Çevre gürültüsü ve kalp-damar hastalıkları

Çevre gürültüsü ve kalp-damar hastalıkları

9 Kasım 2019 Cumartesi  |   Beyaz Önlük

Tıp dilinde ateroskleroz olarak adlandırılan damar sertliği hastalıkları sebep oldukları kalp krizleri ve felçler nedeniyle ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda gelmekte. Damarlarımızın bu hastalıktan etkilenmesi olasılığını arttıran sigara, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, şeker hastalığı gibi risk faktörleri üzerinde pek çok bilimsel araştırma ve toplum sağlığı çalışmaları yapılırken son zamanlarda yaşadığımız çevrenin özelliklerinin kalp & damar hastalığı gelişimine katkısı olabileceğine dair gözlemler, makaleler yayınlanıyor.  

Önceki bir yazımızda değinmiş olduğumuz hava kirliliği insan sağlığını olumsuz etkileyen çevre sorunları içerisinde önemli yer tutuyor. Kalbimizin, damarlarımızın soluduğumuz kirli havadaki arsenik, kadmiyum, kurşun gibi ağır metallerden olumsuz etkilendiğini, bu maddelerin damar sertliğine yol açabildiğini, bir kalp & damar hastalığı varsa bunu ağırlaştırabildiğini, ölüme yol açma olasılığını arttırdığını tekrar vurgulamamız gerekiyor.  

Küreselleşme, sanayileşme sürecinin beraberinde getirdiği çevre gürültüsü kalp & damar sağlığına olumsuz etkileri gün geçtikçe daha belirgin hale gelen bir diğer çevre sağlığı sorunu. Aslında bir tür “kronik stres” olan çevre gürültüsünün bizlere pek çok yönden zarar verdiği yeni bir bilgi değil. Çok yüksek şiddette olmayan çevre gürültüsü bile uykumuzu bozarken psikolojik sağlığımızı olumsuz yönde etkiliyor; basit deyişle bizi rahatsız ediyor.  

Ne var ki çevre gürültüsünün etkileri bunlarla sınırlı kalmıyor. Çevre gürültüsünün yaşattığı uzun süreli stres, rahatsızlık hissi ve uyku sorunları vücudumuzun sinir sistemlerini, iç salgı bezlerini istenmeyen biçimde faaliyete geçirmek suretiyle, dolaylı ya da dolaysız olarak kalbimize, damarlarımıza zarar veriyor. Yapılan çalışmalar, çok yüksek düzeyde olmayan uzun süreli çevre gürültüsünün neden olduğu kronik stres durumunda bile kan basıncının, kan şekerinin, yağlarının, pıhtılaşma eğiliminin artabildiğini, bu durumların yüksek tansiyon ve koroner hastalıkla ilişkilendirilebildiğini gösteriyor. Gürültünün neden olduğu depresyon, huzursuzluk gibi psikolojik problemler kalp & damar sistemine verilen zarara ayrıca katkıda bulunmaktalar.  

Tahmin edilebileceği gibi çevre gürültüsünden etkilenen kişi bir kalp & damar hastasıysa bu olumsuz etkiler daha belirgin hale gelmekte. Uçak gürültüsüne maruz kalınan yörelerde yaşayanlar üzerinde yapılan çalışmalar uykunun bölünmediği, rahatsızlık hissedilmediği durumda bile damarlarımızın bundan olumsuz yönde etkilendiğini gösteriyor. Trafik gürültüsünün belirgin olduğu yerlerde tespit edilen kalp & damar sistemi etkilerinin yatak odasının yol tarafında olduğu evlerde yaşayan ve pencereleri açık uyuyan kişilerde daha fazla olduğu gözlenmekte. Son yıllarda yayınlanan, 1980’lerden bu yana bilhassa trafik gürültüsünün kalp & damar sistemine etkisini araştıran çalışmaların incelendiği büyük istatistik verileri belli bir seviyeyi aşan çevre gürültüsünün yüksek tansiyon, koroner hastalık, kalp yetersizliği, kalp ritmi bozuklukları, hatta felç ve buna bağlı ölüm olasılığını arttırdığını gözler önüne sermiş bulunuyor. Çevre gürültüsünün derecesi arttıkça bu risklerin kademeli biçimde arttığı dikkat çekiyor. 

Burada akla gelebilecek soru hangi düzeyde çevre gürültüsünün kalp & damar sağlığını tehdit edebileceği. Bilindiği gibi sesin şiddeti desibel (dB) adı verilen bir birimle ifade edilmekte. Örnekler vermek gerekirse bir saatin tıklaması 20 dB, yağmur sesi yaklaşık 50 dB, telefon zili ortalama 80 dB, kamyon gürültüsü 90 dB düzeyinde ses üretiyor. Araştırmalar 50–55 dB gibi düşük şiddette çevre gürültüsünün olumsuz etkileri başlatan eşik olduğunu, derece arttıkça insan sağlığına olumsuz etkilerin arttığını gösteriyor.  

Günümüz dünyasında insanların yarısı kentlerde yaşıyor. Modern toplumlarda başta trafik – taşımacılık kaynaklı olmak üzere çevre gürültüsü, bir başka deyişle “gürültü kirliliği” önemli bir halk sağlığı sorunu; öyle ki Avrupa toplumunun üçte birinin tüm gün boyunca süreklilik arz eden, 55 dB’in üzerinde çevre sesine maruz kalarak yaşadığı bildiriliyor. Çevre duyarlılığı arttıkça trafik gürültüsünü azaltabilmek amacıyla ses bariyerleri, daha sessiz bir trafik akışı sağlayabilmeye dönük yol yüzey çalışmaları, binalar için ses yalıtım teknolojileri, sürüş alışkanlıklarının değiştirilmesi, otomobil ve lastik teknolojisinde bu yönde gelişmeler gündeme gelirken pek çok ülkede ve son yıllarda ülkemizde gürültü haritaları oluşturuluyor. 

Yaşam sürelerinin uzadığı, önde gelen ölüm nedeninin kalp-damar sistemi hastalıkları olduğu bir çağdayız. Damar sertliğinin neden olduğu kalp krizleri ve felçler için yüksek kolesterol, hipertansiyon, şeker hastalığı, şişmanlık, sigaranın risk faktörleri olduğu on yıllardır kanıtlanmış bulunuyor. Bilinçlenen modern toplum sigarayı kısıtlamaya çalışıyor; sağlıklı beslenme, kilo verme yöntemleri basının gündeminden düşmüyor. Sofralardan tuzluklar kaldırılırken şeker konusundaki uyarılar ve tabii spor salonlarının sayısı giderek artıyor.  

Bunlar elbette önemli. Ne var ki kalp & damar sağlığımızı tehdit eden riskler aldığımız gıdalardan ya da kanda ölçülebilenlerden ibaret değil. Sigara içmeyenimiz de, düzenli egzersiz yapanımız da, kilolu olmayanımız da soluduğu kirli havadan, maruz kaldığı sürekli gürültüden ve diğer çevre risklerinden olumsuz etkilenebiliyor. Daha temiz, daha sessiz, daha sağlıklı yaşam ortamları için mücadeleye daha fazla ağırlık vermemiz gerekiyor.   


KAYNAKLAR:

http://medyagunlugu.com/haber/sessiz-katil-hava-kirliligi-40471

• Münzel T ve ark.: Environmental Noise and the Cardiovascular System. J Am Coll Cardiol. 2018;71:688-97

http://www.mimarlikdergisi.com/index.cfm?sayfa=mimarlik&DergiSayi=7&RecID=136