Bir yalnız adam

Bir yalnız adam

6 Mart 2019 Çarşamba  |   MG Özel

20. yüzyıla damgasını vurmuş, yaşarken tarihe geçmiş eski bir politikacının doğum günü geçen hafta ülkesinde sessiz sedasız geçiştirildi. 

Rusya’da doğum günlerine ne kadar büyük önem verildiğini bilenler için Mihail Gorbaçov’un 88. yaşının görmezden gelinmesinin elbette anlamı vardı. 

Kremlin, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in biraz da adet yerini bulsun diye yaptığı birkaç satırlık kutlamaya sadece İngilizce sitesinde yer verdi, Rusça sitesine ise koymaya değer görmedi. Putin'in, Sovyetler Birliği'nin dağılmasındaki sorumluluğu nedeniyle ona diş bilediğini tahmin etmek zor değildi.

Gerçek şu ki, Gorbaçov yurtdışında ne kadar büyük saygı görüyorsa ülkesinde de o oranda nefret ediliyor. 

Tabii, bu iki farklı görüşün de nedenleri var. 

Gorbaçov 1985 yılında Sovyet Komünist Partisi’nin genel sekreterliği görevini üstlenmesinden hemen sonra sistemin acil reforma ihtiyaç duyduğunu anladı ve bu yönde adımlar atacağına kamuoyunu inandırdı. Gerçekten de “glasnost” (siyasi açıklık, şeffaflık) ve "perestroyka" (ekonominin yeniden yapılanması) sloganları toplumu heyecanlandırdı. Ama bu fazla sürmedi çünkü Gorbaçov belki teşhisi doğru koymuştu ama tedavinin nasıl yapılması gerektiği konusunda kararsızdı, bir adım ileri iki adım geri gidip duruyordu. 

Aynı dönemde ABD Başkanı Ronald Reagan’la imzaladığı silahsızlanma anlaşmaları sayesinde Batı’nın gözdesiydi. Hele hele Sovyetler için alışılmadık bir “first lady” portresi çizen zarif eşi Raisa ile çekilmiş fotoğrafları gazetelerin manşetlerinde yer alıyor, Batı kamuoyunda resmen bir “Gorbomania” fırtınası esiyordu.  

Ülkesinde ise ne reform isteyenlere ne de reformlara karşı çıkanlara yaranabiliyordu; bir kesim onu kararsız davranmakla, diğer kesim ise ülkeyi felakete sürüklemekle suçluyordu. 1991 yılının ağustos ayında en yakınında bulunan “şahin” üst düzey yetkililerin neredeyse tamamının katıldığı bir darbe girişimiyle karşılaştı. Birkaç yıl önce Komünist Parti’nin yönetiminden uzaklaştırdığı Boris Yeltsin sayesinde darbe savuşturuldu ama dengeler değişmiş, iktidar fiili olarak Gorbaçov’un elinden kaymıştı, 25 Aralık 1991’de televizyona çıktı, istifasını açıklamak zorunda kaldı. Sovyetler Birliği yıkılmış, yerine Bağımsız Devletler Topluluğu kurulmuştu; artık olmayan bir ülkenin başkanlığında inat edemezdi. Onarmak istediği koca duvarın altında kalmıştı...

Zaten ülkesinde pek seveni yoktu, o da adını taşıyan bir vakıf kurarak Batı’da paralı konferanslar vermeye, kitaplar yayınlamaya başladı, hatta 2007'de Louis Vuitton reklamına bile çıktı. Neresinden bakılsa ilginç bir reklamdı: Yıkılmış Berlin Duvarı'nın yanından geçen bir limuzin, içinde Gorbaçov, solunda reklamını yaptığı pahalı çanta, üstünde bir dergi, kapağında Kremlin'in Londra'da öldürtmekle suçlandığı eski bir KGB ajanının fotoğrafı. Batılı reklamcıların oyununa mı gelmişti, kötü bir tesadüfün kurbanı mı olmuştu, bilinmez...

Ona olan nefreti hiç azalmayan Rus halkı, belki sadece bir kez, eşi Raisa Gorbaçova’yı 1999 yılında kaybettiğinde sempati duydu, o kadar. 

Gerçi artık komünistlikle hiçbir ilgisi kalmadı ama Komünist Parti, geçen doğum günlerinin birinde alaycı şekilde, “Gorbi’ye biz de bu dünyada yargılanacağı günü görecek kadar uzun bir ömür diliyoruz!” açıklamasında bulundu. 

Gorbaçov’un oynadığı reklamda Louis Vuitton’ın sloganı, “Yolculuk(lar) kendimizle yüzleşmemizi sağlar”dı.  

Kendisiyle ne kadar yüzleşti bilinmez ama Gorbaçov uzun süredir yalnız “yolculuk” yapıyor…