Camiler ve köprüler kenti Edirne

Camiler ve köprüler kenti Edirne

30 Temmuz 2019 Salı  |   Köşe Yazıları

Son 2 yıldır Edirne'yi gezip görme şansı elde ettiğimiz için artık Edirne üzerine bir şeyler yazabilirim diye düşünüyorum. Gezmeyi, dolaşmayı sevenler bilir, her kentin/yörenin kendine özgü farklı bir enerjisi, farklı bir havası vardır.  

Edirne her nedense bize huzur veriyor, her gittiğimizde bir başka özelliğini keşfediyor ve burayı daha çok seviyoruz. Kentin turizm potansiyeli aslında çok yüksek ama bu potansiyelin yeteri kadar değerlendirildiğini düşünmüyorum. 

Yürüyerek gezilebilen kentleri ayrı seviyorum. Kentlerin eski yerleşim yerlerinde, sokaklarında ve eski çarşılarında dolaşmak büyük keyif...Buralarda dolaşmak ve kente ait havayı teneffüs edebilmek o yöreyi tanımak için gerekli.  Zaten bir kenti tanımak istiyorsanız ara sokaklarında dolaşın, arka mahallelerindeki yaşamı da görün.  

Küçük esnaf lokantaları, yöresel dükkanlar, yerli halkın gittiği klasik kahvehaneler, çay bahçeleri o kent ile ilgili bilgiler alabileceğiniz en güzel yerlerdir. Yoksa öyle beton yığını modern AVM'lerde alışveriş yaparak, üzerinde adınızın yazdığı plastik bardaklarda kahve satan cafelerde oturarak bir kenti tanıyamazsınız. 

Sadece sokaklarında dolaşmak değil yöre halkından insanlarla tanışıp sohbet etmek de ayrı güzel. Edirne insanı konuksever, hoşgörülü ve yabancıları misafir gözüyle görüyor. Biraz samimi olduktan sonra kentle ve kendileriyle ilgili sıkıntıları, güzellikleri, dertleri kolaylıkla paylaşıyorlar. Onları yöresel şiveleri ile dinlemek ayrı bir keyif...  

Sabahları büyük bir keyifle çay/kahve içtiğimiz Üç Şerefeli Caminin bahçesinde yan masadan gelen şu sesler hala kulağımda... 

- "Nere oturayım be agacım?" 

- Epsi aynı be ya otur işte şuracığa" 

Neyse başlayalım Edirne notlarına... 

Tarihi ve mimari yapıları ile Bursa ve İstanbul gibi tam bir Osmanlı kenti. Osmanlılara başkentlik yapmış bu kentte  başta cami, köprü, çeşme, türbe olmak üzere çok fazla kültürel miras var. 

Camilerin ününü az çok biliyorum da Meriç ve Tunca üzerinde bu kadar çok köprü olduğunu açıkçası bilmiyordum. Meriç ve Tunca üzerindeki tarihi köprüler bu sene bakıma alınıp araç trafiğine kapanınca alternatif köprüleri görme şansı da elde ettik. Eski-yeni- büyük-küçük farklı özellikteki köprülerin fazlalığı şaşırtıcıydı. Meriç ve Tunca köprüleri bunlar içinde en tanınmışları ve gerçekten görülmeye değer... 
 

 

Bu köprülerden geçerek güzel fotoğraflar çekebilir, köprülerin her iki tarafında yer alan tarihi ve turistik mekanları ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca burada yer alan Edirne Kent ormanı da çok güzel. 

Edirne merkez ile Lozan Antlaşması ile elde ettiğimiz Karaağaç, Meriç ve Tunca nehirleri ile birbirinden ayrılıyor ve köprüler ile birbirine bağlanıyor.Bu köprülerden kente, hele hele de bütün görkemiyle size yüzünü gösteren Selimiye'ye bakmak gerçekten müthiş... 

Hemen yeri gelmişken belirteyim, Karaağaç inanılmaz bir yer. Sanki film setleri için oluşturulmuş özel bir plato gibi. Eski tren istasyonu, Lozan anıtı, müzesi, yeşillikler içinde tek katlı bahçeli şahane evleri ve dinginliği ile müthiş bir yer. Edirne'de bence ilk ve kesinlikle gezilmesi gereken yer Karaağaç... Gerçek bir "slow city". Karaağaç hakkında ne yazsam az gelir, mutlaka kendiniz gezip o duyguyu yaşamanız gerekir. 

Ayrıca burada yer alan Pazarkule sınır kapısından yürüyerek Yunanistan tarafına geçebilir, hemen sınır boyunda yer alan Kestanelik köyünde, Arda nehri boyunca güzel saatler geçirebilirsiniz. Türk tarafında Meriç ve Tunca nehirleri boyunca bira içmek yasak iken burada Arda kenarında rahatlıkla içebilirsiniz. Biz de Edirne'ye her geldiğimizde sınırı yürüyerek geçmenin keyfini yaşıyoruz. 

