Biz Mosfener'i çok sevmiştik

Biz Mosfener'i çok sevmiştik

9 Mart 2019 Cumartesi  |   MG Özel

Yazının bir futbol takımının kurduğu taraftar derneğiyle ilgili olduğunu anlar anlamaz bazı okurlar herhalde koşarcasına sayfayı terkedecek. 

Ama biraz sabrederlerse bunun sandıkları gibi bir “futbol yazısı” olmadığını görecekler. 

O zaman başlayalım… 

“Yurtdışında yaşayan Türklerin en önemli sorunları nelerdir” diye bir soru sorulacak olsa, “örgütlenme eksikliği” herhalde başlarda gelir. Nedendir bilinmez, Türkler yaşadıkları ülkelerde bir araya gelemez, bir türlü örgütlenemez. Ya da örgütlenseler bile, örneğin iş adamları, farklı dernekler kurarak yine bölünürler, tek bir yumruk, gerçek bir lobi gücü oluşturamazlar. 

Aynı durum Rusya’da yaşayan Türkler için de geçerliydi... 

Türkler ve Rusya kelimeleri uzun süredir sık sık yan yana geldiği için bu ülkedeki Türk vatandaşlarının sayısının çok yüksek olduğu sanılır ama gerçek farklıdır. Rusya’da yaşayan Türklerin sayısı herhalde hiçbir zaman 40-50 bini geçmemiştir. Ama, örneğin Avrupa ülkelerinde yaşayanlarla karşılaştırıldığında Rusya’daki Türklerin eğitim seviyesi biraz daha yüksektir. 

2000 yılında üç arkadaş, Erhan Özçelik, Akın Teksöz ve ben Moskova’da Fenerbahçe derneği kurmaya karar verdik. Amacımız aslında basitti: Maçları birlikte seyretmek. Önce Fenerbahçe Kulübü’ne yazı yazdık ve derneğin adında Fenerbahçe’yi kullanmak için izin istedik. 

İzin gelince, “Madem bir iş yapıyoruz, düzgün yapalım” dedik ve derneğin resmi statüde olması için Rusça tüzük hazırlayarak Rusya Adalet Bakanlığına başvurduk. Orada Rusya’da kurulan ilk yabancı taraftar derneği olduğumuzu öğrendik ve tabii mutlu olduk, gurur duyduk. Dernek resmen kurulunca bir yönetim kurulu oluşturduk ve üye kaydına başladık. Dernek umduğumuzdan büyük ilgi gördü ve yüzlerce kişi yıllık 200 dolar aidatı gözünü kırpmadan ödedi. Üç kişi maç seyredelim derken yüzlerce kişiye ulaşmıştık, hemen bir lokal kiraladık. Ardından da, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Yönetim Kurulu üyelerini resmi açılışı yapmaları için davet ettik. 

Doğrusu hiç umudumuz yoktu ama Yıldırım, Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı ve Atilla Kıyat açılışımıza geldi. Kulüp tarihinde ilk kez bir başkan yurtdışı derneğinin açılışını yapıyordu; medya büyük ilgi gösterdi, haber pek çok kanalda, gazetelerin birinci sayfalarında yer aldı. 

Dernek işi giderek büyüyordu, rüyada gibiydik. 

Hızımızı alamadık, Sarı Kanaryalar Derneğindeki dostların yardımıyla Şükrü Saraçoğlu’nun Migros tribününe tam 45 metrelik yarısı Rusça pankartımızı her maçta asmaya başladık. Adımız kısaca “Mosfener”di, amblemimizi taşıyan montlar, tişörtler, atkılar, şapkalar yaptırdık. Giderek ünleniyorduk ama ünlendikçe sırtımıza binen yük ve sorumluluk da artıyordu. 

Lokalimize sığmamaya başladık, bir duvarının tamamını Atatürk’ün gençliğe hitabesinin kapladığı yeni bir lokale taşındık. Aziz Bey ve yöneticiler ricamızı kırmadı, oranın da açılışını yapmak için yine Moskova’ya geldi. Bizim ardımızdan Galatasaraylı arkadaşlar da kendi derneklerini kurmuştu, onları da açılışımıza çağırdık. Sağolsunlar onlar da çok şık kıyafetlerle, ellerinde bir buket -elbette sarı kırmızı- çiçekle geldi, heyecanımıza ortak oldu. (Sonradan biz de Galatasaray Taraftarlar Derneğini ve Beşiktaşlılar Derneğini ziyaret ettik) 

O yıllarda Moskova’da yaşayan Türklerin bir araya gelebileceği tek bir mekan bile yoktu. Türk Büyükelçiliği bayram kutlamalarının dernekte yapılmasına karar verdi. Gururlandık. 

Yeni lokalimizde çocuklar için bir oyun odamız da vardı, pazar sabahları aileler için kahvaltı ve sinema günleri düzenlemeye başladık. Kahvaltı sabahları Moskova’da Türk sucuğu satan birilerini bulmak için kan ter içinde koşturuyorduk ama giderek herkesi kucaklayan bir sivil toplum kuruluşuna dönüşmekten son derece mutluyduk. 

2003 ya da 2004 yılı olabilir, Panathinaikos-Fenerbahçe maçında diplomasiye de el attık ve o sırada iki ülkenin ilişkileri kötü olsa da Moskova’daki Türk ve Yunan büyükelçilerini maçı birlikte seyretmek için lokalimize çağırdık. Büyükelçi Kurtuluş Taşkent’le Yunan meslektaşı Dimitrios Paraskevopoulos davetimizi kabul etti. 

