Çelişkilerle boğuşmak

Çelişkilerle boğuşmak

28 Ekim 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Günümüz toplumlarında insanları anlayabilmek, duygu ve düşünce dünyalarını okuyabilmek için hep bir çaba içerisinde olmanız gerekiyor.

Gündelik hayatın içinden çıkılmaz bu dar sokaklarında insanın aynı kalabilmesi, kendini istediği gibi ifade edebilmesi gerçekten çok zor. Kimin ne yaptığını, neyi niçin yaptığını anlayabilmek hatta sezebilmek de zor olsa gerek. Çünkü ilişkide ya da iletişimde bulunduğunuz insanların ortaya koydukları o kadar farklı karakterleri var ki, hâliyle karşınızdaki insanı tanımanız o nispette zorlaşıyor. Siz istediğiniz kadar insanlara ön yargısız, en yüce duygu ve düşüncelerle yaklaşın, hiçbir şey ifade etmiyor, muhatabı olduğunuz kişi sizi sadece özleştirdiği, imgelendirdiği ya da hatırladığı şekilde kabul ediyor. 

Davranış kavramının tanımına baktığımızda, herhangi bir organizmanın, iç ve dış etkilere karşı gösterdiği bilinçli tepkiler görüyoruz. Sadece insanoğlunun verdiği bilinçli ya da bilinçsiz tepkiden bahsetmiyorum. Diğer canlı türleri de tıpkı insan gibi bilinçli ya da bilinçsiz iç veya dış etkilere karşı evrene tepki verebiliyor. 

Benim burada üzerinde ısrarla durmak istediğim, insanın verdiği bilinçli tepkide bir iradenin söz konusu olması, bilinçsiz tepkinin ise bireysel güdülerden kaynaklanması. İnsanın bu davranışları sergilerken çelişkiler de yaşadığı aşikâr. İşte bu nedenle sosyal bilimler, özellikle insanın günlük hayatta ortaya koyduğu davranış şekillerini kendi bakış açısına göre yorumlayabilmektedir.  

Yapısal psikolojiye göre davranış insanın bilinçli etkinliği fikri üzerinde yoğunlaşmışken, insanı bir bütün olarak ele alan bütüncül psikoloji onunla çevresini bir bütünlük içerisinde görür ve davranışı onunla çevresinin etkileşiminin ürünü olarak yorumlar. İşlevsel olarak ele aldığımızda ise, insanın kendisinden beklenen eylem, görev, iş görme yetisi, davranışı, güdülerini doyurma etkinliği olarak ele alır. Diyalektik kurama göre davranış, insanın kendisini geliştirmek ve çevresini değiştirmek için yaptığı olumlu ve olumsuzluklar olarak nitelenebilir. Her duygu, düşünce ve davranış etki, tepki olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gündelik hayat tekrarlardan oluşuyor ve bu davranış kalıplarına baktığımız zaman birbiri ile çelişen insan davranışları ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Dış ve iç dünyadan gelen duyumları algılayarak düşünce dünyamızda kavram ve tasarımlarımızı oluşturduğumuz ve mantığın yol göstericiliğine baktığımızda çelişkilerin arasında etkileşimler ve çelişkili davranışlarla karşılaşıyoruz. Bazen düşünmüyor değilim, ”Doğada da çelişkiler var mı yok mu" diye... Doğadaki her canlı yaşamını devam ettirmek için oksijen alıp karbondioksit veriyor, bu bir çelişki değil mi? Bitkiler, bitki türlerinin hepsi ise karbondioksit alıp oksijen veriyor. İnsan nefes alışı verişi ile dünyayı kirletirken aynı anda bitkilerin bunun tersi bir durum ile karşı karşıya olduklarını görüyoruz. Mikrop barındıran, hijyenik olmayan su içen bitki ve birçok hayvan türü hiçbir sağlık sorunu yaşamazken insan ise temiz su içip kirli su bırakıyor. Kafamı karıştıran bir başka bir çelişki de, her canlı türü bir başka canlı türünü yiyerek hayatta kalabiliyor. Anlayacağınız başlangıç çizgisi ile bitiş noktası aynı yerdeymiş gibi insanlar hayvanları, hayvanlar bitkileri yiyor; bitkiler ise toprak. Aynı zamanda toprak insanları ya da bütün canlıları çelişkileri ile alıp yiyip bitiriyor. 

