Bir kulübün dönüşümü

Bir kulübün dönüşümü

23 Mayıs 2019 Perşembe  |   Mentor

Olaylara farklı gözle bakmayı severim. Yaşamda en çok korktuğum şey kendi fikri olmayan sürünün parçası olmayı kabullenmiş bir etkisiz eleman olmaktır. Kendi fikrim olmasını severim ama bunun bedelini de ödemekten kaçınmam, fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olmaya çalışırım. 

Elbette büyük toplumsal ve sosyal genellemeler yapmak doğru sonuçlar vermez ve faşistçe yaklaşımlardır ancak bu durum istisnaları olan genel geçer kavramları ifade etmenin önünde bir engel oluşturmaz ki sosyal bilimlerde her kuralın istisnası vardır. 

Ancak son 10 yılda yaşanan gelişmeler Fenerbahçe taraftarını bir spor kulübü ötesine taşıdı, bu ülkenin hakim kültürü olan popülizm, sürü kültürü ve sıradanlığa karşı toplumsal bir liderlik misyonu üstlendi Fenerbahçe ve taraftarı. 

Bunun elbette tarihsel temelleri var: Fenerbahçe Cumhuriyet öncesi aristokrasi ile mücadele ederken, Cumhuriyet sonrası çağdaşlaşma ve demokratikleşmeyi temsil eden küçük burjuva kaynaklı bir kulüp olmuş. Burjuva deyince negatif bir anlam yükleniyor ve yanılgı oluşuyor; aslında burjuva deyince zenginlikten çok aristokrasiye son veren, özgürlük ve demokrasiyi kuran sosyal sınıfı kast ediyorum. 

Bu durum Fenerbahçe'yi zengin-yoksul işbirliği ile çağdaşlaşma hamlesinde görev alan bir sosyal marka haline getirmiş ve bu durum Türkiye'de çağdaşlaşma ve demokrasinin kesintiye uğradığı 12 Eylül 1980'e kadar devam etmiş. Ancak bu tarihten sonra demokrasi gelişimi kırılmış bu kırılma ile birlikte de Fenerbahçe'nin sosyal pozisyonu da değişmiş ve bir tür muhalif role bürünmüş. 

12 Eylül sonrası sadece demokrasi kesintiye uğramamış aynı zamanda entelektüel gelişimimiz de kesintiye uğramıştır. 12 Eylül’ün karanlık kafası "düşünen insan tehlikelidir" sloganı ile düşünen herkesi hapsetmiş, düşünmeyi teşvik eden her türlü kurumu üniversite, okul vs yok etmiştir. 

Yaratılan bu sosyal ortam düşünme becerisini kaybetmiş, birey olma kimliğinden uzaklaşmış sadece sürünün parçası olmayı bir kimlik olarak geliştiren bir toplum kesimi yaratmıştır. Bu ortam Fetö gibi bireysel varlığı yok eden, sürü çobanlığını teşvik eden suç örgütlerine ortam sağlamıştır.   

İşte bu noktada Fenerbahçe ayrık otu olmaya başlamıştır çünkü taraftarı başarı kültüründen çok sosyal ve kültürel bağlara dayanan ve taraftar kimliğini kuşaklar öncesinden bugüne taşıyan bir organizasyondur. O günden itibaren Fenerbahçe ve Fenerbahçeli istemeden ama eşyanın tabiatı gereği muhalifleşmiştir. Çünkü rastgele bir araya gelen bir spor kulübü taraftarı olmaktan çok bir kültürel ve sosyal tavrı temsil eder Fenerbahçe. 

Böyle söyleyince bir siyasi ideolojinin tarafı olduğunu söylediğimi sanmayın ilgisi yok, bireyi yok saymayan değer veren onu sürüleştirmeyen  sosyal ve kültürel bir tavır bu. 

