Birbirimizin kurdu muyuz?

Birbirimizin kurdu muyuz?

24 Mayıs 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

İnsan insanın kurdu mu gerçekten? Birbirimize hayatı nasıl da dar ettiğimizi düşününce bu sözün hiç de yabana atılır tarafı yok. 

En acısı da süslü ifadelerle anayasalara, yasalara konulduğu halde, din, ırk, mezhep, dünya görüşü ve sınıflar üzerinden yapılan ayırımlar, yaşatılan acılar. Birilerinin toplumları buralardan kaşıması. Sonra fırsat eşitliğine dayanmayan bir düzende elde ettikleri imkanlar kendi becerisiymiş gibi sahip olduklarını garibanın gözüne sokmaya çalışanlar oluyor. Başka bir şey de eğitimden, olgunluk ve hoşgörü kültüründen geçmemişlerin başkalarına verdikleri zararlar. Bütün bunların yaşanan acılar ve tecrübeler sonucunda belli bir adalete ve sisteme kavuşturulduğu ülkelere imrenmemek elde değil bazen. 

Görülen bazı arızalar hiç de tesadüf değil. Nitelikli eğitim temel bir insan hakkı olduğu halde bundan mahrum kalmış, sanat ve estetik kültürü ile yoğrulamamış, yetkin kaynaklardan ahlaki beslenmesi mümkün olamamış, kadın erkek ilişkileri bastırılmış ve normal seyrinden çıkmış, alın teri ile çalışıp üretme imkanları kısıtlanmış, birey olamamış, özgür olamamış milyonları düşününce “vatandaşa” kızmaya hakkımız var mı bilmiyorum. 

Sistem diyemeyeceğimiz, kimin işine yaradığı belli olmayan bir canavarın hepimizi öğüttüğü, korkak ve tutsaklar haline getirdiği bir düzende yaşamıyor muyuz? Hepimiz, yöneten, yönetilen tüm halkımız kendimizi ne denli güvende, yaratıcı ve özgür hissediyoruz? 

Yirmi iki yıllık memuriyet hayatımda gördüğüm bir şey oldu: Düzensizlik ve istikrarsızlık. Kimi zaman bilim ve akıl egemen değilmiş gibi geldi.  

Genel olarak bakıldığında Türkiye kültürel olarak doğu kültürünün etkisinde ve bunun içinde dinin etkisi büyük. Bu kültürde “ölümlülük” gerçeği önemli bir yere sahip. Nasılsa öleceğiz düşüncesi çoğu zaman daha çok biriktirmeyi, çalışmayı ve hırsı engelleyici nitelikte. Fakat sanayi devrimi ve kapitalizmin hegemonyasından sonra biriktirme ve daha çok çalışmanın önemi neredeyse bütün toplumlar tarafından anlaşılınca bazı şeyler değişti. Türkiye gibi gelişmeye çalışan ülkelerde de toz dumana karıştı. Herkesin adil ve meşru şartlarda ilerlemesine imkan tanıyacak bir sistemlilik pek mümkün olamadığı için kimi aldı yürüdü, kimi sefalete mahkum oldu. Bir gecede kapı komşumuz milyoner oldu. Bir gecede parti başkanları milletvekillerini seçti. Bir gecede bürokratlar belirlendi. Derken bir çok şey meşru ve adil bir temelde yükselemedi. Peki ne oldu? Adalet duygusu zedelendi. İnanç, ilke kalmadı. Bazı kavramların, ilkelerin içini ideolojik nedenlerle boşalttılar. Düşünün ki planlama, raylı ulaştırma sistemi gibi önemli konuları sırf başka şeyler çağrıştırıyor diye düpedüz görmezden geldiler. Meşru yollarla olsun veya olmasın bir şey edinenler edinemeyen büyük kalabalıkları arkalarında gördüklerinde gösterme ve bunun hazzını yaşama alışkanlığı geliştirdiler. Bu gösteriş kültürü kaba ve hoyrat davranış kalıplarının da gelişmesine neden oldu. 

Bugün dünya tecrübesi gösteriyor ki toplumsal organizasyonun, o organizasyonu oluşturan kurumların iyi işlemesi hayati önemde. Hukuk, kurallar, değerler ve ilkeler gerekli. Kurallar, ilkeler bugünden yarına çok çabuk değişiyor ve hatta ortadan kalkıyorsa o zaman kurumlar işlemez. Adalet olmaz. Çocuklara güzel bir gelecek veremeyiz. Birbirimizin kurdu olmaya devam deriz. 

Samih Güven

Yazının orjinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın