Dertler sahne dolusu

Dertler sahne dolusu

18 Ağustos 2020 Salı  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci

Korona günlerinde zorluk yaşamayan kimse kalmamıştır herhalde… Özellikle sanat alanında hizmet üreten ve çalışan kişiler ve gruplar, çok zorlandılar. Bazıları artık izleyicisine kavuşmak için özel bir çaba gösteremez halde. Bugünden başlayarak, başlarını büyük bir kararlılık ve ilkeyle ayakta tutmaya çalışan tiyatro grupları ve/veya bağımsız tiyatrocu dostlarımızla konuşmaya başlıyoruz. Bugün neredeyse yarım asırdır tiyatronun her alanında çalışan (ve bir yarım asırdır da, tanımış olmaktan gurur duyduğum) dostlarımızdan yönetmen ve yazar Ragıp Yavuz’la konuşacağız… 

-Doğrusu hemen konuya girmek isterim. Elbette istediğiniz bir an; kimsiniz, ne zamandır tiyatro yapıyorsunuz; kendi tiyatronuzu açmaktaki etmen karar(lar) neler oldu; tiyatronuz genç hevesliler ile seyirci eğitimi konusunda neler yaptı; seyircinizle buluşmak için kendi yeriniz dışında da oluyor musunuz; turneler ve başka etkinlik türlerini denediniz mi? Ya da bunları yanıtlayın lütfen, esas konuya hemen sonra girelim…  

-Bu soru sahnesi olan arkadaşlarımızın üretim alanı düşünülerek hazırlanmış... Benim durduğum pencereden bakınca pek bir yanıt çıkmıyor... Çünkü kendi tiyatrom yok, herhangi bir özel tiyatronun bünyesinde de değilim... Ayrıca, "Kimsiniz?" diye de sormuşsun... 46 yıldır tiyatroyla uğraşan ve İstanbul Şehir Tiyatroları'ndan iki kez ihraç edilmiş biriyim diyelim... 

-Korona deyince akan sular duruyor artık. Kimileri hizmet veriyor veya tamamen kesiyor; kimileri de fırsatçılık yaparak, tüketiciye en ağır koşullarda hizmet ve ürün sunuyor… Sizler, sanatla uğraşan insanlarsınız ve hayatında tiyatroya gitmemiş bir çoğunlukla karşı karşıyasınız… Onları sanatınıza çekmek nasıl mümkün ve kolay olacak?  

