Bitmeyen polemik

Bitmeyen polemik

11 Nisan 2020 Cumartesi  |   Günlük

Gündem koronavirüs olduğu için Rusya’yı yakından takip edenlerin bile gözden kaçırmış olabileceği ilginç bir anket yayınlandı geçen hafta. 

Anketin konusu Sovyetler Birliği’ydi, daha doğrusu Rus halkının geçmiş için ne düşündüğünü araştıran bir kamuoyu yoklamasıydı. Levada Center'ın düzenlediği ankete katılan her 4 kişiden 1'i Sovyet döneminin ülke tarihinin en güzel dönemi olduğunu düşünüyor. Aksi yönde düşünenlerin oranı ise yüzde 18. "Sovyetler Birliği'nin izlediği çizgiye dönmek istediğini" söyleyenlerin oranı ise yüzde 28. 

Ankete katılanların yarısından çoğu (yüzde 58), "Rusya'nın izlediği kendine has yolu" desteklediğini, sadece yüzde 10’luk kesim ise Avrupa’nın yolundan gitmesi gerektiğini söylüyor. 

“Sovyetler Birliği size neyi çağrıştırıyor” sorusuna katılımcıların yüzde 16'si "gelecek kaygısı olmayışı" cevabını veriyor. Yüzde 15'lik bir kesim ise Sovyet dönemini "iyi bir hayat" ile özdeşleştiriyor. Katılımcıların yüzde 11'ine göre de Sovyet dönemi "çocukluk ve gençlik anıları" demek. 

Sovyetler Birliği denince mal kıtlığı, uzun kuyruklar ve benzeri güçlükleri hatırlayanların oranı ise sadece yüzde 4. "Sovyetler Birliği demek demir perde, ekonomik durgunluk ve politik baskı demek" düşüncesini benimseyenlerin oranı yüzde 1. 

Levada analistleri, Sovyet nostaljisinin ağırlıklı olarak yaşlı kuşakta yaygın olmasına rağmen, genç kuşakta da "eskiyi özleyen" çok sayıda insan olduğuna dikkat çekiyor. 

Bundan bir süre önce konuyla ilgili aşağıdaki yazıya yer vermiştik:

*** 

Yılın son günlerinde Medya Günlüğü'nde yayınlanan "SSCB'yi yıkan 3 neden" başlıklı haber sosyal medyada polemik konusu oldu. 

TürkRus.Com sitesinden alıntılanan haberde Sovyetler Birliği'nin yıkılması şu nedenlere dayandırılıyordu: 

1- O dönemde petrol fiyatlarındaki düşüş ve ekonomik verimsizlik. 

2- Ülke içi etnik gerilimler. 

3- Dönemin lideri Mihail Gorbaçov'un reformları. 

Haber sosyal medya kullanıcılarının beğenisini de topladı, eleştiri de aldı. İdeolojik nedenlerle yazıya karşı çıkan ve hamasi sloganlarla hakaret edenleri bir kenara bırakacak olursak, eleştirilerden biri akademisyen Candan Badem'den geldi. Badem itirazını şöyle dile getirdi: 

"Doğru değil. SSCB ekonomik sebeplerle yıkılmadı. Hele Gaydar gibi kapitalist yolcu halk düşmanlarının sözlerinin hiçbir değeri yok, onun gibi hırsızlar yaptıkları büyük yıkımı meşru göstermek için yalan söylüyorlar." 

Badem'in eleştirisine konu olan İgor Gaydar, 1990'ların başında dönemin lideri Boris Yeltsin tarafından başbakanlığa getirilen ancak parlamento tarafından onaylanmadığı için görevini vekaleten sürdüren bir ekonomistti. 15 Haziran-14 Aralık 1992 tarihleri arasında görevde kalan Gaydar, Rusya'da "şok terapi" olarak bilinen ekonomik programın mimarıydı.  

"SSCB'yi yıkan 3 neden" başlıklı haberde onun şu tespitine yer verilmişti: 

"Eski siyasetçi Yegor Gaydar'a göre, SSCB'nin asıl yıkıldığı tarih 13 Eylül 1985. O gün Suudi Arabistan'ın Petrol Bakanı Ahmed Yamani ülkesinin petrol üretimini sınırlandıran anlaşmadan çıkacağını açıklamıştı. Bu kararın ardından Suudiler petrol üretimini 5,5 kat arttırmış ve dünya çapında petrol fiyatları dibi boylamıştı. Bu ise tıpkı bugünkü Rusya gibi, ekonomisi esasen petrol gelirlerine bağlı bir ülke olan SSCB için ipin çekildiği anlamına geliyordu." 

