Covid-19, İdlib ve ekonomi

Covid-19, İdlib ve ekonomi

2 Mart 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

2019 sonunda yapılan tüm analizleri 31 Aralık 2019’da DSÖ’nün (Dünya Sağlık Örgüt-World Health Organization) Wuhan ofisinin ilan ettiği adı sonradan Covid-19 olarak tanımlanan virüs olayıyla dünya için ve 27 Şubat 2020’de İdlib’de meydana gelen ve resmi olarak 36 çocuğumuzun ölümüyle sonuçlanan hadiseyle birlikte yeniden ele almak zorunlu hale gelmiştir.

Görünen o ki, dünya Covid-19 virüsünün insan hayatıyla ilgili bölümünü atlattıkları zaman bazı şeyler için artık dünya aynı olmayacak. Yaşanan bu korku uzun bir süre insanları sarmaya devam edecek ve insanlar devletlerini/iktidarlarını– ne kadar şu anda mümkün değil gibi görünse de-sınırları ötesinden gelecek tehlikelere karşı kendilerini korumak için zorlayacaklar. Bu elbette globalizmin sonu olmayacak ama sınırları koruma/millileşme meselesi yükselecek. Bu beraberinde seyahat ve turizmi etkileyecek. 

Elimizde 2018 yılının turizm verileri mevcut. Buna göre dünyadaki turist sayısı 1,4 milyar insan, toplam 1,451 trilyon dolar (kişi başı 1,036 dolar) harcamış. Ülke olarak bundan en büyük geliri 79,6 milyon turist ağırlayan ABD 214,5 milyar dolar (kişi başı 2,694 dolar) olarak sağlarken, en büyük harcamayı ise Çin 277 milyar dolar yapmış. (Türkiye ise gelen turist sayısında 45,3 milyon kişiyle Avrupa’nın 4, dünyanın ise 6. sırasına yerleşmekle birlikte gelir olarak 25,2 milyar dolarda-kişi başı 556 dolar-kalmıştır).

Çin’de 760 milyon kişinin karantina altında bulunması üretim açısından tüm dünyayı olumsuz olarak etkilemeye başlamıştır ve derinleşmektedir. Son 1 yılda 66 dolar/varili gören petrol fiyatları 44 dolara kadar gerilemiştir(1/3). 

Virüs daha Amerika’yı vurmadan ekonomik olarak vurmuştur. Faizlerde 1 yıl önce %2,77 olan 10 yıllık Amerikan tahvilleri  yılbaşındaki %1,90 seviyesinden dün itibarıyla %1,16 ya gerilemiştir. 2 yıllıklar %0,93 e, 5 yıllıklar %0,952 ye gelmiştir. 30 yıllıklarda ise 1 yıl önce %3,14 olan faizler Cuma günü %1,6840 a gerilemiştir. FED faizlerinin %1,75 olduğu düşünüldüğünde FED’in önümüzdeki toplantıda 0,25 değil 0,50 faiz indirebileceği konuşulmaya ve beklenmeye başlamıştır. 

Bu konuşulmasına rağmen ve FED’in ve diğer tüm merkez bankalarının “gak” diyene para, “guk” diyene yine para vermesine rağmen Amerikan hisse senetleri (ve tüm dünya) geçtiğimiz hafta yıkım yaşamışlardır.

Dow Jones 29,568’den 25,409’a %16,3, 

Çin Şanghay 14686’dan 13318’e %10,27, 

Bovespa 119,593’ten 104,171’e yüzde %14,80, 

Hong Kong HangSeng 30,280’den 26,129’a %15,88, 

Tayvan 12,197’den 11,292’ye %8, 

Nikkei 24,115’ten 21,142’ye %14,06, 

SMI (İsviçre) 11270’ten 9,831’e %14,63, 

FTSE (İngiltere) 7,727’den 6,580’e %17,43 

DAX 13,795’ten 11,890’a %16,02 

değer kaybetmiştir.

Tüm bunlara rağmen tüm egemen devlet/merkez bankalarının ellerindeki silahlar neredeyse boştur. Mevcut durumda dünyada mevcut bono/tahvil stoklarının %20 si (yaklaşık 11 trilyon dolar) eksi faizde yatmaktadır. Şu anda konuşulan Amerika’nın bu kervana katılıp katılmayacağıdır.

“Safe haven” (Güvenli liman) olarak görülen kıymetli madenlerde de tuhaf bir şekilde ayrışma gözlenmektedir. Paladyum özel durumu nedeniyle 2,600 dolar civarında fiyatlanmakta, platin/altın rasyosu 0,544 seviyesine kadar gerilemiştir. (Platin 860 dolar, altın 1,580 dolar). Altın/gümüş rasyosu ise tarihi zirve olan 100'e yakındır (94,83). Gümüş 18,00 doların, Platin 1,000 doların üzerinde kalıcı olamamıştır. Altına ise zirvesi olan 1,689 dolardan 100 doların üzerinde “düzeltme” gelmiştir.

Ortaya çıkmıştır ki, Çin’siz dünya düşünülemez.

İzleyip görmek lazım.

Covid-19 henüz Türkiye’ye uğramamıştır (?). Buna inanmak zor geliyor nedense. 

Ülkenin durumu ise iktidarın tüm anlatımlarına ve istatistiklerine rağmen “iyi” görünmemektedir. 

Daha önce defalarca söylediğim gibi ülke 2008-2018 arasında tüm dünyaya dağıtılan paradan payına düşeni en nankör sektör olan altyapı/inşaat sektörüne harcamıştır. Bugün de o paraların geri dönüşü (kısa vadede) çok zor görünmektedir. 

Son 10 yılda Suriye’ye müdahale ve oradan gelen 4 milyon mülteci ülkenin hem sosyal yapısını değiştirmiş hem de inanılmaz bir külfet yüklemiştir. Orada da “Suriye’nin inşasının” üstlenilmesi gibi bir ham hayale iktidar hem kendi inanmış hem de herkesi inandırmıştır. Bugün bunun da mümkün olmadığı görülmektedir. Bir de son patlayan Idlib olaylarının vahim sonuçlar doğuracağı açıktır. (Libya meselesine şimdilik hiç girmiyorum).

FED’in ve diğer “büyük” merkez bankalarının yaptığı parasal genişlemelerden payımıza son 2 yıldır bir cent bile düşmemiştir (biz tüm mecralarda “gelmez” dedikçe üzerimize yaftalar yapıştırılmıştır).

Ülkenin mevcut birikimleri bellidir. Bu birikimler yeni tasarruf olmadıkça sadece üzerlerine eklenen nema/faiz/kâr payı büyüyor görünecektir.

Bu yılki bütçe açığı–planlanandan fazla olacağı görülmektedir–Hazine'yi tekrar borçlanma için piyasaya çıkaracaktır. Bunun faizlerin düşüşünde yolun sonuna geldiğimiz sonucuna varacağı açıktır. Hazine için gereken vergiler toplanamamaktadır. Çünkü para kalmamıştır. 

Yabancılar yeni hisse senedi ve/veya tahvil bono almamaktadır, hatta satmaya devam etmektedir. DIBS içindeki payları %8,8‘e düşmüştür. Borsadaki payları %60 civarına gerilemiştir.

Tüm bu yazdıklarımı sizler nasıl yorumlarsınız bilmem ama benim “yazabildiklerim” bu kadardır..