-Pek çok söyleşide okudum, dinledim; yalnızca Kadıköy'de 100 civarında özel tiyatronun konuşlandığı söyleniyor ve özellikle geçtiğimiz yıl için "Seyirci patlaması" yaşandı deniliyordu. Seyirci yoksa, tiyatrodan söz edilemez... Demek seyirci var ki, bunca tiyatro perde açabildi. Ödenekli tiyatrolar nisan, özel tiyatrolar ise mayıs sonu sezon kapatır genellikle. Sonra turne süreci başlar. Pandeminin hayatımızı alt-üst etmesi Mart ortalarına rastladı, yani özel tiyatrolar açısından 2,5 aylık bir kayıp zaman söz konusu ve olanakları olan gruplar açısından da turne iptalleri gündemde. Özellikle "Özel Tiyatro" üretim alanımızdan bahsedilirken kullanılan bir sözcük var: "Sektör" deniyor. Bana sorarsan sektör filan değil!.. Resmen "piyasa"...  Sektörün yasalarla düzenlenmiş kuralları olur, sosyal, hukuksal güvencesi olur, yaptırımları olur... Bütün bunlar bizde hak getire. Bu nedenle, bu "piyasa"daki arkadaşlarım sanıyorum geçtiğimiz yıl yaşandığı söylenen seyirci patlamasının elde tutulabilen getirisiyle idare ediyor son birkaç aydır ve "gelecek" ise meçhul, karanlık ve umutsuz... Çünkü perde  açma izni ne zaman çıkar, kaç seyirciye ve hangi koşullarda gişe açılabilir hala belirsiz. Bu "piyasa"nın çalışanları sürekli olarak "devlet"in çözüm üretmesi çağrısında bulunuyor... Ben de diyorum ki; "piyasa"yı (bilerek ve isteyerek) sektörleştirmeyen ve özgür ve özerk sanat anlayışının karşısında "Muhafazakar Sanat Manifestosu"nu bundan yıllar önce, hem de yazılı bir biçimde ortaya koymuş ve kurumlaştırmış bir siyasi iktidar şimdi neden çözüm üretsin?... Mesele, süreci mümkün olduğunca az hasarla atlatmayı sağlayabilecek bir maddi destekten ibaret olsa, bu meblağ (Saray'ın ya da Diyanet'in  harcamaları düşünüldüğünde) "çekirdek parası" bile değil aslında. Ama geçici bile olsa,  bu çözüm gelmez. O zaman ne olacak? Geçen yıl için "Seyirci patlaması var" denilmişti  ve gözlemlediğim kadarıyla oyunlar gerçekten de iyi gişe yaptı. Ama koltukları  dolduranlar "seyirci" mi, yoksa "müşteri" mi diye de sormak gerek... Çünkü tiyatro  piyasasında hanidir yükselen bir "trend" var; "ünlü"ler sahneye çıkıyor... Yani şunu  söylemeye çalışıyorum; oyuncu kadrosundaki, özellikle televizyondan tanınan "ünlü"  kişi ya da kişiler sahnede olmasa, aynı eseri izlemek için, aynı bilet fiyatıyla o tiyatro  grubu kaç seyirci bulabilir? Yanıtı sanırım herkesçe malum... Eh, pandemi koşullarında bu "ünlü"leri de kolay kolay sahneye çıkartamazsınız... Bu durumda da tiyatrolarımız, "Takipçi"si olduğu ünlüyü sahnede görmek isteyen "müşteri"den oldukça mahrum bir  vaziyette, tiyatro izlemek isteyen "sıradan" seyirci ile yine baş başa kalacak demektir. Hem de olasıdır ki, oldukça azaltılmış bir koltuk sayısıyla... Bence gerçek çözüm de zaten burada saklı... Seyirciye ulaşmada bir "ünlü(ler)" servisinden çok, yaşamı sahnede yeniden üretirken "anlaşılırlık" ve "aidiyet" rehberiyle perde açmayı ve seyircisine bu yolla ulaşmayı zorlayacak bir yönelim artık kaçınılmaz diye düşünüyorum... 12 Eylül faşizminin en kanlı günlerinde Egemen Bostancı'nın ünlü Şan Müzikhol'ü, dönemin "star"larına başrol oynatarak yaptığı şen şakrak müzikallerle koltukları dolduruyordu... Ama hatırlayanlar bilir, bu "müşteri" pazarı çok uzun sürmedi ve tiyatro yine gerçek "seyirci" olgusuyla buluşabildi... Demem odur ki, bu günler geçer... Tiyatro yapmak, bir  anlamda yaşam biçimidir bu ülkede... Konformizmden epeyce uzak ve "yürek" isteyen  bir yaşam biçimi hem de... Suya sabuna dokunmayan "Hijyen" örgütlenmelerle çözüm  üretecek bir ortak enerji yaratma çabaları ise yalnızca hayaldir bence... Sokağı doğru okuyarak yapılan tiyatral üretim ile sağlanacak bir aidiyet, belki de bu kahırlı "piyasa"yı sektörleştirebilecek, demokrasiye ve sanata inanan bir siyasal iktidarın da yolunu kısaltabilir diye düşünüyorum... Ve bütün bunları, dört yıl önceki OHAL sürecinde ihraç edilişinden bu yana (hem de bu "seyirci patlaması" yaşanırken) bir tek özel tiyatro  dışında (Baba Sahne) başka hiçbir yerden teklif almadığı için "fiilen" işsiz kalmış ve bireysel "pandemi"sini dört yıldır yaşayan bir yönetmen olarak söylüyorum...  

-Yerel yönetimlerin asfalt döşemek, çöp toplamak ve imar kanunları delmek gibi işlerinin yanı sıra; kültürel alanlarda var olan insan ve gruplara da katkı sunması beklenir. Normali bu… Sizler, istemiyor olsanız bile acaba bulunduğunuz ilin veya ilçenin yerel yöneticileri (kültür bakanlığından vazgeçtim); korona günlerindeki zorlukları bahane ederek; sürekli ve kurumsallaştırabildiği bir ilişki türü yarattı mı? Seyirci desteği, tanıtım desteği ve var oluş çabalarını fonlama gibi…  
 

Ragıp Yavuz

 

