Doğu Akdeniz'de 'sıcak çatışma' riski

Doğu Akdeniz'de 'sıcak çatışma' riski

3 Eylül 2020 Perşembe  |   Günlük

Türkiye ve Yunanistan’ın karşılıklı NAVTEX ilanları, Türkiye Yunanistan’la müzakere yapmayı umarken Yunanistan ve Mısır’ın münhasır ekonomik bölge antlaşması imzalaması, Oruç Reis’in Akdeniz’deki sismik araştırmalarına yeniden başlaması, Fransa-Yunanistan-İtalya-Güney Kıbrıs’ın askeri tatbikat yapması ve en son ABD’nin Güney Kıbrıs’a yönelik silah ambargosunu kaldırması Doğu Akdeniz’de yaz başında artan tansiyonun sonbaharda da devam edeceğini gösteriyor. 

Türkiye’de iktidar partisinden hemen her gün Doğu Akdeniz’le ilgili bir açıklama geliyor. Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘‘Çevresindeki her ülkenin hakkı olan Akdeniz'in zenginliklerinin üzerine adeta çökme çabası tam bir modern sömürgecilik örneğidir. Biz artık bu gölge oyunundan bıktık. Kendine bile hayrı olmayan bir devleti, Türkiye gibi bölgesel ve küresel bir gücün önüne atıp yem etmeye çalışmak, artık komik kaçmaya başladı’’ diyerek Yunanistan ve destekçisi ülkeleri eleştirmesinden sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, da Türkiye’nin Ege’deki komşusunu ‘‘Sadece Meis’te değil Ege'de ve Doğu Akdeniz’de de son zamanlarda kışkırtıcı adımlar atmakla’’ suçladı. 

Yunanistan’ı “müzakereleri kendi maksimalist amaçlarını gerçekleştirmek için bir zaman kazanma ya da kayda geçirme aracı olarak kullanmakla” suçlayan AKP Sözcüsü Ömer Çelik de Atina’ya başta Meis adası olmak üzere Doğu Akdeniz’deki provokasyonlarına son verme çağrısında bulundu. 

Fransa, Kıbrıs, Türkiye ya da Yunanistan’dan her yetkilinin yaptığı açıklama gerilimi daha da arttırıyor. Türkiye ve Yunanistan arasında artan tansiyon iki NATO ülkesi arasında sıcak temasa dönüşebilir mi? 

Yeditepe Üniversitesi’nden Dr. Deniz Tansi’ye göre, hiç istenmese de bu ihtimal masada duruyor.

VOA Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan Dr. Tansi, ‘‘Bu risk her zaman var. 87 Mart’ında da petrol arama konusunu hatırlayalım... İki ülke savaşın eşiğine gelmiş o zamanki Amerikan yönetiminin müdahalesi ile son anda savaşın eşiğinden dönülmüş, 1988 yılında Özal ile Papandreu arasında bir ‘Davos baharı’ yaşanmaya başlamıştı. Tabii bu çok riskli bir alan. Çok zorlanacak olursa hele Fransa gibi aktörler gelecek olursa o zaman bu NATO ittifakının ciddi olarak tartışılabileceği bir krize dönüşür. Savaş olmasa da bence NATO kendi etrafında küçük çatışmalarla dinamitlenebilir diye düşünüyorum. Bu bir kitlesel savaş olmaz doğru ama bir takım küçük çatışmalar yaşanacak olursa bu ciddi anlamda güven boşluğu ortaya koyar. NATO kağıt üzerinde devam etse bile içeriği boşaltılmış bir ittifaka veya bir örgüte dönüşebilir en büyük risk de budur. Bu riskten de en fazla faydalanacak ülkeler Rusya ve Çin’dir’’ dedi.

Yunanistan’ı, başta Fransa olmak üzere “Büyük Devletlerin” cesaretlendirdiğini düşünen Yeditepe Üniversitesi öğretim üyesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yaşadığı krizden çıkışı için İsrail’in anahtar rol oynayabileceği görüşünde:

‘‘Yunanistan’ın tek başına bu politikaları ortaya koyduğunu düşünmüyorum. Yunanistan’da geleneksel olarak söylenen ‘attraction policy’ var. Yunanistan asla Türkiye ilgili sorunlarını ikili sorun olarak gündeme getirmez. Bölgesel sorun olarak gündeme getirir ya da bir takım daha Büyük Güçler Yunanistan’ı ön plana alır. Bu gerilimin artması kimsenin lehine olmaz. Uluslararası ilişkilerde ebedi dostluklar ve düşmanlıklar yoktur, çıkarlar vardır. Suriye’de bir rejim değişikliği olsa ya da Mısır’da Mursi olsa başka türlü olurdu ama o köprünün altından çok sular aktı. Bu yalnızlık görüntüsünü bir yana bırakarak Türkiye’nin bazı ülkelerle diyaloga girebilmesi lazım. Gerek İsrail gerek Mısır bu kapsamda önemli -- ki Mısır ile de son zamanlarda çok perde önünde olmasa da daha bir kapı arkası diplomasinin devam ettiğini biliyoruz.’’ 

