Divan'ın düşündürdükleri

Divan'ın düşündürdükleri

4 Şubat 2019 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

İlk kez bir Divan Kurulu toplantısını televizyondan canlı olarak başından sonuna kadar izledim. Sırf meraktan. 

İyi ki de izlemişim. Hem kızdım hem şaşırdım hem de üzüldüm... 

112 yıllık bir kulübün divan kurulu üye sayısı 2700 imiş ama salona gelenlerin sayısı 270 bile değil. Yıllık aidatları 50 (elli) TL. Üyelerin yarısı eski sporcular, diğer yarısı 40 yılını doldurmuş kulüp üyeleri. Haliyle yaş ortalamaları 70-80 arası. Meğerse divan kulübü üyesi olmak için en az 25 yıllık kulüp üyesi olunması gerekirmiş! Haliyle, durum böyle olunca gelebilenlerin sayısı da bu denli düşük oluyor. 

Toplantı her 3 ayda bir düzenleniyormuş. Kulübün yönetimi önemli kararları bu toplantılar sonrası alıyor, bütçeyi ibra ediyor, gerekirse ek bütçe için icaze alıyormuş. Yani, anlı şanlı yönetim kurulu üyelerinin “ben yaptım oldu” deme şansı yok çünkü kulübün sahibi onlar değil. Yaklaşık 30 bin üyesi olan kulüp üyeleri asıl sahipleri ama onların da büyük kısmı divan kurulunda değil.  

Üyelerin neredeyse tamamı emekli olduğu için günümüz rakamlarıyla ilişkileri zayıf. Misal, kulübün bütçesi 100 milyon dolar ise bunun ne kadar büyük para olduğunu bu üyelerin hayal etmesi çok zor çünkü hayatları boyunca bu kadar büyük paralarla uğraşmamışlar. Çoğunun derdi eldeki parayla geçinmek. İçlerinde illa ki hali vakti yerinde olanlar vardır ama onların da aylık yüz milyonlarca dolarlık işler yaptıklarını hiç sanmam. Yani, koca kulübün içinde bulunduğu finansal durumu bu üyelerin anlama şansı yok. Zaten yapılan konuşmalardan bu çok belli oldu. 

Bir bankanın yıllarca genel müdürlüğünü yapmış, hayatı para olmuş Burhan Karaçam, çıktı bir ilkokul çocuğunun anlayabileceği şekilde ve çok basite indirgenmiş tablolarla bir önceki yönetimin yediği haltları anlattı. Son tabloda da bugünkü reel durumu gösterdi.  

Tabloda 4 tane rakam vardı. Yıllık gelir, yıllık gider, önceki dönemlerden devredilmiş borç miktarı bugünkü reel borç. Toplam borç rakamı tam 4.5 milyar TL. Eski para falan değil, yeni parayla 4.5 milyar! Yani 800 milyon dolar. Görünce şoke oldum.   

Durum trajik. Bu rakamı değil bir spor kulübü, petrol işi yapan holdingler bille ödeyemez. Real Madrid bile batar. Ödenmesi mümkün değil. Zaten geliri giderinden az olan bir kulüpte ne yapacaksın da ne kadar zamanda bu borcu eriteceksin?!  

Ali Başkan’ın gördüğü ve moralini sıfırlayan tablo bu oldu sanırım. Tamam, şahsi serveti ve holdinginin kudreti yanında bu rakam makul gibi görünebilir ama Koç bile ha deyince bu parayı çıkaramaz. Hem niye yapsın ki, adamcağız cebinden bilmem ne kadar para koymuştur ve hala bu kadar borç varsa deli mi bu borcun altına girsin?  

Peki ne olacak? Nasıl bu işin içinden çıkılacak? İşte bu sorunun cevabını vermesi gereken kişiler o divanda oturan kişiler! Komik di mi. Tam bir açmaz. 18 konuşmacı çıktı bir şeyler söyledi ama bir tanesi bile bu borcu ne yapacağız, neden bu borç oluşmuş, bunun sorumlusu kim gibi lakırtı dahi etmedi. Ve bu insanların ödedikleri yıllık aidat 50 TL! 

Bu iş bitmiş. Koç ailesi neden bu işe girdi henüz anlamadım ama bu durumu bilmiyor olması mümkün değildi. Belki gerçek rakamın büyüklüğünü görünce şaşırdılar ama ciddi bir borç yükünün altına girecekleri belliydi. Şimdi soru şu; neden böyle bir derdi başlarına sardılar? 

Çok paraları olduğu için olabilir mi? Sanmam. En cimri tipler parası çok olanlardır. Hayatta boşa paralarını harcamazlar.  

Çok iyi Fenerli olmaları mı? Fenerli olduklarından kimsenin şüphesi yok ama o da tek başına yetmez.  

Geriye ,benim aklıma gelen, tek bir seçenek kalıyor; Fenerbahçe gibi bir kulübün başkanı olarak elde edilecek fırsatlar. Bunlar saymakla bitmez. Hakikaten bitmez. Burnumuzun dibinde canlı örneği var; Aziz Yıldırım’ı tüm Türkiye yıllarca konuştu durdu peki ya bugün? Hayatta mı bilen yok.  

Anafikir şudur; divan mivan hikaye. Bu tür büyük kulüplerin içinde olan bitenler çok daha farklı. Güç büyük ve bu gücün bizim aklımızın ermediği başka getirileri olduğu çok aşikar. Dün, bunları düşünürken whatsapp grubumuzdaki bir arkadaş “Fener de aynı TR gibi yönetilmiş” diye yazdı. Çok haklı. Aynı şeyi ben de düşündüm. Fenerbahçe neyse Türkiye de odur.  

Hiçbir şey göründüğü gibi değil. 

Analizör (mahlas)