Gerçekten ne istediğini bilmeyen, zihninde sayısız çelişkilerle kaosla dolu bir hayatı yaşıyor insan. İnsanlar genelde inançları, değerleri ve davranışları arasında içsel bir tutarlılık sağlamak için çaba gösterecek anlayışı kaybettiler. Modern insan her geçen gün daha da bencilleşiyor ve yalnızlaşıyor. Duyarsız, bir yandan seviyor bir yandan da sevdiği insanı öldürüyor. Sezen Aksu'nun bir şarkısındaki şu mısra iyi bir örnektir: "Seni hem sevdim hem de senden nefret ettim."  

Tahammül, hoşgörü, saygı, sevgi tamamen içi boşaltılmış kavramlar, sadece sözde var. Aynı çatı altındaki insanlar birbirine yabancılaştı, duyarsızlaştı. İnsan çelişkilerle dolu ve o kadar da saçma, karışık, bir o kadar da karmaşık bir hayat sürdürüyor. Gerçekten zor ve yorucu bir durum. Çelişkileri ile yaşayan bu tür insanları anlayabilmek, onları tanıyıp davranışlarını okuyabilmek hep çok zor olmuştur.  

Bireyi bırakın, devletler bile kendi içerisinde çelişkiler yaşar. En net ifade ile “Devlet kendi şiddetine yasa, bireyin şiddetine suç” der. Çelişkiler yasası, doğada ve toplumda bu kadar büyük bir rol oynadığına göre, aynı zamanda hem toplumsal hem de doğal varlık olan insanın düşüncesinin de karşıtlar yasasına bağlı olduğunu anlamak kolaydır. Çelişkileri yaşayan insanla uğraşmak vakit kaybıdır. Çelişkileri ile var olan bu insanları anlamaya çalıştıkça kafası karışır insanın. Anlamak için her gün çaba gösterirsin ama nafile… Empati yapıp karşındaki insan gibi düşünmeye çalışırsın, kendini onun yerine koyarsın, onun bakış açısıyla bakmaya çalışırsın olaylara, durumlara, insanlara bir çözüm bulmuş gibi, tezatların içinde boğulup kalırsın. En sonunda pes edip, "Aman ne uğraşacağım, istediğini yapsın, istediğini düşünsün, çelişkileri, iç çatışmaları ile yaşasın ne hali varsa görsün" dersin. 

İnsanlar davranışlarını ve düşüncelerini geçmiş deneyimlerine ve değerlerine göre belirler. Bu yüzden karşınızdakini tanımak ve onu bir bütün olarak ele almak gerek. Bazen şeytana üzülmüyorum değilim! Bütün kötü, ahlaksızca davranışlarının suçlusu olarak görülen sözde bir şeytanın bulunduğu düşüncesi, dinsel inancın iç çelişkilerine, gündelik hayatın iki yüzlülüğüne ,çıkar ilişkilerine suçlu olarak atfetmek herhalde yanlış bir düşünce tarzı olsa gerek. İnsanın kendi ortaya koyduğu olumsuz bir düşünceyi, eylemi ya da sözü birinden çıkmış gibi göstermek kendisi ile çeliştiğinin en güzel örneğidir. Bazen dilimiz bir şey söyler ve ister ama farkında olmadığımız yaşayan bedenlerimizi; kararsızlıkların, çelişkilerin, mutsuzlukların temeli çocukluğun arasına gömerken hayatlarımızı betonlar arasına sıkıştırıyoruz.

Düşünüyorum… Hayattan, insanlardan, ne istiyorum, kimden ne bekliyorum? Neredeyim? Bir girdabın içindeyim. Sevgi mi nefret mi, vuslat mı hasret mi; bu umutsuzluk, mutsuzluk hali seni seninle özleyen çelişkilerle bir ben var... Sanki insanın kendi kendisiyle çelişkileri ile savaşması. Bu savaşın en iyi tarafı yensen de, yenilsen de kaybeden sadece kendin olacağın için şanslısın. Bu hayat yorar, yorulursun. Bir bakarsın ellerin bomboş, bir de darbe yemiş yüreğin, sonuçta eline bir şey de geçmez, içinden çıkamazsın kısır döngülerden ve çelişkilerden. Hayatın içinde boğulursun. İnsanların sana yaşattıklarının ne kadar zarar verdiğini bilsen de, içten içe kendini yer bitirirsin. Kalbinle aklın savaşır, beyninle karar verirsin. Hangisini seçse pişman olup çelişkileriyle avunur durur insan...