Bir pilotun son sözleri

Bir pilotun son sözleri

25 Mayıs 2019 Cumartesi  |   MG Özel

St. Petersburg’un Pulkova Havaalanı önünde toplananlar için hem olağanüstü hem de olağan bir gündü... 

Olağanüstüydü, çünkü uzun süredir görmedikleri yakınlarını kucaklama düşüncesiyle heyecanlıydılar. Olağandı çünkü herkes gibi benzer sahneleri daha önce onlar da birçok kez yaşamışlardı. Kimi karısını ve çocuğunu, kimi gelini ya da damadıyla torunlarını bekliyordu. Karadeniz kıyısındaki Anapa’ya tatile gitmişlerdi. Okulların açılma günü yaklaştığı için artık dönüş zamanıydı. 

Havaalanı hoparlörünün yeni bir anonsa hazırlandığını gösteren tıkırtıları, bilinçaltında olağan bir karşılamanın olağan bir parçası olarak algılandığı için dikkat çekmedi. Ama bu bir ‘uçak indi’ anonsu değildi; bir bayan sesi, “Pulkova Havayolları’nın 612 sefer sayılı Anapa-St.Petersburg uçağını bekleyenler lütfen büyük salona gelsin,” diyordu. Soran gözlerle salona yöneldiler. 

Salondaki manzaranın kafalarında hazırladıkları uçak, iniş, karşılama ve kucaklaşma görüntüleriyle hiçbir ortak yönü yoktu. Doktorlar ve sonradan psikolog olduklarını öğrenecekleri kişilerle yüz yüze geldiklerinde içlerini bir kurt kemirmeye başladı. Bir görevli acı haberi verdi. Ama sessizlik sürüyordu. Aynı görevli duvara asılan yolcu listelerini incelemelerini rica etti. Birkaç dakika sonra sessizlik yerini haykırışlara bıraktı. Yürek parçalayan benzer bir çığlığı uçak pilotunun attığını henüz hiçbiri bilmiyordu. 

Faciada 45’i çocuk 170 kişi hayatını kaybetti. Her uçak kazasından sonra olduğu gibi ertesi gün çıkan gazeteler facianın nedenlerini soruşturuyordu. Üzerinde en çok durulan, uçağın fırtına nedeniyle düşmüş olmasıydı. Bazı gazeteler ise, arka arkaya gelen kazaların halkta uçak korkusu yarattığını yazıyordu. 

Ama acaba öyle mi? 

Ruslarla Türklerin benzediği pek çok nokta var; bunların başında da kadercilik ve gözü karalık geliyor. Bu ruh hali hem yolcular hem yolcuların canını emanet ettiği mürettebat hem de hepsinin güvenliğinden sorumlu yerdeki teknik personel için geçerli. 

Aeroflot, yani Sovyet Havayolları, dünyanın en büyük filosuna sahipti. Sovyetler parçalanınca Aeroflot da onlarca küçük şirkete bölündü. Bu küçük şirketler masraftan kurtulmak için inanılması güç deneyler yapıyor. Kimi zaman uçaklar hiç bakımsız uçuyor. İnanması güç ama kimi zaman uçağa rüzgârın arkadan iteceği varsayımıyla gerekenden az yakıt konuluyor. 

Araştırmalar, bir ülkenin gelişmişlik düzeyiyle pilotların risk alma oranı arasında bağlantı olduğunu gösteriyor. Örneğin, Amerikalı bir pilotun risk alma yüzdesi, bir Rus pilota göre çok daha düşük.

Bu konu neden önemli? Son uçak kazasından sonra aslında bilinen ama konuşulmayan sırlar gün ışığına çıktı. Mesela, bir uçak eğer o yolculuk için hesaplanandan daha fazla yakıt harcıyorsa şirket uçağın mürettebatına para cezası veriyor. Yeni İzvestiya gazetesi bu gerçekten hareket ederek düşen uçağın pilotunun rota değiştirmemek, yani daha fazla yakıt harcamamak için fırtınanın içine bilerek girmiş olabileceğini ileri sürüyor. Yani, cezalandırılma korkusunun gözü karalık ve ‘bir şey olmaz canım’la birleşmiş olması söz konusu. Kazanın gerçek nedeni bu mu bilinmez. Ama iddiaların gazete sayfalarına taşınması bile düşündürücü. 

Uçağın pilotu İvan Korogodin Donetsk’teki kuleyle kurduğu son bağlantıda, “Bitti!” diye haykırıyordu. “DÜŞÜYORUZ!...”

(2006)

Gazeteci Cenk Başlamış'ın "Rusya'nın Sırları" kitabından alınmıştır. Yakın Kitapevi, 2016