-Elbette ki yaratmadı... Çünkü bu konuda bir vizyonu, politikası, programı ve hazırlığı yok. Ama bu, politikasızlık anlamına da gelmiyor elbette... AKP'li yerel yönetimlerin, insan malzemesi açısından pek de zengin olmadığı bu alanda uzun süredir hayata  geçirdiği çabalar olduğunu biliyorum. Muhafazakâr sanatın elbette kendi sanatçısı ve üretim alanları da olmalıydı çünkü... Bu konuda hatırı sayılır bir "fonlama" yapıldığı, bireysel anlamda istihdam sağlandığı, oluşturulan yeni yetme, "mütedeyyin" gruplara mekân ve gösteri olanakları açarak destek sağlandığı bir gerçek... Yani, bu siyasal  iktidar "yandaş"ını bu konuda da koruyor... İstanbul Şehir Tiyatrolarında, siyasi bürokrasinin tek yetkili olduğu son sekiz yıllık "Yeni Yönetmelik" sürecinde her türlü  birime, kaç kişinin alındığını bilseniz şaşar kalırsınız. Sınavsız, sorgusuz, sualsiz... Bu süreçte görev yapan bütün sanat yönetimlerinin kulakları çınlasın... Alternatifmiş gibi duran siyasal yapıların yerel yönetimlerinde ise, tamamen popülist bir yaklaşım var... Oyun satın al, medyaya haber ver, oyunun "Ünlü"süyle fotoğraf çektir ve oyunu bedavaya oynat!... Veya seçim öncesi, bir çoğu "Ünlü" olmak koşuluyla sanatçılara şık  bir yerde bir davet ver, yine fotoğraflar çektir ve yeni sürecin umutlarından söz et... Olan biten bu. Sonrası, eski tas, eski hamam... Yahu, mevcut siyasal yönelim hiç değilse yandaşını koruyor, tabir-i caiz ise "besliyor"!... "Siz ne yapıyorsunuz? Şu 'çok amaçlı' salonlardan vaz geçip, gerçekten tiyatro için bir kaç salon yapmak ve bunları çok uygun  koşullarla özel tiyatroların kullanımına vermek çok mu zor? Dünyanın tüm çağdaş ülkelerinin yerel yönetimlerinde olduğu gibi, yapımları proje olarak değerlendirip, alt  yapı ve maddi destek olanakları yaratmak çok mu zor? Alanında liyakat sahibi ve birikimli sanatçılardan ('ünlü' demiyorum!) danışman ya da eğitimci olarak yerel yönetimlerde yararlanmak çok mu zor? Hiç mi ihtiyacınız yok?" diye sormak geliyor içimden! Geçtiğimiz yıl Mart seçimleri öncesi, İzmir'de bir yerel yönetimin belediye  tiyatrosu kurması için bir pilot proje yönetmek üzere davet edildim. Harika bir çaba  olduğunu düşündüm. Seçimlerden bir kaç ay önce gittim ve çalışmaya başladım. Nedir, davet eden başkan seçim için tekrar aday gösterilmedi. O andan itibaren hem kişisel olarak, hem de bu ana sanat dalına yönelik yaşadığım "değersizleşme"yi anlatabilmek için söz bulamıyorum! Kelimenin tam anlamıyla "Yorgan gitti, kavga bitti..." Projeyi kendimce, maddi-manevi "Rağmen" sahnelemeyi bitirip, arkama bile bakmadan kişisel "pandemi"me döndüm...  

-Tam da bugünlerde ki, olağan zamanların sezon dışı sayılan bugünlerinde ve/veya sezon için neler yapıyor ve neler planlıyorsunuz? Önlem olarak, gözünüzü dikip maişet motorunu döndürecek başka bir alan düşündünüz mü? Teşekkürler ve kolaylıklar diliyorum…  

İçinde olan bilir, tiyatro yönetmenleri, ne "fotoğraf çektirmek", ne de gişeye "müşteri" çekmek anlamında hiçbir zaman "Ünlü"ler grubunda da değildir ve bu piyasada 60 yaş üstü bir tiyatro yönetmeniyseniz, çorbayı kaynatmak için "başka alan" aramak beyhudedir. Üstelik Burası Türkiye, zaten milyonlarca işsiz var, piyasada müşteri patlaması yaşanırken, ardınızda 50 küsur ödül de olsa, sizi kim ne yapsın?... Mimar Sinan Üniversitesi'ndeki saat ücreti 15 TL civarındaki hocalığım dışında, özel  üniversitelerin lisans ve yüksek lisans eğitimlerinde de ders veriyordum, ama "İhraç"la damgalanmış birini bünyelerinde barındırmak onlara da zor geldi elbette... Bir kaç yıldır yalnızca eşimin maaşıyla geçinmeyi zorladık kaçınılmazca ve ne birikimimi, ne dünya  görüşümü ve ne de kişiliğimi "satmadan-kiralamadan", inanmadığım hiçbir "iş"i yapmadan, bir şekilde bunu başardık... Bir kaç ay önce Şehir Tiyatroları'na "Taşeron" sözleşmeyle ve geçmişte aldığım ücretin yarısı kadar bir maaşla tekrar oyun yönetmem için davet edildim. Genel Sanat Yönetmeni'nin vizyonunda sıram geldiği zaman provaya başlayabileceğim sanıyorum. Ama geçmişte de işsiz kaldığım çok oldu ve sokak çalgıcılığından, barmenliğe, manavlıktan, dönerciliğe, temizlik işçiliğine kadar her işi yapmışlığım vardır... Ve samimiyetle söylüyorum: yine olsa, yine yaparım... Çünkü tiyatro iyidir...

1. yazı

2. yazı

3 .yazı

4.yazı