'Beyaz terör'

'Beyaz terör'

5 Ağustos 2019 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

ABD hafta sonunda 24 saate sığan iki kitlesel katliamın şokunu yaşıyor: Cumartesi Teksas eyaletinin El Paso kentinde askeri evsafta bir makineli tüfekle 20 kişiyi öldüren ve çoğunu yaralayan ırkçı bir saldırgan tutuklandı. Pazar sabaha karş, kuzeyde Ohio eyalteninin Daytona kentinde ise 9 kişiyi öldüren saldırgan polis tarafından vurularak öldürüldü. 

El Paso’daki olayda 21 yasında olduğu belirtilen saldırganın, eylemini gerçekleştirmeden önce internete yüklediği bir manifestoyla ABD’nin İspanyolca konuşan göçmenlerin işgaline uğradığını iddia ederek bu işgale karşı çıkacağını ilan ettiği anlaşıldı. 

ABD’de bu tür kitlesel öldürme olayları yeni olmamakla birlikte bu hafta sonunda yaşanan katliamlarda ilginç olan yeni bir durum var: En azından medyanın bir bölümü ve daha da önemlisi Cumhuriyetçi Partili bir kongre üyesi yaşananları “beyaz terörizmi” olarak niteledi. 

Pazar günlerinin en çok izlenen siyasi siylesi programlarından NBC’nin “Meet the Press” inde sunucu Chuck Todd, hiçbir çekince koymaksızın olayı “iç terörizm”  olarak nitelerken CNN televizyonu, katliamlardan sonra FBI’ın “iç terörizm” soruşturması başlattığını bildirdi. 

Bunun neden önemli olduğu Türkiye veya dünyanın başka ülkelerindeki bir çok okur için baştan anlaşılmayabilir. İşin özü şu: 11 Eylül saldırılarında ikiz kulelerin yıkılmasından sonra, eski başkan George Bush’un (belki de bilinçli olarak) yaptığı ünlü gafla “haçlı seferi” olarak adlandırdığı teröre karşı mücadele kampanyasıyla birlikte terörizm sözcüğü ne zaman kullanılsa, otomatik olarak İslam’ı ve Müslüman eylemcileri hedef alan bir suçlama anlamında kullanıldı. 

“Beyaz terörizm” deyimi, bu nedenle, yani beyazların üstün ırk olduğunu savunan ırkçı/faşist şiddet eylemlerinin varlığının tescili açısından önemli. O kadar ki, pazar günü yayınlanan sohbet programlarından birinde ABD’nin “soğuk bir iç savaş yaşadığı” saptamasının bile ifade edilmesine yol açtı. 

Kısacası ABD’nin artık göçmen kitlelerinin birlikte yarattığı, uyum içinde yaşayan bir ekonomi mucizesi olmak yerine “insanın insanın kurdu olduğu” bir toplum olduğu gerçeği fiilen tescillendi. 

Katliam haberlerinden sonra yayınlanan grafik ve istatistiklerin gösterdiği somut gerçek şu: 2008 yılından beri bu tür kitle katliamları sadece daha sık aralıklarla yaşanmakla kalmamış, olaylarda kaydedilen ölü sayısı belirgin biçimde artış göstermiş, saldırılarda yitirilen can sayısı sürekli olarak artmış. 

İşin siyasi boyutuna gelince, beklenebileceği gibi Demokratlar derhal saldırıya geçerek Trump’ın son bir aydır Kongre’nin zenci, Müslüman ve kadın olan bir grup üyesine yaptığı sözlü saldırıların bu tür katliamları cesaretlendirdiği temasını işlemeye başladılar. Beyaz Saray ise konuyu siyasi değil sosyal bir sorun çerçevesinde değerlendirdiğini bildirdi. 

Elbette, 2020 başkanlık seçimi kampanyasının fiilen başlamış olduğu ülkede her siyasi partinin bu tür olaylardan kendi propagandası için yararlanmasını beklemek doğal. Ancak doğal olmayan, siyasetçi sınıfının bu akımın ülkeyi nereye götürebileceğine ilişkin kaygılarını hala ciddi olarak masaya koymaktan kaçınması. 

Elbette inananları olduğu gibi reddedenlerin bulunduğu bir teoriye göre 11 Eylül, yalnızca El Kaide ve Osama bin Ladin değil, başta eski başkan yardımcısı Dick Cheney’in beyin takımı arasında yer aldığı bir grup tarafından planlanıp uygulamaya konulmuş bir plandı. Amaç halkın şiddet eylemi korkusuna kapılarak özgürlüklerinden vazgeçip devletin koruyucu kanadı altına sığınmaya razı olmasını sağlamaktı. Büyük ölçüde başarılı oldu. Saldırıdan sonra çıkarılan bir sürü yasayla devletin insanların özel hayatını ve haberleşmelerini izleyebilmesi mümkün kılındı.  Artık elektronik devlet bireylerin hemen her hareketini kontrol edebiliyor, nerede ne kadar para harcadığından ne zaman kimi nereyi ziyaret ettiğine kadar her şeyi yasal olarak gözleyebiliyor. Aynı şeyi gelişmiş sayısal bilişim teknolojisiyle yapan facebook veya google gibi şirketleri ise kendinden izinsiz olarak bu gözlemeyi yaptığı için yargılıyor, para cezalarına çarptırıyor. 

Kısacası George Orwell’in 1984’ünü  2019 yılında fazlasıyla gerçekleşmiş olarak yaşıyoruz. 

Bununla kitlesel katliamların ne ilgisi var diye sorulacak olursa: ABD ekonomisi freni patlamış bir kamyon gibi son sürat borç duvarına çarpmaya gidiyor. Bu yıl ya da gelecek yıl müthiş bir iflas dalgası ve ekonomik durgunluk bekleniyor. İnsanların böyle bir bunalımda devlete isyan etme olasılığı da hiç az değil. Bugün yaşanmakta olan şiddet olayları artık ABD toplumunda da devletin daha disiplinli bir sosyal düzen kurabilmek için daha fazla güç ve yetkiye sahip olması gerektiğini topluma kabul ettirmekte kilit bir işlev görebilir. Daha güçlü bir ABD devleti de gelecek ekonomik bunalımda Wall Street bankerlerinin kazançlarının korunmasına yeterli yasal  önlemleri alacak gücü kendinde bulacaktır. 

Cengiz İzmirli (mahlas)