunu düşünüyorum. Sevdiğim ve çok şey borçlu olduğum Hazine Müsteşarlığı'nda 22 sene hizmet verdim ve bunun önemli bir bölümü kambiyo politikalarına ilişkin dairede uzman ve yönetici olarak geçti. 

Biraz geriye gidecek olursak, Türkiye Büyük Millet Meclisi zamanın ihtiyaçlarını dikkate alarak ve İsmet İnönü’nün Meclis konuşmasındaki ifadesiyle TL’nin değerini bir namus sorunu gibi ele alarak 1930 yılında 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun çıkarmıştı. Bu kanuna istinaden bugüne kadar Bakanlar Kurulu ve daha sonra da Cumhurbaşkanlığı Kararları ile döviz mevzuatı bugüne kadar geldi.  

Türk lirasının değerine etki eden faktörler açısından bu kararlar ve bunların, uygulanan ekonomik modellere göre dönüşümü elbette ki önemli. Ama tarihimiz boyunca yaşanan gelişmelere bakıldığında Merkez Bankası’nın kur ve özellikle faiz politikası, Türkiye ekonomisinin performansı ve en önemlisi de yönetim istikrarı ve performansı belirleyici unsurlar oldu. 

Türkiye'de dövizin mülkiyeti kime ait olursa olsun kontrolünün devlete ait olduğu 17 sayılı Karar dönemlerinde de, 80'lerden sonra liberal anlayışın ve serbest sermaye hareketlerinin benimsendiği dönemlerde de, döviz bolluğunun yaşandığı 2000'li yıllarda da konuya köklü bir çözüm getirilemedi ne yazık ki.

Yani döviz sorunu bizim ezeli bir sorunumuz ama ebedi bir sorun olmak durumunda değildir. Yeter ki doğru politikalar uygulansın.

Türk lirasının değer kaybetmesinin temelinde birkaç önemli faktör var. Bunlardan birincisi genel olarak baktığımız zaman Türkiye'nin tasarruf açığı olan ve dolasıyla sermaye girişlerine bağımlı, ayrıca döviz kazançlarının döviz harcamalarının gerisinde kalan bir ülke olmasıdır. Bu gerçek hiç değişmedi. Türkiye ne zaman ki ihracatını gerçek anlamda artıran, gerçek bir sıçrama yapan bir ülke haline gelirse (örneğin Kore, Japonya, Çin gibi) o zaman bu sorunun da çözülmüş olduğunu göreceğiz.  

İhracatın artırılması yanı sıra Türkiye mutlaka kendi yerli üretimini güçlü kılmak, birçok konudaki ithalat bağımlılığını azaltmak durumunda. Yine Türkiye'nin enerji bağımlılığı da buna etki ediyor. Yerli enerji kaynaklarını artıracak, enerji fiyatlarının ekonomiye yönelik olumsuz etkilerini bertaraf edecek bir duruma gelmemiz gerekiyor. 

Teknolojik dönüşüm ve eğitim sistemi ile ilgili konuların da bu konuyla ne kadar alakalı olduğunu söylemeye gerek yoktur sanırım.  

Dolayısıyla ilk yapılması gereken ve başarılması gereken bunlar. Yoksa kambiyo düzenlemelerinin sıkı olduğu ya da esnek olduğu her durumda aslında biz bu sorunları yaşadık. 

Ayrıca Türkiye'de hükümet politikalarının, yönetim anlayışının ve istikrarının başarısızlığa uğradı dönemlerde de kur dalgalanmalarını gördük. 70'lerdeki sıkıntılı ortamda, Demirel-Ecevit arasındaki tartışmalarda, memleketi 70 sente muhtaç ettiğiniz söylemlerinde hep bu konular vardı. 1980’lerde ve 90’larda da benzer tartışmalar ve döviz sorunları yaşandı. 

Dolayısıyla Türkiye tasarruf açığı olan ve dışarıdan döviz girişine bağımlı olan bir ülke olduğuna göre ve şu ana kadar bu sorunu çözemediğimize göre iki önemli koşulun sağlanması gerekiyor. 

Bunlardan birincisi Türkiye'nin kurumsal yönetim yetkinliği, güveni ve istikrarı. İkincisi de özellikle Merkez Bankası'nın faiz politikaları ve makro istikrar. Diğer konuları geçiyorum ama bugün herkesin gayet yakından bildiği bir konu olan ve birçok iktisatçı tarafından da gündeme getirildiği gibi Merkez Bankası'nın faiz politikaları hayati önemde. Bugünkü piyasacı ve sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir dünyada faizi ideolojik tartışmaların içine çekip gerçek bağlamından koparmanın bir maliyeti olduğunu acaba ne zaman kabul edeceğiz?

Kurumsal yönetim becerilerinin üst düzeyde tutulması gerekiyor. Makro istikrarı sağlamış, Merkez Bankası politikalarında doğru bir yol tutturmuş ve yapısal anlamda kendi üretimini ve döviz kazançlarını ciddi olarak yukarılara taşıyan bir Türkiye’de bugün yaşadığımız değer kaybı sorunlarının olacağını düşünmüyorum. 

Türk lirası elbette değer kaybedebilecektir ama bunlar tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi makul sınırlar içerisinde gerçekleşecektir. Yani yukarıdaki tartışmaları bir tarafa bırakırsak bir paranın aslında değerini artıran gerçek şey ekonominin üretim gücü ve verimlilik artışlarıdır. Bizim dövizle ilgili yaşadığımız sorunlar ise izah etmeye çalıştığım gibi ne yazık ki başka sebeplerden kaynaklanıyor.

Yazının orijinalini okumak için tıklayın