Doğanın büyük uyarısı

Doğanın büyük uyarısı

8 Nisan 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

İnsanlığın şu anda karşı karşıya olduğu büyük krizin ve buna sebep olan virüsün ortaya çıkışının, bilinçli bir eylem ve biyolojik bir saldırı olduğu yolundaki komplo teorisini göz ardı edecek olursak, bu virüsün tüm dünyaya ve insanlığa yaydığı korkunun, ölümün ve acının müsebbibi bizzat insanın kendisidir kanımca.  

Şöyle ki; ekolojik olmayan, doğaya uyum sağlamayan, küstahça ve kibirli bir şekilde doğaya müdahale ederek, uyumunu ve dengesini bozan, doğanın yasalarını hiçe sayan insanoğluna karşı, doğanın acımasız bir tepkisi ve cezalandırmasıyla karşı karşıyayız bana göre. 

Peki doğa ile uyumlu yani ekolojik olmanın anlamı nedir tam olarak? Doğa sözcüğü etimolojik köken olarak doğurmak, dünyaya getirmek, çoğaltmak fiillerinden türemiştir, bu itibarla yaşamın kaynağıdır. 

İlk çağlardan beri hemen hemen bütün uygarlıklar doğayı ana imgesiyle yani doğuran, çoğaltan olarak doğa ana biçiminde ifade etmişlerdir çünkü yaşamı yeniden üreten ve devamlılığını sağlayan odur. 

Mesela Antik Yunan’da doğa, her yerde hakim olan ve insanı da içine alan evrensel güçtür. Hepimiz doğaya bırakılmışızdır, doğa kendi başına ilahi bir yapıdır ve kutsaldır. Doğa tanrılarla doludur, su tanrısı, ateş tanrısı gibi... Biz insanlar da doğanın sadece birer parçasıyız ve beraber devinmekteyizdir. Dolayısıyla kendimizi doğaya uyarlamalıyız ancak bu şekil de mutluluğu yakalayabiliriz. 

Türklerin İslamiyet’ten önceki inanç sistemleri olan Şamanizmde de doğa öğretinin tam merkezinde yer alır. Buna göre insan doğanın bir parçasıdır. Doğanın dengesi ve ahengiyle uyum içinde olmalı, doğaya hükmetmeye çalışmamalıdır. Dünyada ki her nesne ideal bir düzenin unsurlarıdır ve hepsinin bir ruhu ve kutsallığı vardır. 

İslamiyet’te de doğa ve doğanın korunması çok temel bir mesele olarak ele alınır. Kuran-ı Kerim insanın topraktan yaratıldığını bir çok defa tekrarlar. İnsanın içinde yaşadığı doğanın bir parçası olduğunu ve kendisini korurken gösterdiği özenin aynısını doğayı korumak içinde göstermesi gerektiğini vaaz eder. Hz. Muhammet’in söylediği rivayet edilen; "Yeryüzü benim mescidim kılınmıştır!" sözleri de çevreye verdiği önemi göstermesi açısından çarpıcıdır 

Mitolojilerden çok tanrılı dinlere, tek tanrılı dinlerden çeşitli Uzak Doğu felsefelerine ve dinlerine ayrıca Hinduizme ve bütün bir Hint felsefesine, yani hemen hemen bütün düşünce sistemlerine içkin olan fikir; doğayla uyumlu olmanın insanın ve toplumun mutluluğu için bir gereklilik olduğudur. 

Ancak ilk insandan bu yana, doğayı kontrol altına almaya ve onu kendi lehine kullanmaya çalışan insanoğlu, zaman ilerledikçe ve bilgisi arttıkça doğaya daha fazla hükmetmeye çalışmış, onu sürekli dönüştürmüştür. Özellikle Endüstri Devrimi’nden itibaren günümüze kadar, insanın bu müdahalesinin dozu gittikçe artmış, doğanın yasalarını hiçe sayarak yaptıklarıyla doğanın uyumunu ve dengesini bozmuştur maalesef. Bugün de doğa daha önce defalarca yapmış olduğu gibi bizlere sert ve acımasız bir cevap vermekte, bilgisi, teknolojisi ve gelişmişliğiyle kibirlice övünüp duran insanoğlunu adeta çaresiz bırakmakta ve şoke etmektedir. 

Sonuç olarak bugün yaşadığımız trajedi bizlere, insan ve doğa ayrımını ortadan kaldırarak birlik düşüncesiyle hareket etmemiz gerektiğini, evrenin dışında değil onun bütünleyici bir parçası olarak, bizlerin ve doğanın her şeyimizle birbirimize ait olduğumuzun bilincine vararak, doğayla uyumlu bir şekilde yani ekolojik birer varlık olarak yaşamaya çalışmamız gerektiğini yüksek sesle haykırmaktadır. 

İnan Özbek