Başta Tamar ve Leviathan sahaları olmak üzere Doğu Akdeniz’deki doğal gazın Girit üzerinden Avrupa’ya aktarılması için 2 Ocak 2020’de İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs tarafından imzalanan Eastmed’in 6 milyar dolara mal olacak 2000 kilometrelik boru hattının finansman sorununu çözmenin mümkün olmadığını söyleyen Dr. Tansi, Türkiye ile İsrail arasında varılacak bu mutabakatla bu kaynağın Batı piyasalarına ulaştırılmasının sağlanabileceğini düşünüyor.

Rusya ve enerji uzmanı Aydın Sezer ise Akdeniz’deki şu an yaşanan gerilimde enerji kavgasının tali bir rol oynadığı kanısında. 

VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Sezer şunları söyledi:

 ‘‘Doğu Akdeniz’de zengin doğal gaz yatakları olduğuna inanılıyor. Bu konuda ABD’li kuruluşlarla da yaptığı çalışmalarla da çok ciddi kaynaklar olduğu ifade ediliyor. Fakat var olan kaynakların ticari anlamda bir rezerv haline gelebilmesi süreci çok farklı. Yani yaklaşık 10-12 yıllık bu süreçte bugüne kadar ki tüm çalışmalar sonucu Mısır, İsrail ve Güney Kıbrıs’taki üç sahadaki toplam ticarileşme değeri olan enerji miktarı şu anda sadece 1,8 milyar metreküp. Karadeniz’de bulduğumuz 320 milyar metreküplük kaynakla kıyaslarsak tüm Akdeniz’de bulunan enerji miktarı sadece 6 katı diyebiliriz. Aslında bugün için ticarileştirilmesi son derece güç ve iddia edildiği kadar da çıkartılması ve pazarlanması kolay olmayan bir enerji kaynağından bahsediyoruz. Ticarileşememesinin bir nedeni bölgedeki siyasi risk --özellikle Kıbrıs sorunu bağlamında gelişen siyasi risk. Gazın Avrupa’ya gitmesine ilişkili hem maliyet hem ticari risk... Ama bunlardan daha önemlisi derin deniz yataklarından doğal gaz çıkarmanın maliyeti. Yani bugünkü enerji fiyatlarıyla Doğu Akdeniz’de çıkarılacak gazın maliyeti 160-170 dolar mertebesinde. Oysa bugün piyasada ABD sıvılaştırılmış doğal gaz LNG 100 dolara alıcı buluyor. Bugünkü savaş aslında Doğu Akdeniz’deki gerilimin temel nedeni enerji değil egemenlik konusu’.

Peki, bu egemenlik kapışması bir Türk Yunan savaşına dönüşebilir mi? 

Sezer, iki tarafın da kaçınması gereken bir savaş olsa da çözümün masada bulunacağının altını çiziyor: 

‘‘Eğer Yunanistan Girit ve Rodos’ta karasularını genişletirse bu Türkiye için savaş nedeni. Böyle bir savaş olursa yine müzakere masası kurulacak. Diyeceksiniz ki 50 senedir müzakere masasına gidiliyor ama sonuç alınamıyor. Ancak bu masada bu kez Türkiye’nin antlaşma imzaladığı Libya ve Yunanistan’ın antlaşma imzaladığı Mısır da olacaktır. Bu da her iki taraf açısından işi zorlaştıracak. Bana kalırsa Türkiye’nin militarist politikayı terk etmesi gerekiyor. Eskiden Yunanistan’ın arkasında, diyelim, Avrupa ve ABD vardı şimdi İsrail ve bazı Arap ülkeleri de destekliyor. Doğu Akdeniz’de lehimize bir statüko vardı bu statüko dolayısıyla Mısır ve Yunanistan anlaşma imzalayamıyordu ve Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi anlaşma imzalayamıyordu. Benim düşünceme göre Libya Anlaşması’yla lehimize olan statükoyu bozduk gibi gözüküyor.’’ 

Türkiye’nin Meis konusunda haklı olduğunu zaten Mısır’ın da bu konuda Türkiye ile aynı tarafta olduğunu Yunanistan’la imzalamış olduğu antlaşmayla teyit ettiğini ifade eden Sezer, dış siyaseti iç siyasette kullandığını söylediği hükümetin Meis çevresindeki zaten hakkı olan deniz alanlarını uluslararası ölçekte de kazandığını söyleyerek iç siyasette bir ‘‘Meis zaferi’’ propagandası yapabileceğini de savundu.

(Hilmi Hacaloğlu, amerikaninsesi.com)