Edirneliler için bu küçük Yunan köyüne gidip gelmek bakkala-pazara gitmek gibi bir şey olmuş. Bu aralar köydeki "free shop"ta 3 karton sigara alana 2 litre uzo bedava veriliyor. Sigaranın incecik bayan sigarası olması fark etmiyor, herkes bedava uzo peşinde... Bir arkadaşın dediği gibi "Hocam bu aralar Edirne'nin en az yarısı bayan sigarası içiyor"... Gerçekten daha sonra yerlerdeki izmaritlere dikkat ettim doğru... 

Dönelim biz yine Edirne'ye, bu kentle ilgili ilk akla gelenler tava ciğer, köfte, Selimiye Camii, Kavala kurabiyesi ve badem ezmesi... Tabii bir de Kırkpınar güreşleri ve Kakava şenlikleri var ama onlar çok kısa süreliğine. 

Aslında sadece bunları dile getirmek haksızlık olur. Konuştuğumuz bir esnaf arkadaş da bu konuda özellikle tur rehberlerinden dertli. Dediği aynen şöyle; "Hocam Edirne'mize gelen turlar Selimiye-Üç Şerefeli cami ve Eski camiyi gezdirip çarşıda bir ciğer yediriyorlar, bir de kavala kurabiyesi aldırıp 3-4 saat sonra dönüyorlar, halbuki burada gezilip görülecek çok yer var." 

Bunları söyleyen esnaf arkadaş da, tur rehberleri de haklı. Çünkü turların belli bir planı var ve rehberler o plana uymak zorunda. Onun için turlar ile gezebileceğiniz yerler sınırlı olduğundan Edirne için en az 3-4 gün ayırıp gezmelisiniz diyorum. 

Edirne ile ilgili en çok üzüldüğüm konulardan biri, tarihi Kaleiçi evlerinin bakımsızlığı ve ilgisizlik nedeniyle çoğunun harap durumda olması. Özellikle son yıllarda boş evlerin Suriyeliler ve göçmenler tarafından yaşam alanı olarak seçilmesi bu bölgeyi iyice sevimsizleştirmiş. Kültür bakanlığı ve Belediye gibi kurumlar eğer Kaleiçi evleri ile ilgili bir proje geliştirip burayı restore etmezlerse bir sonraki nesil bu evleri ancak fotoğraflardan görecek. Şu anda yıkılması planlanan 80 ev işaretlenmiş bile... 

Kentte bu yıl bir canlılık var, her ne kadar esnafın çoğu dertleniyor ise de Yunan ve Bulgar turistler ekonomiye muazzam bir katkı yapıyorlarmış. Özellikle euro/doların yükseldiği günlerde, yani bizim paramızın pul olduğu günlerde çarşı pazar marketlerde raflarda hiçbir şey kalmamış, adeta talan etmişler.  

Şu anda kentteki dükkanların çoğunun vitrinlerinde Yunanca ve Bulgarca açıklamaların fazlalığı dikkat çekiyor. Özellikle hafta sonları Edirne'de yerliden çok yabancı görmeniz mümkün. Edirne esnafını ayakta tutan şimdilik onlar görünüyor. 

Şimdi bu yazıyı okuyanların bir bölümü "Bırak sen onu bunu Edirne'ye gelirsek ne yeyip içelim nereleri gezelim, ondan bahset" diyebilir ve haklılar... 

Edirne'de yiyecek alternatifi çok fazla yok zaten, kentin her tarafı tava ciğercisi ve köfteci kaynıyor. Ciğerin porsiyonu 24-25 TL , köfte ise 18-22 TL aralığında. Vegan iseniz işiniz zor. Etli yemekler dışında seçenek çok az. Dikkatimizi çekti, yeşil alan-park ve bahçelerde doğal semizotları o kadar çok ama kimse toplamıyor. Bizim Ege'de olsa kimse bırakmaz o semizotlarını... 
 

 

Kentin her yeri ciğerci ve köfteci dedik. Bazı ciğercilerin kapısında kuyruk olurken, hemen yanındaki bazı  dükkanlar bomboş. Kiminin adı çıkmış, reklamı güzel yapılmış, kimi tur rehberlerinin yönlendirmesi ile tekel olmuş durumda. Kavala kurabiyesi ve badem ezmesi satan dükkanlar da aynı durumda. Şimdi burada ciğerci/köfteci ismi verip kimseyi yanıltmak istemem, şahsen ben kentte edindiğim dostlardan aldığım bilgilerden çok yararlandım.  

Buradaki etlerin, peynirlerin ve benzer ürünlerin tadı gerçekten bir başka. Bunların dışında Trakya bölgesine has Hardaliye denilen üzüm kabuğu ve çekirdeği ile ezildikten sonra, içine siyah hardal tohumu ve vişne yaprağı ilave edilerek hazırlanan bir içecek var, mutlaka onu tadın nefis ve çok yararlı bir şey.  

