Doğu Akdeniz'de 'casus belli'

Doğu Akdeniz'de 'casus belli'

12 Haziran 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Aydın Sezer

Dün Yunanistan-İtalya deniz alanları sınırlarının belirlenmesi anlaşması üzerine yorum yapan gazetecilerin, bir bakanın, eski denizci ve karacı askerlerin ve Twitter trollerinin değerlendirmelerini okuduktan sonra, bu yazıyı yazmaya karar verdim…

Öncelikle, beyler ve bayanlar, lütfen hayal dünyasında yaşamaktan vazgeçiniz. 

Madem Yunanistan sizin sandığınız gibi, adalarla ilgili bizim görüşlerimizi savunur hale geldi, o halde bugün hemen Yunanistan’ı, İtalya ile yaptığı anlaşmanın aynısını bizimle de yapması için masaya davet edelim. Belki biliyorsunuz, bizim Ege tezlerimiz zaten Ege'yi yarıya yarıya paylaşmak yönünde.

İki gün önce, bir önceki Yunanistan Dışişleri Bakanı Syriza Partili Katrougalos, Yunanistan-İtalya anlaşmasını olumlu karşıladı ancak, “İlk önce biz müzakere etmiştik” dedi. Syriza Partili eski Dışişleri Bakanı Kozias ise, kendi hükümetini eleştirerek “İtalya ile imzalanan anlaşma ne yazık ki zamanında bizim müzakere ettiğimizi anlaşmadan daha gerideki bir noktadadır” diye konuştu.

Hem Avrupa Birliği üyesi ve hem de Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf iki ülke arasında yapılan anlaşma ile hangi ülkenin, ne kazandığını tartışmak ve resmen laf salatası yapmak yerine, neden Yunanistan’ın 45 yıllık sorunu çözmek için sizlerin deyimiyle, “Bizim tezlerimizi tescil etme pahasına” böyle bir adım attığına odaklanmalıyız. 

Belirteyim ki, konunun Ege adalarıyla ilgili bir benzerliği yok. 

1977 yılında iki ülke arasında varılan anlayış birliğinin (isterseniz Kıta Sahanlığı Anlaşması da diyebiliriz, ben de öyle diyorum ama aslında bu bir anlaşma değil) resmen bir anlaşmaya dönüştürülmesi ve bunun bizim Doğu Akdeniz’deki artan faaliyetlerimizin hemen arkasından gelmesi ve ortay hat formülüne göre çözülmesi, bizi daha ciddi analiz yapmaya ve düşünmeye zorlamalıdır.

Madem Doğu Akdeniz’de cini şişeden çıkarttık, madem haklı taleplerimizi uluslararası hukuk(!) temelinde savunmaya başladık, o halde bu bölgede neler olup bittiğini daha objektif bir şekilde değerlendirip, yaklaşmakta olan yeni anlaşmalara (Yunanistan-Mısır, Yunanistan-KRY ve Suriye–KRY) karşı harekete geçmeliyiz.

Elbette gerekirse savaşır, Akdeniz’i Türk gölü haline getirebiliriz ama bence daha önce eski Türkiye’de olduğu gibi bu konuda atılması gereken adımı derhal atmalıyız.

Ayasofya tartışmaları gibi suni gündem maddeleri yerine Meclis’i toplayıp, tıpkı 1995’te olduğu gibi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hak ve menfaatlerine zarar verecek her adımın "casus belli“ (Latince-savaş nedeni) sayılacağını açıklamalıyız. Emin olun bu zaten iç politikada da Ayasofya’dan daha çok prim yapar.

Doğu Akdeniz’de kendi ellerimizle yarattığımız statükoyu, sanal tehditlerle ve olmayan, yaratılmış haritalarla kamuoyunu yanıltarak yine kendi ellerimizle bozduktan sonra, bugün atılması gereken adım bu maalesef…