Covid-19 ile yaşamak

Covid-19 ile yaşamak

27 Nisan 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Adına "Covid-19" dediğimiz koronavirüs salgını nedeniyle karantinaya girdiğimiz günlerin sayısını unuttuk. 

39 gün mü desek, 41 gün mü bilemiyoruz. 

Çok zorunlu haller dışında evden çıkmıyoruz. 

İlaç, ekmek gibi nedenlerle kaç üç kez mi çıktık evden, dört kez mi hatırlamıyoruz. 

Korku... 

Tedirginlik... 

Aylar süren gerginlik... 

ve alt-üst olan sinir sistemi...

                                           *                *              *

Biraz kafa dağıtalım, kendimize gelelim düşüncesiyle gün be gün kitaplığın raflarında gezdiriyorsun parmaklarını, bir kitap seçiyorsun olmuyor. 

Televizyonun kumandası elinde anbean film-belgesel kanallarını dolaşıyorsun, zar zor beğendiğin bir filmi ya da kitaplığından seçtiğin kitaba razı olup hazırlıyorsun kendini... 

Zamanlar birbirine karışıyor... 

Gabriel Garcia Marguez'in ünlü romanı "Yüzyıllık Yalnızlık"da Albay Buendia gibi zamanlar arasında  "git-gel" girdabına düşüyorsun.  

Zamanları birbirine karıştırıp düşünmek insanlara özgüdür. 

Çoğu usta film yönetmeni bu yola başvurur. 

Adına "flashback" dediğimiz yöntem, çoğu zaman insanı acı gerçeklerle karşı karşıya getirir. 

Hastanenin yoğun bakım koğuşunda yatar hasta. Kolunda serum şişesi, ağzında solunum cihazı hortumu. Bitmek tükenmek bilmeyen sancılı gecelerin ardından yorgun düşer. Tam uykuya dalmak üzere iken zaman tüneline geçiverir. Eski güzel günlerini eşeler. İlk aşkını, ilk öpücüğü hatırlayıp yeniden yaşamaya başladığı anda, ellerde eldiven, yüzlerde maske ve özel koruyucu giysileri olan doktor ve hemşireler içeri girdiğinde acı gerçeklerle kendine gelir.

                               *                          *                            *

Yakın mesafe oldukları halde, korona salgını nedeniyle epeydir göremediğin çocuklarını, torunlarını özler yanıp tutuşursun... 

Hiç ummadığın bir anda cebindeki telefonun çalar.  

O da ne? 

Ekrana bakar bakmaz sevinirsin. 

Telefondaki ses kızının sesidir: 

- Babacığım, anneme seslen biz geldik. 

- Aaaaa!

Mutfakta yemek yapmakla meşgul eşine seslenirsin: 

- Hanııım, çocuklar gelmiş... 

Eşin de şaşırır: 

- Bu salgında olacak iş mi? 

Açarsın kapıyı. Evinin önünde park etmiş, camları yarıya indirilmiş bir araba. içinde kızın, damadın, bir de dünyalar tatlısı saçları kurdelalı iki yaşında torunun. 

Hepsi birden güleç yüzlerle el sallıyorlar, sanki veda etmek üzere uzun bir yolculuğa çıkacaklarmış gibi... 

Oysa, kapıları açıp inecekler araçtan ve sarılacaklar size, hasret gidermek için. 

İşte tam o anda beyninde bir şimşek çakar! 

Hayatın acı gerçekleri ile karşı karşıya kalırsın. 

O gerçeğin adı; korona virüsüdür. 

Flashback... 

Araçtan inmelerine razı olmaz gönlün. Yüreğin hop etse de bağrına taş basar 1.5 bilemedin 2 metrelik mesafeden ayak üstü sohbet etmeye başlarsın. Az sonra, için yana yana uzatmak istemezsin konuşmayı: 

- Hadi gidin varın evinize.

                           *                          *                            *

Açık adını ve unvanlarını vermekte sakınca gördüğüm, Hollanda'nın ünlü hastanelerinin birinde çalışan yoğun bakım uzmanı bir Türk arkadaşımız var. 40 yılı aşan dostluğun verdiği samimiyetle, sağ olsun, arada bir arar hal-hatır sorar.

Önceki gün aradı yine meslekte  35 yılını geride bırakmış tıp doktoru arkadaşımız: 

- Nasılsın, n'apıyorsun? 

Dedim ki: 

- Ben iyiyim de, bu işin sonu nereye varacak onu söyle. 

Dedi ki: 

- Dün gece Hollanda Başbakanı Mark Rutte'yi dinlemedin mi? 

Hem meslek refleksi, hem de içinde bulunduğumuz durum gereği dinlememek ne mümkün?  

Toplumun büyük bölümünün enfekte olup bağışıklık üretmesiyle virüsün yayılımını azaltmayı ve adına "sürü bağışıklığı" denen sistemi, İngiltere'nin ardından Hollanda'da uygulamaya koyan Başbakan Rutte'yi dikkatle dinledik. 

Rutte'nin açıklamalarından anladığımız şuydu: 

1) Covid-9 önlemleri kademeli olarak gevşetilecek. 