Burada benim en çok hoşuma giden, Üç Şerefeli Camii karşısında Seçkin Pastanesinden yediğim ve tadı damağımda kalan enfes trileçe oldu. Çeşit çeşit kurabiyeleri, sütlü tatlıları, dondurmaları olan ve tabii ki özel Kavala kurabiyesi satılan bu küçük pastanenin işletmecileri tesadüfen tanıştığımız karı-koca emekli öğretmen olan Nefise ve Nazmi hocalarım gerçekten çok tatlı, saygıdeğer ve dost canlısı insanlar.  

Görülmesi gereken yerlere gelince, herkesçe bilinen Selimiye- Üç Şerefeli Cami - Eski Cami ve Rüstem Paşa Kervansarayı zaten hepsi aynı yerde kolaylıkla gezebilirsiniz. Yine bunlara yakın tarihi Makedonya Kulesini, Belediye binasını, Arkeoloji ve Kent müzelerini gezebilir, tarihi arasta ve kervansarayın yer aldığı çarşıda alışveriş yapabilirsiniz.   

Edirne'nin en işlek ve gezilen yerlerinden biri de Saraçlar Caddesi. İzmir'in Kıbrıs Şehitleri, İstanbul'un İstiklal'i gibi diyebilirim. Bu caddeye açılan Alibey Çarşısı da görülecek yerlerden. Yalnız Saraçlar caddesi esnafı dükkanlarını geç açıp bana göre erken kapatıyor. Bir de cadde boyunca el arabaları ile meyve-sebze satan seyyar satıcılar hoş bir görüntü vermiyor.  

Bir dip not; bu caddeyi ve civarındaki camileri gece de gezmenizi öneririm. Işıklandırılmış halleri çok daha güzel. 

Kentte çok fazla cami var ve hepsi gerçekten buram buram tarih kokuyor. Özellikle çiçeklendirilmiş yemyeşil geniş bahçeleri ile günümüzün bahçeleri beton yığını camilerine adeta bir ders veriyor. Ayrıca Büyük Sinagog ve iki adet kilise de görülmeye değer. 2. Beyazıt Şifahane ve Külliyesi de 5 TL karşılığı gezilebilecek yerlerden. Burada yer alan Sağlık Müzesi dikkatinizi çekecek yerlerden biri. 

Eski Edirne mahallelerini gezerken sokak aralarında birçok Osmanlı mezarına, türbesine, çeşmesine, hamamına, anıtına rastlamanız mümkün. Osmanlı'ya bir dönem başkentlik yapmış bir kent için bu elbette olağan ama üzücü olan bu eserlerin çoğunun bakımsız oluşu. 

Özellikle Osmanlı eski mezar taşlarının yer aldığı mezarlıkların çoğu harap durumda, duvarları bile olmayan bazı mezarlıklar ot çöp içinde kendi kaderine terk edilmiş durumda. Örneğin Sağlık Müzesine giderken tesadüfen gördüğümüz Maksut Baba Türbesi mezarlığı büyüyen otlardan görülmüyor. Belediyenin bu konuda daha hassas davranması gerektiğini düşünüyorum. 

Kentin birçok meydanında ve parkında güreş tutan pehlivan heykelleri ile karşılaşırsanız şaşırmayın, burası Kırkpınar er meydanı beşiği Edirne. Tarihi Sarayiçi, bu güreşlerin yapıldığı zaman adeta bir festival merkezi konumunda. Kırkpınar demişken kent içinde meraklıların görebileceği yerlerden biri de "Pehlivanlar Mezarlığı"... Kırkpınar güreşleri başlamadan ziyaret ve dua edilen Pehlivanlar Mezarlığında Adalı Halil ve Kara Emin'in kabirlerini de görebilirsiniz. 

Edirne ile ilgili son bir not; bu yaz kentte inanılmaz bir sivrisinek var ve hepsi de korkusuz, hiç kaçmıyorlar. Dışarıda bir yere oturduğunuzda topluca hücum ediyorlar. Esnaf size ne istediğinizi sormadan önce kol ve bacaklarınıza sürmeniz için  "Off" ikram ediyor. 

Bütün bunların dışında eğer zamanınız var ve gezmeyi de seviyorsanız Edirne'ye kadar gelmişken size küçük bir gezi rotası vereyim. Geçen sene biz bu rotayı izleyerek çok güzel bir tatil yapmıştık. Edirne sonrası önce Kırklareli'ne geçiyorsunuz, daha sonra Tekirdağ'a gidiyorsunuz. Bu bölgede son durağınız Çanakkale ile Trakya turunu tamamlıyorsunuz. Hepsi görülmeye değer şahane yerler. Her kente 2-3 gün ayırsanız, yaklaşık 10-12 günde Trakya'yı  gezmiş olursunuz. 

Biliyorum çok uzattım ama yine eksik bıraktığım çok şey var. Artık onları da siz gezip görün, tanıyın, benden bu kadar. 

Kalın sağlıcakla...