Kısa sürede görevde kalmış olsa da Gaydar'ın Rus halkının hafızasında o günlerde yaşanan korkunç kaosla özdeşleştiği doğru. Yine de tespiti üzerinde düşünmeye değer... 

Peki, Sovyetler neden yıkıldı? 

Kanımca, birinci neden Batı ile girişilen üstünlük ve rekabet mücadelesinin sonucu kaynakların silahlanma ve uzay çalışmalarına aktarılması.  

Buna bağlı olarak, sosyalizmi kurma misyonunu üstlenen ve önemli başarılar da elde eden Sovyetler Birliği'ni yönetenlerin zamanla oligarşik bir yapıya dönüşmesi ve halkla bağlarının kopması. Ayrıcalıklı bir sınıf haline gelen yöneticiler halkın gündelik ihtiyaçlarını göz ardı edince devletle vatandaş arasında uçurum oluşmaya başladı. Önceliği uzaya ve silahlanmaya veren yöneticiler özel mağazalardan alışveriş yaparken, piyasada bulunmayan basit bir malla, örneğin domates ya da muzla karşılaşma umuduyla vatandaşlar naylon torbalarını yanından ayıramıyordu. Bir zamanlar gururla ve özveriyle devletle beraber sosyalizmi kurma mücadelesi veren halk yöneticilerin sahip oldukları ayrıcalıkları ve kendi kötü hayatlarını görünce ideallerinden vazgeçmeye, kendini çekmeye başladı. Heyecanı kalmayan, aldatılmış hisseden ve motivasyonunu kaybeden insanların çalışması için bir neden kalmadı. 

O günleri gözümüzde canlandırabilmek için bir örnek... 

1980'lerin sonunda tüketim malları açısından Moskova'da durum şöyleydi: 

Büyük mağazalardan birinin kapısından giriyorsunuz, belki yüz metre boyunca bomboş rafları seyrederek çıkış kapısından elleri boş halde çıkıyorsunuz. 

Ya da ender de olsa aynı mağazada bir kuyruk görüyorsunuz, bir daha ne zaman karşılaşacağınızı bilmediğiniz için o anda neyin satıldığını bile bilmeden, ihtiyacınız olup olmadığını sorgulamadan hemen kuyruğa dahil oluyorsunuz. (Tabii, kuyruk sırası size geldiğinde, o gün çalışmak zorunda kalmasının acısını sizden çıkan tezgahtarın hakaretlerini yutmanız gerekiyordu) 

Moskova'da yaşadığım o günlerde Batılı bir ülkeden ithal edilen çamaşır deterjanı görünce bir daha bulamam korkusuyla iki yıl yetecek deterjan stoklamıştım... 

Benzer şekilde, o günlerde Doğu Almanya'da KGB görevlisi olan günümüzün lideri Vladimir Putin ve eşinin ülkeye dönüş yaparken eski çamaşır makinesini yanlarında getirmesinin nedeni farklı değildi. 

Sovyet halkının, önceleri umut olarak gördüğü ve desteklediği Mihail Gorbaçov'un kısa sürede düş kırıklığına ve nefret edilen bir figüre dönüşmesinin nedeni de tüketim malları sıkıntısına bir türlü çözüm bulamamasıydı. 

Sovyetler Birliği'nin dağılmasında elbette dış nedenler de vardı ama bunlar da kısmen yine iç nedenlere bağlıydı. 

Batı'nın amansız ambargosuna ek olarak petrol fiyatlarının düşmesinin Sovyetlerde yıkıma yol açmasının nedeni -tıpkı günümüzde olduğu gibi- ekonominin enerji kaynaklarının ihracına bağlı olmasıydı. Burada da kaynakların belirli alanlara kaydırılması tercihinin yol açtığı sorun karşımıza çıkıyor. 

72 yıl ayakta kalan Sovyetlerin yıkılması Batı'da "kapitalizmin komünizmi yenilgiye uğratması" olarak gösteriliyor. 

Ama bu doğru değil. 

Değil çünkü ne Sovyetleri yöneten ayrıcalıklı sınıfın ne de Komünist Parti'nin de artık komünizmle bağlantısı kalmıştı. Dolayısıyla ideolojik bir yenilgiden söz etmek olanaksız, olsa olsa komünist görünümlü bir sistemin yıkılışından bahsedilebilir.