Doğu Akdeniz'de 'paylaşım savaşı'

Doğu Akdeniz'de 'paylaşım savaşı'

10 Haziran 2019 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Öncelikle, Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’de iki farklı sorunla karşı karşıya olduğunu belirtelim. Birincisi, Türkiye’nin Akdeniz’deki hukuki ve coğrafi hakları açısından deniz alanlarının paylaşımı konusu, diğeri ise, Kıbrıs sorunu bağlamında, Ankara'nın dolaylı yoldan müdahil olduğu Kıbrıs Rum Yönetiminin (KRY) adanın kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesi ilanı nedeniyle karşılaşılan sorunlar. Aslında birbirinden tamamen farklı olan bu iki sorun çoğu kez, hatta resmi tezlerimizde dahi tek bir sorun olarak ele alındığından kafa karışıklığına neden oluyor.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu paylaşım sorunu…

Ege denizinin aksine, Akdeniz’de çok sayıda muhatabımızın olması sorunu daha da karmaşık hale getiriyor. Akdeniz’deki kıta sahanlığımızın sınırlarıyla ilgili resmi tezimiz, hukuki ve coğrafi açıklamalar ve tanımlar çerçevesinde aşağıdaki haritada belirtilen şekilde (siyah çizgi) gösteriliyor. Bu harita Dışişleri Bakanlığımızın konuyla ilgili sunumlarında kullandığı resmi bir niteliğe de sahiptir. 

 

Yunanistan, Libya, Mısır, Kıbrıs ve Suriye ile yürütülecek karşılıklı müzakereler sonucunda, sonuç alınabildiği takdirde, kıta sahanlığımızın sınırları belirlenecektir. Yunanistan ile Ege Denizinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle, Mısır ile uzun süredir devam eden siyasi gerginlik nedeniyle, Libya’da iç savaşın hüküm sürüyor olması nedeniyle, Suriye ile diplomatik ilişkilerimizin bulunmaması dolayısıyla ve Kıbrıs Rum Yönetimini (KRY) de tanımadığımız için bugüne kadar muhatap ülkeler nezdinde somut bir gelişme sağlayamadık.

Öte yandan, son yıllarda bu konuda Mısır’a yönelik çağrılarımıza son derece sert bir dille olumsuz yanıtlar aldık. Geçtiğimiz aylarda, Mısır Dışişleri Bakanı, "Bizim Kıbrıs ile imzaladığımız anlaşma üçüncü tarafları ilgilendirmez. Bunu tartışmaya açmayız. Bu uluslararası hukuka uygun bir anlaşmadır" açıklamasında bulunmuştur.

Sorunun en sıcak ve acil müdahale gerektiren bölümünü, KRY’nin attığı adımlar oluşturmaktadır. KRY, Mısır, İsrail ve Lübnan ile imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmaları uyarınca, Akdeniz’i paylaşmış ve kendisine ait olduğu iddia edilen sahada oluşturulan parsellerde, yabancı enerji şirketlerine ruhsatlar vererek somut adımlar atmıştır. Aşağıdaki haritada parseller ve arama faaliyeti yürüten firmalar gösterilmektedir.

 

Aşağıdaki haritada ise, adanın güney batısında yer alan 1,4,5,6 ve 7 numaralı parseller (Yeşil renkle belirtilen alanlar) Türkiye’nin kıta sahanlığıyla çakışan bölgeler görülmektedir. 

 

 

Türkiye, öncelikle bu ihlale karşı çıkmaktadır. Türkiye ile KRY arasında diplomatik ilişki bulunmadığından, Kıbrıs sorunu çözülmeden, Türkiye’nin KRY’yi muhatap alması söz konusu değildir. Ancak, KRY hem BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (BMDHS) taraf hem de Avrupa Birliği üyesi olduğu için ayrıca, tüm arama sahalarını Batılı şirketlere açtığından siyasi açıdan daha güçlü durumdadır. Üstelik adanın deniz alanlarını ve sınırlarını AB’nin deniz alanı ve sınırı olarak gündeme getirmektedir. Bu da, sorunu, hukuki ve jeolojik bir hak iddiasından ziyade siyasi bir sorun haline getirmektedir. Önümüzdeki dönemde, Kıbrıs sorunu arzu ettiğimiz şekilde çözümlense bile, yeni Kıbrıs yönetimiyle, bahsi geçen bloklardaki problemimizi çözmemiz gerekecektir. Ya da adadaki yeni siyasi yapıya bir jest olarak haklarımızdan feragat etme yoluna gitmemiz beklenebilir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti(KKTC) açısından paylaşım sorunu

Türkiye başından beri, ada etrafındaki deniz yataklarından çıkarılacak petrol ve doğal gazdan elde edilecek gelirlerinin iki toplum arasında eşit olarak paylaşılması gerektiğini savunmaktadır. Eşit paylaşım esası hem hakkaniyete hem de Kıbrıs’ın taraf olduğu deniz hukuku sözleşmesine uygun düşen bir politikadır.

