'Bunlar iyi günlerimiz'

'Bunlar iyi günlerimiz'

23 Ekim 2019 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Geçen hafta sonu havaların da güzel olmasını fırsat bilerek birkaç günlüğüne Antalya-Alanya taraflarını  gezelim dedik. Zaten o yöreye yazın gitmenizi hiç tavsiye etmem. Hem sıcak, hem çok kalabalık, hem de fiyatlar uzay seviyesinde... Hoş fiyatlar şimdi de pek farklı değil ama en azından ortalık biraz daha sakin ve iklim koşulları açısından en güzel günler... 

Neyse, bu kısa gezimiz ile ilgili birkaç küçük not  paylaşmak istedim sizlerle. 

İlk olarak yolunuz Antalya-Kemer taraflarına düşerse mutlaka Olimpos Dağına teleferik ile çıkın. Ana yoldan yaklaşık 8 kilometre içeride teleferik tesisleri bulunuyor. Burada yaklaşık 10 dakika süren bir yolculuktan sonra zirveye ulaşıyorsunuz. 2365 metre yüksekliğindeki Tahtalı Dağı zirvesine yapılan yolculuk ve buradaki manzara gerçekten müthiş, heyecan verici... Ancak yükseklik korkusu olanlara bu teleferik işini  pek tavsiye etmem. Çıkarken de inerken de insanın içi bir hoş oluyor. 

Heyecan verici bir başka olay da teleferik fiyatları, kişi başı tam 85 TL. Bu fiyatlar bazıları için belki normal olabilir ama en az 2 kişi gittiğinizi düşünürsek hesap ortada. Yukarıda veya tesislerde bir şeyler yeme içme olayı da olursa 4 kişilik bir aile küçük çaplı bir servet bırakabilir.  

Açıkçası güneyde fiyatlar TL yerine euro üzerinden hesaplanıyor gibi. Bunu özellikle Alanya'da bizzat yaşadık, gördük. En basitinden tüm esnafın dükkan önlerine koyduğu fiyat tabelalarının çoğunda sadece uuro olarak fiyatlar var. Her yerde 3 tanesi 10 TL olan magnet bile Alanya’da tanesi1 euro.  

Alanya’da  insan kendini birçok yönden yabancı hissediyor. Türkçe ve TL buralarda pek revaçta değil. Sokaklarda, çarşıda çoğunluk yabancı turistlerde. O yüzden esnaf gelip geçen herkese yabancı turist muamelesi yapıyor. Aynen başıma geldiği için yazıyorum. 

- Hello sir, welcome, please... 

- Sağol birader teşekkürler...Hayırlı işler kolay gelsin.. 

- Allah razı olsun abi ben sizi yabancı sandım. 

- Tahmin ettim, canın sağ olsun, nasıl bu sene işler? 

- Kalabalığa bakma abi kimse para harcamıyor... 

Biliyorsunuz burası zaten Almanların ikinci vatanı sayılır. Buraya yerleşen ve artık buranın yerlisi olan Almanların yerel yönetimlerle işbirliği yaparak sosyal sorumluluk adına olumlu projeler ürettiğini de öğrendik. Dip not; Alanya sokakları gerçekten çok temiz, belediye iyi çalışıyor. 

Almanları saymazsak en çok Ruslar ve Araplar var sokaklarda, sahiller bu mevsim bile dolu. Ruslar zaten başta Antalya olmak üzere tüm güney sahillerini işgal etmiş durumda. Adamların sıcak denizlere inme politikası ve hasreti çoktan gerçekleşmiş de bizim haberimiz yok. 

Antalya ve Alanya civarındaki küçük esnaf çok dertli, özellikle Ruslardan ve Arap turistlerden... Konuştuğum birçok esnaf eskiden buraya İsveç-Norveç-Danimarka gibi kuzey ülkelerinden gelen turistlerin artık gelmediğini, onların yerine fakir Rus turistlerin geldiğini ve  onların da hiç para harcamadığını söyledi. 

Su almak için girdiğimiz ve ayaküstü sohbeti koyulaştırdığımız marketin sahibi genç arkadaşın söyledikleri gerçekten ilginçti; 

- Bu sene her yer dolu diyorlar, nasıl sezon iyi geçti mi? 

- Abi işin doğrusu eskiyi arıyoruz. Evet gelen çok ama para harcayan pek yok. Geçenlerde bir Rus aile geldi benden 2 ekmek aldılar, nah şuraya kaldırımın kenarına oturdular, kuru kuru ekmek yediler. Allah seni inandırsın hallerine acıdım, dükkana bakacak biri olsa vallahi bir koşu eve gidip çökelek, peynir, zeytin filan getirecektim. O derece yani... 

- Rus turistlerde para yok mu diyorsun?

- Eskiden buraya paralı Ruslar da gelirdi ama malum olaylardan sonra son 3-4 yıldır (sanırım Ruslarla yaşanan gerginliklerden bahsediyor) artık gelmiyor. Yine geçen gün bir Rus karı koca geldi, 2 tane su alacaklar, bizde su 2 TL, adam 1 TL olmaz mı diye  "please, please" diye yalvarıyor. Vallahi ben utandım para bile almadan verdim artık, ne yapayım. Adam cebinde 100 dolar ile 2 haftalık tatile gelmiş buraya... Araplar desen hiç sorma onlar başka bir alem... 

- Ya bizim Türkler? 

-Abi ben onların gözünü seveyim, en iyisi yine bizimkiler, adam zaten buraya para harcamaya geliyor, hiç hesap yapmadan canının istediğini alıyor. Ne fiyat soruyor, ne pazarlık yapıyor... 

Durum aynen böyle, ben anlatanların yalancısıyım. Alanya’da gezerken konuştuğumuz birçok esnaf benzer şeyleri söyledi. 

Alanya esnafı dertli olmasına dertli de cennet gibi bir yer olan yemyeşil Dimçayı Vadisinde gezerken karşılaştığımız ve aynı konuları konuştuğumuz başka bir esnaf öz eleştiri yaparak sorunu şöyle özetledi; 

"Aslında bu hale gelmemizin nedenlerinden biri de bizim esnafın açgözlülüğü. Bakın burada maliyeti 50 kuruşu geçmeyen dandik bir tişörtü, turiste 20-25 euroya satıyoruz. Yiyecek içecek fiyatlarını söylemiyorum bile...Her geçen gün kapanan tesis sayısı artıyor. Ama bize müstahak, bunlar iyi günlerimiz, daha da beter olacağız göreceksiniz..." 

Yani sonuç olarak "bir dokun bin ah işit" hesabı tüm küçük esnaf dertli. Büyük otellerin her şey dahil furyası ve bu açgözlülük devam ettiği sürece çok esnaf kepenk kapatır. 

Daha Aspendos-Manavgat-Düden ile ilgili anlatacaklarım vardı ama çok uzattım yine... 

Şimdilik kalın sağlıcakla...