Coronavirüs izlenimlerim

Coronavirüs izlenimlerim

17 Mart 2020 Salı  |   Köşe Yazıları

Tüm dünyada ve ülkemizde giderek yayılan ve vaka sayısı her geçen gün artan corona (korona) virüsü, gündemin doğal olarak başaktörü konumunda. Ne deprem-çığ, ne Libya, Suriye-İdlib sorunu ne de mülteciler konusu, hepsi neredeyse unutulmuş durumda. 

Ancak bu corona konusunda da kafalar epey karışık gibi. Kimileri  çok daha sıkı önlemler alınmazsa ölüm sayılarının yüz binleri-milyonları bulacağını savunurken, bazıları da bunun çok abartıldığını ve normal grip vakalarının biraz daha ağırı olduğunu düşünüyor. Hatta kendisinin yakın geçmişte coronaya yakalanıp atlattığını düşünen çok kişi olduğunu da biliyorum. Sıcak havalar gelince bu virüsün kendiliğinden ortadan kalkacağını ve bu kadar telaşa lüzum olmadığını savunanlar da var. 

Yani bir tarafta karamsarlar, diğer tarafta vurdumduymazlar varken, kafası karışık şaşkınların sayısı da çok fazla. Herkes kendince önlemler almaya çalışıyor. Kolonya, maske, sabun, el dezenfektanı, makarna, un, bulgur, çay, şeker gibi malzeme ve yiyecekler revaçta. 

Açıkçası halkın büyük bir kesiminin hâlâ olayın ciddiyetini kavradığını düşünmüyorum. Sadece el yıkayıp kolonyalanmakla, bir de maske takmakla bu hastalığa yakalanmayacağını düşünen çok insan var. Tamam bunların hepsi doğru önlemler de sokakta, çarşıda pazarda, markette, otobüs-metro gibi yerlerde insanlarımız sürekli iç içe, sürekli dip dibe.  

14 gün kuralı desen kimsenin umurunda değil. Zorunlu karantina olmadıkça yurt dışından dönenler anında sosyal yaşamın içine giriyor, kalabalıklara karışıyor. Yakında Meclis içinden de coronaya yakalananlar duyarsanız hiç şaşırmayın. 

Sosyal medya desen tam bir gayya kuyusu. Her kafadan bir ses çıkıyor. Art arda dünyadan ve ülkemizden olası ölüm oranlarını ve hastalık yayılma verilerini yayınlayan mı ararsın, yoksa tuzlu su sirke mucizelerinden bahseden mi, yoksa hangi duanın kaç kere okutulacağını söyleyen mi, ne ararsan var. Öte yandan sokağa çıkma yasağı gelirse evlerin balkonlarında İtalya örneğinde olduğu gibi hangi şarkıların söyleneceğini düşünen, soranlar bile var.  

Halk ve sosyal medya bu durumdayken televizyonların haber kanallarının da bir numaralı gündemi elbette corona. Ancak açık oturumların kadrolu yorumcuları her konuda olduğu gibi bu konuda da yine uzman(!) görüşlerini açıklıyor. Tesadüfen denk geldiğim bir kanalda gazeteci Nedim Şener ile güvenlik uzmanı Mete Yarar corona üzerine ahkam kesiyordu düşünün. Ersan Hoca da orada mıydı bilmiyorum artık.  

Yine haber kanalları farklı görüşte olan tıp adamlarının tartışmalarına sahne oluyor. Vatandaş olarak hangisine inanacağımızı artık şaşırdık. Onların birçok konuda farklı görüşleri savunmaları halkın kafasını iyice karıştırıyor. Örneğin bunlardan biri olan Yavuz Dizdar, aslında Covid-19'un aşısının bulunduğunu söylüyor. Aşıyı bulan Roche firmasının virüsü tüm dünyada daha da yaygınlaşmasını beklediğini ve birkaç ay sonra aşıyı piyasaya süreceğini, bunun sonunda da 20 trilyon dolar kazanacağını iddia ediyor. 

Tüm ülke baştan aşağı durmadan dezenfekte ediliyor. Ulaşım araçları, statlar, otogarlar, tren istasyonları, hava alanları, sosyal tesisler hiç olmadığı kadar steril durumda. İnsan olarak da neredeyse her dakika ellerimizi sabunluyor, üstüne kolonya veya dezenfektan ile ovuşturup duruyoruz. Sokaktan eve geldiğinde üstünü başını kapı önünde çıkarıp çamaşır makinesine, kendisini de doğrudan banyoya atanlar da yok değil. 

Turizm ve havayolu ulaşım şirketleri başta olmak üzere bazı sektörler şimdiden ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bu virüs ortadan kaldırılamazsa batacak firma sayısını ve buralarda işsiz kalacakları düşünmek bile istemiyorum. Bu corona illeti sağlıktan çok ekonomiyi etkileyecek gibi görünüyor. Birçok ülkenin yaşayacağı sosyo-ekonomik travmaların ciddi sonuçlar doğuracağını söylemek herhalde kehanet olmaz. 

Dünyada neler oluyor derseniz, onlar da bizden çok farklı değil. Bazı ülkeler sıkı önlemler alınırken İtalya gibi geç kalanlar acı sonuçlarla yüzleşiyor. İngiltere derseniz olayı akışına bırakmış gibi, "ölen ölür, kalan sağlar bizimdir" anlayışında. Avrupa'da yaşlı nüfusun fazla oluşu ölüm oranlarını arttıracak gibi görünüyor. Hatta bazı ülkelerde 75 yaş üstünde olanlara tıbbi hizmet verilmemesi konusu bile tartışılıyor. 

Ayrıca her gün siyasetçilerden sporculara, sanatçılara kadar birçok ünlünün bu virüse yakalandığını duyuyoruz. Siyaset, sanat, spor, kültür alanlarında toplantı, gösteri ve maçlar yasaklanırken, halk çok zorunlu haller dışında sokağa bile çıkamıyor. 

Sonuç olarak bu günlerde corona ile yatıp corona ile kalkıyoruz. Hani eskilerin sıkça kullandığı "Allah sonumuzu hayırlı etsin" ya da "beterinden saklasın" derler ya o duruma geldik. Bizim jenerasyonun görmediği bir uzaylı istilası kalmıştı, onu da gördük mü tamamdır.

Kendinize iyi bakın, sağlığınıza dikkat edin.