Son yıllarda, KRY’nin attığı somut adımlara bir cevap olarak, yukarıda bahsedilen mevcut politikamızdan farklı yaklaşımlar sergilemekte olduğumuz görülmektedir. Üstelik bu konuda, Üniversite, Külliye, Dışişleri Bakanlığı ve Genel Kurmay arasında tam bir görüş birliğinden bahsedilmesi de giderek güçleşiyor. Son dönemlerde gerek Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs ile imzaladığı kıta sahanlığı anlaşması, gerekse KKTC’nin KRY’nin adanın güneyde ilan ettiği parsellerle  örtüşen bölgelerde hak iddia talepleri ve buna yönelik haritaların kullanılıyor olması dikkat çekmektedir.

KKTC, gerek Türkiye ile imzaladığı Kıta sahanlığı anlaşması gerekse, Türkiye’nin taraf olmadığı BMDHS öngürülen şekilde, adaların da Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge ilan edebileceği hükümleri uyarınca, aşağıdaki  haritada yer alan mavi sahalar ve güneydeki taralı alan üzerinde hak iddia etmektedir. 

 

 

Türkiye, BMDHS’ye adaların da, ana kara parçaları gibi deniz hukukunda yer alan karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge gibi tam veya bazı egemenlik haklarına sahip olması öngörüldüğü için taraf olmamıştır. Bu noktada kişisel bir endişe olarak belirtmeliyim ki, bu yaklaşımımız, yarın özellikle, Girit, Rodos ve civardaki Yunan adaları açısından  emsal teşkil edebilecek bir boyuta ulaşacaktır.

Dönüşen Doğal Gaz Jeostratejisi: Mücadele mi iş birliği mi?

Doğu Akdeniz’de çıkartılacak doğal gazın Avrupa’ya ve dünya piyasalarına  ulaştırılmasına  ilişkin planlar, Türkiye'nin bölge politikalarında bir değişime gitmesini zorunlu kılıyor.

Boru hattının güzergahı veya doğal gazın LNG’ye dönüştürülerek piyasalara sunulması çabaları, Türkiye'nin Kıbrıs politikasını ve mevcut dış politika dengelerini değiştirmeye aday bir gelişme. Eğer mevcut politikamızda ısrarcı olamaya devam edecek olursak, ciddi siyasi ve/veya askeri maliyetlerle uğraşacak olmamızın yanında, bölgedeki ekonomik fırsatlardan yararlanma şansımız da yok olacaktır. Bölge, sadece Yunanistan, KRY, Avrupa Birliği, İsrail, Lübnan ve Mısır açısından değil, çok uluslu enerji şirketlerinin de oyun sahası haline geldi. Bu süreçte tehditlere değil de fırsatlara odaklanarak, Türkiye’nin sahip olduğu eşsiz stratejik konumdan yararlanarak işbirliği imkanlarını geliştirebiliriz. Bölgede faaliyet gösteren enerji şirketleriyle zaten oldukça güçlü ilişkilere sahibiz. Örneğin ENİ; Mavi Akım projesinde Gazprom’un ortağı olan ENİ’den doğal gaz ithal ediyoruz.

Enerji şirketlerinin ve yatırımcıların üzerinde en çok durduğu konu, tahmin edileceği üzere Kıbrıs sorunu. Bu sorun çözümlense bile Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgelerin sınırlarının belirlenmesi tartışmalarında, BMDHS'ye taraf olmayan Türkiye’nin Kıbrıs ve Yunanistan ile yürüteceği müzakerelerin nasıl sonuçlanacağı ayrı bir tartışma konusudur. Bu nedenle, sorunlu sahalarda enerji şirketleriyle yapılacak paylaşım anlaşmalarına taraf olmaya çalışmanın ulusal çıkarlarımız açısından önemli olduğunu düşünüyorum.