Bezelyelerin benzemezliği

Bezelyelerin benzemezliği

11 Haziran 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Cumhur Deliceırmak

Nedir kuşun öttüğü, ağacın yeşili.

Sözünü önemseyen insan, önemsediği sözü ile hangi derdin dermanı olmuştur? Nicedir derman olsun diye söylemiyor bireyler. 

Birey olunca, kendini öyle konuşlandırınca birey dert olsun diye döker ağzından sözleri hayatın ortalık yerine. 

Bireyim ben diye böbürlenme için "konuşlandırma" kavramını boşuna kullandığımı sakın sanmayın. 

Generaller ve ordularda albaylar, binbaşı, yüzbaşı, çavuşlar hatta onbaşılar var. Ve diğerleri ordunun bireyleridir, erdir onlar ve yek diğerinin karbon kopyasıdırlar. 

"Hazroll" der hatta onbaşı bile ve hizada hazır olur erler çünkü her biri kendi değildir, zimmetli şeylerdir ordu denen patronaj sistemine. 

Orduların bir başlarına patronaj sistemi olduğunu söylemiyorum, devletler patronaj sistemler yumağıdır, partilerden tutun da anayasal örgütlere, kulüplere, odalara, sektörlere, bakanlıklara, dairelere, okullara kadar pek çok patronaj modeli vardır ve bu patronaj modellemeleri içinde öz benliğinden vazgeçip de o modellemenin tüzel kişisi olan her bir birey, bireydir, yek diğerine sunulan, lûtfedilen haklar kadar hakkı vardır, insan hakları diye bir hakkı yoktur. Neden mi? Tüzel bir kişiliğin içinde cem olmak için ben olmaktan vazgeçmeleri gerekir de ondan. 

Kolay anlaşılsın diye ya da belki anlarsınız diye, bir düşünün bakalım hangi antrenör ya da teknik direktör kalkıp da taktik verebilir Messi’ye, Ronaldo’ya, Ronaldinhoya, Hagi’ye Alex’e ve hangi futbolcu tüzel kişiliği içinde kaybolmuş kendi olma özelliklerini yitirmiş futbolculara taktik vermez, oyundan almaz antrenörler? 

Kendisi kalınca insan, hayatın herhangi bir alanında özgünlüğünü ortaya koyar ve özgünlüğünü ortaya koymaktan başka nedir ki hür olmak. 

Hür olmanın ilk adımıdır ben olmak ve birey olunca insan ben olmanın mümkünatı yoktur. 

Bir aile içerisinde anne olmak bir özgünlüktür, baba olmak da öyle, evlat olmak gani gani özgünlüktür ve siz aileyi bireylerden oluşan bir grup sanırsanız, aileye bir kasa teneke kola, bira muamelesi yapmaya başlarsınız, bu kaçınılmazdır. Kaçındığınızı sanırsınız ama ı ıhh, tam da sizin eşyalarınızdan birisi olmaya zorlamak değil midir canınızdan çok sevdiğiniz evlatlarınızı daha üç yaşında beş yaşında, sizin çevrenizdeki diğer bireylere hava basmak caka satmak için kurslara, balesinden tutun da tiyatro, resim seramik vs vs kurslarına yolluyor/zorla götürüyor olmanız.

Hele de o sınav yarışmalarına jokey olup da yarış atı yerine koyduğunuz küçük aile bireylerinin sırtına binerek kırbaç şaklatmalarınız yok mu? 

Var.

Sahi nedir kuşun öttüğü ve otun yeşili?