Bir gezginin belediyecilik notları (2)

Bir gezginin belediyecilik notları (2)

14 Ekim 2019 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Geçen haftaki yazıya yanıt olarak metrobüsün, ‘’aman nasıl da iyi bir sistem’’ olduğunu yazanlara, haydi metroyu bir kenara bırakalım, 1900’lerin başından beri dünyada uygulanan yükseltilmiş şehir taşımacılığının fotoğraflarını sunalım. 

Dünya artık gökdelenler arasında havalarda giden trenlerle dolu ve altlarında da yoğun araç trafiği ve yaya yolları var ve elbette yer altını kazmaktan daha ekonomik! E5’in üstünde 3 şeride neredeyse 10 yıldır 10 metrede bir kazık çakılsa bugün tüm E5 boyunca, değil Söğütözü, Pendik’ten Beylikdüzü’ne kadar köprüler dahil, havadan giden monoray veya klasik tren yolu döşenmiş, altında da 3 şerit trafik akıyor olurdu! Hâlâ da yapılabilir… Yapılması gerekir! (Bazı kısa hatlarda İstanbul’da da var)  E5’teki ilkel metrobüse ayrılmış o 3 şeridin değeri  on milyarlarca dolarlık zamana bedeldir!

Metrobüsün dışında da kentlerimizde mükemmel çağdaş altyapı olmadığını söylersek abartmış da sayılmayız… Aksini söyleyecek tek belediye, belki kısmen Eskişehir ve kısmen Antalya belediyeleridir.  

Tüm kent veya köy, her türlü beldemizde denizlerimiz, göllerimiz, nehirlerimiz atık, lağım sorunuyla boğuşmakta, tüm kentlerimizde yollar, kaldırımlar, trafik, ulaşım, çağdaş standartların çok dışında ve elbette en vahimi bir deprem ülkesinde bütün kentlerimiz kasabalarımız ve dahi köylerimiz çok büyük tehdit altındadır. 

Ama en temeli su… Hayatımızın temeli içme suyu ile bilumum dışkı, evsel ve de sanayi atıklarımızın birbirine karışmadan çağdaş bir altyapıda organize edildiğini kim söyleyebilir? 

Dünyanın en büyük tatlı su kaynakları yanında Mişigan (Michigan) Gölü kenarında bir bataklık üzerine 1800’lerde kurulmaya başlanan ABD’nin  3. büyük kenti Şikago (Chicago), yıllarca hem gölün suyunu içip hem kentin içinden geçip göle akan nehrin içine edip yaşayıp giderken, bir veba- kolera salgınıyla yıkılmış! 

Adamlar oturmuş, ‘’Arkadaşlar bu nehre lağımı akıtıyoruz, nehir göle akıyor ve biz bu suyu içiyoruz, bu ne akılsızlık, ne yapmalı‘’ demişler… Ne yapmışlar biliyor musunuz? Nehrin akıntısını ters çevirmişler! Bir daha yazayım… Nehrin akıntısını ters çevirmişler! 

Gölün suyunu tertemiz tutmak ve içmek için, lağımı nehre akıtmaya devam etmişler ama bir mühendislik becerisiyle göle akan nehri tersine çevirip kanallarla da uzatıp yol boyunca arıtıp oradan da ta Mississippi Nehrine kadar bağlayıp, Şikago’yu su yollarıyla Meksika körfezine ulaştırmışlar! Şikago, Meksika Körfezinden 1500 kilometre uzakta! Yani bir anlamda Erzurum’dan girip İzmir’den çıkan bir su yolu yapmışlar…  Kanal İstanbul’a kafa patlatana kadar! 

Elbette şu anda 21. yüzyılda Şikago kanalizasyon sistemi çok daha ileri sistemlerle gelişmiş ve muazzam mühendislik harikalarıyla bambaşka atık su-lağım sistemlerine kavuşmuş. Mişigan Gölü suları içilirken, kent içi plajlarında yüzüp, gökdelenler gölgesinde nehir üzerinde kano yapıp, kıyılarında her türlü kafe, bar, restoranda, eğlenceli anlar yaşabilirsiniz. Ha bu arada hangi kafe-restorana oturursanız oturun, masaya küt diye kocaman buzlu sürahide su getiriyorlar, hem de bedava (New York ve başka bazı kentlerde de var bu uygulama, plastiğe karşı protesto amacı da taşıyor). Bu tür örnekler dünya kentlerinde çok elbette. Londralılar da Thames’e lağım akıtıp, sonra da arıtıp içmekte, Paris’in Sen Nehri de benzer durumda! Biz daha hala Bağdat caddesinde kırıtıp, Kurbağalıdere’de burnumuzu tıkayalım! Bebek’te caddede hava atıp, ön sahilinde çöp toplayalım!  
 


Bu akıllı-gelişmiş kentlerde otobüste,  şoför mahalli kapısında engellinin binmesi için inip kalkan ve tekerlekli sandalyeye rampa olan sistem var. Şoför düğmeye basınca rampa açılıyor ve engelli aracıyla otobüse rahatlıkla biniyor... Nerede bu rampa? Şoförün göreceği noktada, ön kapıda. Kim bu işi yapıyor? Şoför… Yardım gerekirse kim yardım edecek… Şoför! 

Bizim otobüslerde engelli rampası nerede? Orta kapıda... Şoför görüyor mu? Hayır… Nasıl açılıyor bu rampa? Manuel, el ile... Kim açacak? ‘’Hoop birader bir el at da tekerlekli sandalyemle araca binsem !’’ (veya pusetli bir anne) … Orada eğer varsa hayırsever vatandaş. Bir düğmeye basınca açılıyor mu? Hayır… Milletin üstüne basıp inip bindiği kapılar arasından elle açılacak… Açabilirsen! 

Çağdaş kentteki otobüsler maksimum ölçüde koltukla dolu! Orta kapı sahanlığı bile sadece kapı için bir boşluğa sahip… Neden? Çünkü herkes oturabilmeli, ayakta en az yolcu olmalı! Her an ani fren yapılabilir ayaktakiler yerlere düşebilir… Yaralanabilir ve de üstüne dava açabilir. Şoför, sıkıysa gazlasın uçsun veya zınk diye fren yapsın.  

Bize gelince: Şehir içinde özel otoda, takside önde oturan yolcuya kemer bağlamadı diye ceza kes, aynı hızda giden belediyenin otobüsünde hepsi kemersiz oturan yolcu bir kenara, ayakta üst üste tepeleme yolcu taşı! Hele İstanbul‘da ve çoğu kentte dolmuş olarak ortası tamamen boş özel minibüs üretip ayakta en az 10 yolcuyu, uçarak giden araca, ayakta nasıl alırsın?.. Bu ne perhiz… Bu nasıl bir ayarsızlık, mantıksızlıktır…  

Belediyenin de bu konuya eğilmesi ve Emniyet-Trafik Müdürlüklerinin, şehir içinde; özel oto ve takside öne oturana bu saçma sapan emniyet kemeri cezalarından vazgeçmeleri… Yok illa bunda diretiyorlarsa, tüm otobüs ve minibüslerde ayakta yolcu almamaları ve tüm koltuklara emniyet kemeri takmayı zorunlu kılmaları asgari mantık gereğidir!  

Özel otoda sigaraya ceza kesebilirler tabii! O ayrı… Araba kokuyor… Baba kızıyor! 

Yazının  ilk bölümünü okumak için tıklayın: http://medyagunlugu.com/haber/bir-gezginin-belediyecilik-notlari-45946