2) Virüsün bulaşma hızının çocuklarda düşük olması nedeniyle 11 Mayıs'tan itibaren ilkokullar, 1 Haziran'da orta ve yüksek okullar açılacak. 

3) 18 yaş altı öğrenciler 1.5 metrelik sosyal mesafeyi koruyarak Nisan sonu itibarıyla açık alanlarda spor yapabilecek. 

4) Bakımevlerine ziyaret 20 Mayıs'a kadar yapılamayacak. 

5) Profesyonel futbol liglerinde maçlar eylül ayına kadar yapılamayacak. 

6) Konser, miting, ve benzeri sosyal amaçlı toplantılar yapılamayacak. 

Yukarıda sıraladıklarımız anlattık dostumuza. Yeterli bulmamış olacak ki: 

- Başka?   

Başkası şuydu: 

Başbakan Rutte'nin konuşmasının başında şöyle bir cümle vardı: 

Ve o cümle bize, 2. Dünya Savaşı yıllarında İngiliz devlet adamı ve Başbakan Winston Churchill'in "Size acı, kan ve göz yaşı vadediyorum" deyişini hatırlattı. 

Ve o cümle şuydu: 

- 3 hafta sonrasını göremiyoruz! 

Korkutan bir açıklamaydı. Devler önünü göremiyorsa halk ne yapacaktı? Art arda gelen yüksek vaka ve ölüm oranları büyük panik yaratmıştı. 

Dahası: 

Devlet Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü'nün verilerine göre, ( bu yazının yazıldığı sıralarda) Hollanda'da hasta sayısı 34 bin 845, can kayıpları ise 4 bin 286 idi. İşin en önemli yanı, bildirilen vaka ve can kayıpları yapılan test sayısına göre yapılıyor. Test yapılmamış ya da yaptıramamış olanlar korona nedeniyle yaşamlarını kaybetseler bile, açıklanan verilere  kaydedilmediği ciddi kaynaklarca iddia ediliyordu. 

Sorduk dostumuza: 

- O cümlede Rutte ne demek istedi? 

- Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Hollanda da çaresizlik içinde. Bazı liderler doğruları söylüyor. Bazı liderler ise gerçekleri açıklamıyor. Hollanda hastanelerinde günlük vaka sayısı 100 ila 120 civarında. Yoğun bakım servislerimiz ve ekipmanlar yetmiyor. Devlet çaresiz kalınca iş bize düşüyor. Yetişemiyoruz. Bu salgının bir de maddi boyutu var. Her korona hastasının tedavi maliyeti yaklaşık 25 bin euro. Bu maliyetler tüm dünyada üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ekonomileri güçlü olmayan ülkeler bunu altından kalkamaz. Bu nedenle yaşlı insanların (60 yaş üzeri gibi) tedavileri geri plana itiliyor. Bu anlattıklarım sadece Hollanda için geçerli değil. İşin daha da kötüsü; 2. ve 3. korona dalgaları bekliyoruz. Bu durumda diğer ülkeler de ne yapacağını bilmiyor. Başbakan Rutte'nin ne demek istediğine gelince; "çaresizliğin itirafıdır" bu. Başka açıklaması yok. Ayrıca Hollanda'da devlet koruyucu maskeye de sıcak bakmıyor. Varsa yoksa 1.5 metrelik sosyal mesafe.  

- Ne demek o, maskenin faydası yok muymuş? 

- Yok, diyemem. Ancak sağlıkçıların kullandığı N95 olursa tamam. Diğerlerinin çok faydalı olacağını söyleyemem. Asıl yapılması gereken, kalabalık yerlerden kaçınmalı. Sosyal mesafe mutlaka korunmalı. Bağışıklık sistemini güçlendirecek, (aile hekimlerine danışarak) vitamin takviyeleri yapılmalı. 'Çinko' ve 'D' vitamini, 'C' vitamini önemli. Hijyene dikkat edilmeli. her gün en az 5 kez eller bileklere kadar 2 dakika yıkanmalı. Tırnak araları temizlenmeli. Günlük giysiler her gün değiştirilmeli. Mümkünse 60 yaş üstü evden çok çok zorunlu haller dışında veden çıkmamalı.  

- Peki, bu korona belası ne zaman biter? 

- Çok zor bir soru. Bunun bilimsel cevabını vermek kolay değil. Beklentiler, en erken 1 yıl. Aşısı bulunsa bile normal hayata dönme yıllar alır. 

Son bir soru daha yönelttik dostumuza: 

- Böyle diyorsun ama bizim Cumhurbaşkanı, 'önümüzdeki bayram yatay geçiş olur' diyor. Ne dersin bu işe? 

- Demekle dudak aşınmaz, varsın demeye devam etsin! 

Böyle dedi dostumuz... 

Mümkünse evde kalın. 

İnsanlık tarihine bakıldığında ne salgınlar gördü insanoğlu. Kimini az, kimini ciddi can kayıplarıyla atlattı. 

Bunu da atlatacağız, yeter ki çok değerli bilim insanlarımızın, sağlıkçılarımızın dediğinden çıkmayalım.