Cihat Yaycı polemiği

Cihat Yaycı polemiği

17 Mayıs 2020 Pazar  |   Köşe Yazıları

Tümamiral Cihat Yaycı'nın görevden alınmasıyla ilgili karar kamuoyunda tartışılıyor.  

Özellikle Ulusalcı hesaplar ve kişiler tarafından şiddetle eleştirilen bu kararla ilgili olarak bazı CHP ve İYİ Parti milletvekilleri de topa girdi. 

Görevden alınması eleştirilirken 3 farkı konu aynı cümle içerisinde kullanılmaya başlandı. 

1- Sn. Yaycı’nın FETÖ ile mücadelede sağladığı katkılar ve FETÖMETRE uygulamasının mucidi olması nedeniyle, FETÖ’cülerin saldırısı altında olması, 

2- Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan üzerinden Libya anlaşmasının mimarı olması, 

3- Deniz Kuvvetleri için yapılan bir ihaledeki uygunsuzluğa itiraz etmesi. 

Bunların hepsi veya sadece birisi ya da başka herhangi bir nedenle (kamuoyunda popüler olmasının yaratmış olduğu rahatsızlık da dahil olmak üzere) bu atama yapılmış olabilir. 

Sn. Yaycı bir kamu görevlisi olduğu için, cevap verme imkanı olamayacağı düşüncesiyle kendisinin ismini kullanmadan, Doğu Akdeniz politikamızla ilgili gelişmeleri çeşitli platformlarda başından beri eleştiriyorum. Bu, Sn. Yaycı’nın FETÖ ile mücadelesini takdir etmediğim anlamına gelmez. Ya da detayına hakim olmadığım ihale sürecine ilişkin bir husus da değildir. Ayrıca, bilinmelidir ki, Türkiye’nin “asıl” milli çıkarlarının ne olduğu konusunu tartışmak kimsenin tekelinde de değildir.  

Bu nedenle, başta Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay olmak üzere, ilgili kurum ve kişiler Sn. Yaycı’nın “kızağa çekilmesine” ilişkin kamuoyunu aydınlatmak ve ikna etmek zorundadır. Bu atama kişisel bir konu olmasının ötesinde, milli çıkarlarımızı ilgilendiren bir husus haline gelmiştir. Kim bilir belki de Sn. Yaycı teknik bir nedenle görevden alınmıştır. Belki de şık bir göreve ataması yapılacaktır. Böyle bir durumda, bugün konuyu vatan, millet Sakarya edebiyatıyla tartışanların nasıl tavır takınacakları merak konusu olacaktır. 

Sn. Yaycı’nın son olarak, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan, “Yunanistan Talepleri (Ege Sorunları) Soru ve Cevaplarla” isimli kitabını henüz temin edememiş ve okumamış birisi olarak, bu konudaki yorum ve görüşlerimi saklı tutuyorum. İki farklı tarih profesörünün hakemliğinde yayınlanan ve dört farklı profesörün takdim yazısını içeren kitabın, son derece önemli bir kitap olduğuna inanıyorum. Ancak, Ege’de özenle yarattığımız 50 yıllık statükonun, tarihi belgeler ışığında ve hukuki temelde yeniden tartışılmasına yol açmayacağını, hem yayıncı kurumun imajı açısından hem de resmi politikamız açısından sıkıntı yaratmayacağını diliyor ve ümit ediyorum.