Şöyle özetleyelim, bir Fenerbahçeli AKP'li veya bir Fenerbahçeli CHP'li, gündelik saiklerle, sembollerle, algılarla karar vermiyor çünkü bir birikimi var ve bağlılığı gündelik algıların ötesinde kafasında bilgiye dayalı muhakeme sonucu verdiği karara ve bu bilinçte birinin algı ile yönetilmesi imkansız. Hal böyle olunca da asla siyasetin hedef kitlesi olmuyor çünkü AKP'ye veya CHP'ye oy veren Fenerbahçeli de, vermeyen Fenerbahçeli de, kulübünün sportif başarısının veya başarısızlığının sosyal ve kültürel veya siyasi tavrına temel yapacak kadar sığ değil. Daha derin analize dayanan kararları var ve bu da kolayca değiştirilebilir değil, değişse bile kaynağı futbol veya algı değil.  

Peki bu farklılık nasıl oluşmuş?

Çok açık Fenerbahçe taraftar kitlesi asla bir çicek gibi bir günde bir anda açmamış, 100 yılda kuşaklara yayılarak gelişmiş ve bunun bir takım gelenekler ve kültür yaratmasından daha doğal bir şey göremiyorum. 

Bu sıradanlığa karşı kalite ve çağdaşlık olarak özetleyebileceğimiz gelişme Fenerbahçe'yi Fetö ile çatışan ilk ve tek sosyal organizasyon olarak lider yaptı ve kimliğini teyit etti. 

Bu anlamda 2010-2011 sezonu ve kupası bir kupa veya şampiyonluğun çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Binlerce yıllık Türk tarihindeki ilk sivil itaatsizlik Fenerbahçe tarafından gerçekleştirilmiştir ve demokrasi yolundaki en büyük adımlardan biridir. Siyasi otoritenin ve tüm resmi kurumların yanlış ve hukuk dışı kararına hiçbir bireysel çıkar gözetmeden ve şiddete başvurmadan karşı koymuştur ve sonuç almıştır. Bu karşı koyuş insanlara güçlünün değil haklının yanında olmanın doğruluğunu göstermiş 15 Temmuz’da devlet postuna bürünmüş katillere karşı halkın direnişine öncülük etmiştir. 15 Temmuz direnişinin felsefesi Fenerbahçe'nin Fetö direnişi ile başlamıştır. 

Kısacası, 2011 kupası demokrasinin Hasan Tahsin'idir 

Aslında bu sadece bir spor kulübünün kupa mücadelesi değildir, AKP'lisi, CHP'lisi, MHP'lisi, İYİP'lisi, SP'lisi, HDP'lisi ile Fenerbahçeli başka bir mücadelenin içindedir Fenerbahçeli. Bu savaşla barışın, adil ile haksızın, kabadayı ile beyefendi ve hanımefendinin, Fetö ile gerçek İslam’ın, dindar ile yobazın, elitist ile çağdaşın, halk ile ona sahip olup gütmek isteyenlerin savaşıdır.   

Bu açıdan yalnızdır Fenerbahçeli, sadece hakemi yenmeyeceksin, menfaatine esir olmuş medyayı, popülist siyaseti, cehaleti, futbolun uyuşturucu kimliğini, ucuzluğu, ilkeliği, çirkinliği, aptallığı, kendini sevmemeyi yeneceksin. 

O yüzden Fenerbahçe rakiplerinden 50 kat daha güçlü olmazsa şampiyon olamaz çünkü o sadece rakiplerini değil aynı zamanda sosyal sistemin kötü olan her şeyini, halkın gözünü boyayıp onu kör eden perdeyi tehdit eder. 

O yüzden  herkes her gün her zaman saldırır. 3 Temmuz ne 3 Temmuz’da başladı ne de bitti, asla bitmeyecek. 

Fenerbahçe ve Fenerbahçeli yalnızdır. 

O yüzden Fenerbahçeli’ysen acı ve mücadeleyi kabullenmen gerekir, yalnız olduğunu bilmen gerekir ve Fenerbahçe'nin senden başka kimsesi  olmadığını anlaman gerekir. 

Sadece bu sene değil, sadece bugün değil sadece bu sezon değil her zaman “Fener Ol”mak zorundasın.