Denizler'in mirası

Denizler'in mirası

3 Mayıs 2019 Cuma  |   Serbest Kürsü

Halit Çelenk, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının avukatı malum. Fakat ne duygulu, ne güzel bir adam! İdam dakikalarını anlattığı bütün konuşmalarında gözyaşlarına hakim olamıyor. “Ömrümün en zor anlarıydı”, diyor. O geceden sonra üç ay boyunca uyuyamamış. Sonrasında ise diazem kullanmış.  

Çünkü onların gençliğine, insanlığına, suçsuzluğuna çok inanmış. Evet onlar kimseyi öldürmedi. Altmışların sonunda dünyanın her yerini kasıp kavuran devrim arzusunun Türkiye'deki temsilcileriydi sadece. Karşılarında koskoca bir emperyalizm ve kurumları vardı. Bir intikam duygusuyla öldürülmeleri gerekmiyordu. Ve belki de onların idamı Türkiye tarihinde hiçbir zaman kapanmayacak bir yara açtı. 

Daha 25 yaşındaydı Deniz. Meclis oylaması sırasında da bu gencecik insanları yaşatmayı bilememiş koca adamlar. Geçmişin intikamını almak, herkese bir ders vermek istemişler belli ki. Oysa bu toprakların kurtuluşu her şeyi boğmakta, ölümde değil yaşatmada ve güldürmekte gizli. 

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan Türkiye'de 60'ların sonundaki öğrenci hareketlerinin lider isimlerindendi. Deniz Gezmiş liderliği ve karizması ile dönemin en önemli ismi olmuştu. İdam öncesi yaptığı son konuşmasında “Yaşasın bağımsız Türkiye” demişti. 

Deniz Gezmiş kitleleri harekete geçiren bir karizmayla özellikle öğrenci eylemlerinde öne çıkmış. İlginç bir özelliği ise her şeyle dalga geçebilmesi, neşesi, şakaları, cesareti. Sanki doğuştan bir eylemci ve devrimci. Hapishanedeki günlerinde bile kendi aralarında bolca şakalaşmış, şarkı yarışmaları bile düzenlemişler. 

Deniz Gezmiş’in yargılandığı mahkemeye girişi, yürüyüşü, boyun eğmeyen hali, zaten bir mahkeme olmayacağına olan inancı insanı düşündürüyor. 

İdama da bir mitinge gider gibi gitmiş. İdam anları çok talihsiz olaylara sahne olmuş. Uzun boyu hesap edilememiş. Tabureyi itince masayla karşılaşmış ayakları. Üstelik çift ilmek yapılması nedeniyle ölümü 50 dakika sürmüş. Bir tür işkence ile karşı karşıya kalmış. İdamını arkadaşları da izlemiş. 

İdamları engellenebilirdi elbette. Ama karşılarında acımasız ve hoşgörüsüz bir refleks vardı belli ki. Bu genç fidanların son dakikalarını ve kendi yaşadığı çaresizliği bizlere gönülden aktaran avukatları Halit Çelenk ise başka bir yürek, başka bir ses. Vicdanın, sevginin, cesaretin ve anlayışın hakim olduğu bir dünya daha güzel bir dünya olurdu muhakkak.  

Deniz Gezmiş Nazım Hikmet’in “Delikanlım” adlı şiirini çok severmiş.  

Delikanlım! 

İyi bak yıldızlara, onları belki bir daha göremezsin… 

Belki bir daha yıldızların ışığında kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin… 

Delikanlım! 

Senin kafanın içi yıldızlı karanlıklar kadar güzel, korkunç, kudretli ve iyidir. 

Yıldızlar ve senin kafan kâinatın en mükemmel şeyidir. 

Delikanlım! 

Sen ki, ya bir köşe başında kan sızarak kaşından gebereceksin, ya da bir darağacında can vereceksin. 

İyi bak yıldızlara onları göremezsin bir daha 

Delikanlım! 

Belki beni anladın, belki anlamadın. Kesiyorum sözümü. 

Sevmek mükemmel iş delikanlım. Sev bakalım… 

Mademki kafanda ışıklı bir gece var, benden izin sana, sev sevebildiğin kadar… 

Deniz'in duruşu, cesareti ve inandığı yoldaki mücadelesi örnek olacak nitelikte. Onurlu bir miras bırakmış geleceğe. Babasına son mektubunda şunları yazmış: 

“İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir.” 

Yazıyı Can Yücel’in o satırları ile bitirmek en iyisi olur sanırım: 

En uzun koşuysa elbet 

Türkiye’de de Devrim 

O, onun en güzel yüz metresini koştu 

En sekmez luverin namlusundan fırlayarak … 

En hızlısıydı hepimizin, 

En önce göğüsledi ipi… 

Acıyorsam sana anam avradım olsun 

Ama aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun…

Samih Güven

Yazının orjinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın