Bir dönemin sonu mu?

Bir dönemin sonu mu?

10 Haziran 2020 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Yusuf Bektaş (Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Lisans Öğrencisi) 

2014 yılında Kırım’ı ilhak edilmesiyle beraber Batı devletlerinin ekonomik ambargosu ile karşı karşıya kalan Rusya, 2000’li yılların başından itibaren ivmesini artıran ve yıllık ortalama yüzde 7-8 büyüyen bir ekonomiye tabiri caizse ‘’bay bay’’ demek zorunda kalmıştı.  

2015 yılında yaşanan büyük ekonomik daralmanın ardından 2020’ye kadar geçen yıllarda yüzde 1 civarında kısmi büyümeler yaşandı. Bir lider ne kadar otoriter ve karizmatik de olsa halkın memnuniyetini kazanmak için öncelikle ekonomide istikrar sağlanması gerekiyor. Bu yüzden 2014’ten beri ekonomide yaşanan durgunluk, Rus halkında tepkileri beraberinde getirmeye devam ediyor. Kırım sevdasının ekonomik açıdan Putin’e pahalıya mal olacağını o yıllarda belirten uzmanların aslında haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz. Koronavirüs sürecinde de Rusya’nın vaka sayısı olarak dünyada 3. sıraya yükselmesi, yurt dışından yardım alan bir konuma düşmesi ve yıl sonunda yaklaşık %10’luk bir küçülme beklenmesi, Putin’in halk nezdinde işini daha da zorlaştırdı. 

Rusya iç politikasını takip edenler bilecektir, yaklaşık 3 hafta sonra yani 1 Temmuz günü çok önemli bir referandum olacak. Koronalı Rus sayısının 500.000’e dayandığını ve günlük vaka sayısının 10.000 civarında olduğunu göz önünde bulundurursak, bütün ülkenin sandık başına gitmesi oldukça tehlikeli görünüyor. Ancak Putin yönetimi seçimin hemen olması konusunda ısrarcı, tabii ki bunun altında yatan sebepler var. 

Rus anayasasına göre bir kişi üst üste 3 dönem devlet başkanlığı yapamıyor. 1999 yılının sonundan itibaren zorunlu değişimlerle birlikte toplamda 6 yıl başbakanlık ve 15 yıl devlet başkanlığı yapan Putin’in 2024 yılında ikinci dönemi de sona eriyor ve şu anki yasalara göre tekrar aday olması mümkün bulunmuyor. Bu süreyi uzatmak için referandum kararı alan Putin, kötü giden ekonominin üstüne korona sürecinin de seçimlere yansıyacağını bildiği için referandumu yaz sonrasına bırakmak istemiyor.  

Putin’in işini zorlaştıran diğer bir konu da enerji sektörü… Zengin petrol ve doğal gaz yataklarına sahip olan Rusya, yıllardır başta Avrupa ülkeleri ve Türkiye’ye gaz satarak milyarlarca dolar gelir elde ediyordu. Geçen yıl Almanya ve Türkiye, Rusya’dan yaklaşık olarak 80 milyar metreküp doğal gaz almıştı, bu doğal gaz ihracatının federal bütçe gelirlerinin yüzde 52’sini oluşturduğunu düşünürsek bu rakamların Rus ekonomisi için hayati önemde olduğunu söyleyebiliriz.  

Ancak 2020 yılının ilk yarısında en büyük doğal gaz alıcılarından olan Almanya’nın, Rusya’dan ithal ettiği gaz oranında ciddi bir düşüş yaşanırken, Türkiye’nin Rusya’dan ithalatında yaklaşık 1/7 oranında azalma yaşandı. Bu durum, uzun bir süredir zarar açıklamayan Gazprom’un 20 milyar doların üzerinde zarar açıklamasına neden oldu ve Rusya’da zaten zor durumda olan piyasaları tam bir belirsizliğe sürükledi. 

Türkiye’nin tercihlerinin değişmesinin altında ise birkaç sebep var. Suriye’nin ardından Libya’da da yerel güçlerin arkasından süregelen Türkiye-Rusya çekişmesi sadece sahada devam etmiyor. Ankara her yıl milyarlarca doları Rusya’ya vermektense son zamanlarda yeni kaynaklar, yeni alternatifler aramaya başlamıştı. Azerbaycan gazına olan ilginin artması, son zamanlarda üretimi artmış, aynı zamanda maliyeti azalmış olan ve LNG olarak adlandırılan sıvılaştırılmış gaz alımı Rusya’nın enerji gelirlerine ciddi bir darbe vurdu. Türkiye geçtiğimiz 4 ayda gaz ihtiyacını Rusya’dan değil, çoğunlukla Katar ve Cezayir’den ithal ettiği ‘’sıvılaştırılmış gaz’’ ile çok daha uygun bir maliyetle gidermeyi başardı. Bunu ilk defa deneyen Türkiye, daha uygun bir çözüm yolu bulduğu için tekrar Rusya’dan devasa rakamlarda doğal gaz ithal etmeyi tercih etmeyecek gibi görünüyor. Tek bir yere olan bağımlılık her zaman riskli olduğundan dolayı bu adımın Türkiye için önemli olduğunu söyleyebiliriz. 

Rusya’da koronavirüs vaka sayısının yarım milyona yaklaşması, Kırım meselesinden dolayı Avrupa Birliği ve Ukrayna ile çözülemeyen siyasi ve ekonomik problem, Suriye ve Libya’da Türkiye ile olan mücadele, yıllardır en büyük gelir kalemi olan enerji ihracatındaki inanılmaz düşüş… Bütün bunlara otoriter yönetimi ile ülkede muhalif medya ve siyasetçi bırakmayan Putin’in 70’e yaklaşan yaşını da eklersek Rusya’nın Sovyet Birliği’nin dağılmasının ardından en sıkıntılı süreçlerden birini yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Bu açıdan Rusya’da, belki de yakın bir tarihte, tıpkı 1999 yılındaki Putin gibi genç, dinamik, iç ve dış sorunlara karşı sağlam temelli çözümler üreterek Rusya’yı eski günlerine döndürmeye çalışacak yeni liderler görmek kimseyi şaşırtmayacaktır.

Etiketler:  Yusuf Bektaş