29 Ekim’de Moskova’daki büyük Türk şirketleri İzvestiya gazetesine ilan verdi, biz eksik kalır mıyız! 

Tam sayfa ilanın en altında dev şirketlerin adı ve Mosfener logosu vardı! 

Lokalde kitap tanıtımları, sohbet toplantıları düzenledik, Japonya-Güney Kore’deki 2002 Dünya Kupası maçlarını-saat farkı nedeniyle-sabah karanlığında bütün Türkler beraber seyrettik, birlikte sevindik.  

Yaşadığımız ülkeyi unutmadık, yoksul Rus çocukları için yardım topladık. 

Roman Abramoviç’in İngiliz Chelsea Kulübü’nü almasından sonra Moskova’daki Rus taraftarlar da dernek kurma kararı alınca bize geldi, tüzüğümüzü örnek aldı. 

Adımız o kadar çok duyulmuştu ki, Moskova’ya iş için ya da turist olarak gelen diğer takımların taraftarları merak ettikleri için lokalimizi ziyaret ediyordu. 

Lokal bir sosyalleşme ortamıydı aynı zamanda; maçların devre arasında sigara içmek için dışarı çıkanlar (evet daha o yıllarda sigarayı yasaklamıştık) sohbet edip tanışıyor, samimiyet ilerledikçe birlikte iş yapmaya başlayanlar bile oluyordu. 

Tam gaz gidiyorduk.  

Kız Basketbol takımının yöneticileri aradı, Fenerbahçe’ye bir Rus takımı çıkmıştı ama ellerinde rakiple ilgili hiç görüntü yoktu. Hemen kamera kullanmasını bilen birisini ayarladık Sibirya’ya maça gönderdik, rakibin bir karşılaşmasını gizlice çektik. Görev tamamdı. 

Kulüple aramız çok iyiydi, Aziz Bey’e istediğimiz zaman ulaşabiliyorduk. Onun ve bizi tanıyan yöneticilerin desteğiyle çoğumuz o zamanlar kulübe üye olduk. İstanbul'daki Sarı Lacivert Derneği ile "kardeş dernek" gibi ortak etkinlikler de düzenledik. 1907 Derneğinin dergisinde yazılarımız çıktı, camia bizi sahiplenmişti.

Ama bütün bu süreçte kulüpten tek bir kuruş yardım almadık, istemek aklımıza bile gelmedi, hep kendi yağımızla kavrulmaya çalıştık. Doğrusu, iki bin dolarlık aylık kirayı karşılamakta zorlanıyorduk çünkü genelde lokali hafta sadece bir kez, maç olduğu gün açıyorduk ve lig bitince haliyle kapalı oluyor, dolayısıyla gelir elde edemiyorduk. Ama Galatasaray ve Avrupa Kupası maçlarında hasılat rekorları kırıyorduk, elenince yüzümüzden düşen bin parça oluyordu. 

Üye olmayanlardan "misafir parası" adı altında 10 dolar karşılığı 300 ruble alıyorduk. Derneğin Fenerbahçe Kulübü tarafından kurulduğunu ve finanse edildiğini sananlar şaşırıyor, hatta küçük tartışmalar bile yaşanıyordu. Bir kuruşa bile ihtiyacımız vardı, lokalin girişinde "misafir ücreti makbuzu" elimizde "zebella" gibi bekliyor, kuş uçurmuyorduk! Kendimiz için yapmayacağımız şeyler yapıyor, madden çok sıkıştığımız zaman yüzümüzü kızartıp Fenerbahçeli iş adamlarının kapısına dayanıyor, düzenlenecek etkinlikler için sponsor olmalarını istiyorduk. Malum, akçeli işler tehlikelidir, paranın olduğu yerde dedikodu vardır ama herkes derneği yaşatmak için mücadele ettiğimizin farkındaydı.

Maç seyredelim diye yola çıkıp neredeyse Moskova’daki bütün Türkleri kucaklayan bir toplum kuruluşuna dönüşmüştük. Moskova Türk Kadınlar Organizasyonu ile iş birliği yapıyorduk. "Çubuklu" giyen Rus konuklarımız da eksik olmuyordu. 

Fenerbahçe şampiyon olunca Rus televizyonlarında programlara davet edildik. 

Herkes derneği yaşatmak için uğraşıyordu ama gecesini gündüzüne katan üç kişinin adını özellikle vermek gerekir: Bozkurt Ünaldı, Hulki Kahvecioğlu, Şanser Görgün. 

İlk Başkan Özçelik’in kuruluştan kısa süre sona Türkiye’ye dönmesinin ardından iki dönem başkanlık yapma onurunu yaşadım. Görev süremin sonunda veda ederken, bir Osmanlı padişahının “Cihangirane bir devlet yarattık bir aşiretten” sözünü derneğe uyarladım; biz de kendi çapımızda aynı şeyi başarmıştık.

Heyhat!.. 

Bir gün rüyanın sonu geldi. 

Aylık kiramız dört bin dolara çıkınca çocuğumuz gibi sevdiğimiz, büyüttüğümüz, kem gözlerden sakındığımız, pamuklara sarıp sarmaladığımız Mosfener’in lokalini kapatmak zorunda kaldık. 

Çok üzüldük. 

İçimizden bir parça koptu. 

10 yıla yakın süre, Rusya’da Türkiye’nin, kulübümüzün bayrağını yukarıda tutabilmek için bir misyoner gibi çalışmıştık. 

Biz Mosfener’i çok sevmiştik… 

Fotoğraf: 2001 dernek açılışı (soldan sağa) İlk Başkan Erhan Özçelik, rahmetli Büyükelçi Nabi Şensoy, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Cenk Başlamış