Bedenimizi kullanırken neyi yanlış yapıyoruz?

Bedenimizi kullanırken neyi yanlış yapıyoruz?

1 Kasım 2020 Pazar  |   Serbest Kürsü

Melek Ay

Modern yaşamlarımız bizlere harika konfor alanları yarattı. Acaba konfor alanlarımız gerçekten harika mı?  

Günümüz yaşam şartlarının içerisinde, modern insan, atalarının yüzleşmek ve yaşamak zorunda olduğu tehlikeleri artık yaşamıyor. Günümüzde, artık bir mamut tarafından kovalanmıyoruz veya güneşin doğuşu ile uyanıp yiyeceğimizi bulmak için saatlerce uğraşmak zorunda kalmıyoruz. 

Modern yaşam, fizyolojik ve psikolojik sağlığımızı koruyabilmemiz için yeterince mücadele içermiyor. Aksine, konfor alanlarımızın bizleri hızla çürüttüğü bir sistemde genç yaşlarda kaybettiğimiz enerji ve sağlığımızı çeşitli haplarla ayakta tutmaya çalışıyoruz. 

Bedenimizi hep doğru sıcaklıkta tuttuğumuzda, aç değilken yemek yediğimizde, yorgun olduğumuzda değil de canımızın istediği saatte yattığımızda, gece olduğunda bedenimizi gündüz gibi kandırdığımızda, bedenin biyolojik sistemi alt üst oluyor. 

İnsanoğlu yüzyıllar boyunca tehlikelerden kurtulmada, yemeğini bulmada, suyunu aramada, bedeninin zekasına ve duygularına güvendi. Doğanın bir parçası olarak yaşamayı biliyordu. Tüm yaşamsal zorluklara rağmen doğa ile uyum ve denge içerisindeydi. 

Bu beceri ve duygular özümüzde hâlâ mevcut ama onları nasıl canlandırabileceğimizi unuttuk. İçinde bulunduğumuz sistem ise, bizi kendimiz ile bağ kurmaktan uzaklaştırarak, bu beceri ve duygularımızı canlandırmamızı istemiyor. Çünkü sistem zaten bizim yerimize düşünüp, bizim yerimize her şeyi yapıyor! 

Bedenimizi kullanmayı unuttuk.  Otururken, kalkarken, eğilirken, uzanırken, arkamıza bakarken, çömelirken… Listeyi uzatabiliriz. 

Mesela, harika yürüyüş yollarımız var. Dümdüz, engelsiz. Konforlu ayakkabılarımız var. Veya çoğu zaman tasarım adı altında, iyi tasarlanmamış koltuk ve sandalyelerde oturuyoruz. Sadece bir gün içerisinde kaç saatimizi oturarak geçirdiğimizi hatırlamaya çalışalım. Evde, ofiste, arabada, otobüste…  

Oysaki ayak tabanlarımızın genişleyip, kavrayarak tutunabileceği ve hissedebileceği engebeli yollarda yürüyebilmeliyiz. Böylece ayak tabanlarımız tıpkı bir sensör gibi çalışarak, çeşitli yol durumlarını algılayıp, durumu, beden hizamıza, nefesimize, zihnimize ve duygularımıza aktaracaktır. İşte bu sürekli bir pratik halidir.  

Köklenmemiz, hizamız, beden-zihin bütünlüğümüz için bedenimizi doğru kullanmalıyız. Hareket kabiliyetimizin kısıtlandığı bir yaşam biçimi öncelikle tüm kas-iskelet sistemimizin dengesini bozuyor. 

Beş duyumuz bizi dünya hakkında bilgilendirir. Asıl hatırlamamız gereken ise devinim duygusudur. Bu duygu bizi dış dünyadan çok, iç dünyamız hakkında bilgilendirir. Devinim duygusu bedenimizi nasıl kullandığımıza dair bir farkındalıktır.  

Kendi yoga uygulamalarımdan yola çıkacak olur isem, derslerimde yogaya yeni başlayan bir kişiye, kollarını yukarı uzatmasını veya bağdaş kurup oturmasını söylediğimde, devinim duygusunun kaybedilmiş olduğunu gözlemleyebiliyorum. 

Yogada ilk zamanlarda, kendimizi gergin hissettiren bir duruşu yaparken gerginlik dışında bir şeyi fark etmek oldukça zordur. Belki bağdaş kurup oturduğumuzda omurgamızı dik tutamayabiliriz veya kasılmış ayak bileklerimizdeki ağrı bizi zorlayabilir. 

Bu sebeple, yeni başlayan kişilerle, ilk olarak kaybedilen devinim duygusunu tekrar tekrar bedene hatırlatarak ilerliyoruz. Mesela, ayak tabanlarına fasya topları ile masaj yaparak başlamak, kişinin duruş dengesizliklerini düzeltebilmesi için harika bir farkındalık yaratıyor. Köklenmenin önemini fark ediliyor. 

İlerleyen yoga derslerinde ise, nefes ve zihin üzerinde pratikler ders akışına ekleniyor. 

Yoga derslerimde, bedenin unuttuğu hareket kabiliyetini tekrar hatırlatmak için bir harita sunmam gerekir ise aşağıdaki şekilde sıralayabilirim; 

• Bedene fayda sağlamayan hareket modelinin farkına varmak. 

• Tetik noktalarını ve enerji blokajlarını çözmek, değişime izin vermek amacıyla nerede durmamız gerektiğini öğrenmek. 

• Devinim duygusunu eğitmek. 

• Zihin-beden bütünlüğüne odaklanmak için zihni sakinleştirmek. 

• Nefes 

• Doğru hizalama (baş-boyun, ayak tabanı-kalça, kalça-omuz, kalça-çene) 

Bu satırları okurken bir dakikalığına durunuz ve ne tür bir pozisyon içerisinde olduğunuza dikkatinizi veriniz. Bedeninizi nasıl kullandığınızı gözlemleyiniz. Kendinizi yargılamadan sadece gözlemleyiniz. 

Mesela; 

• Sırtınıza dikkatinizi getiriniz. Düz mü yoksa eğik mi? 

• Omurganız ne durumda? 

• Başınız hangi tarafa eğik? 

• Bacaklarınız hangi pozisyonda? 

• Ayak tabanlarınız yere değiyor mu? 

• Ne zamandır bu pozisyondasınız? 

• Kollarınız nerede? 

• Omuzlarınız serbest mi yoksa kulağınıza yakın bir yerde mi? 

• Yüzünüzde nasıl bir ifade var? 

• Bedeninizde herhangi bir sertlik veya rahatsızlık hissediyor musunuz? Görmezden geliyorsanız, ne zamandır ve neden görmezden geliyorsunuz? 

• Bedeninizde başka herhangi bir duyum fark ediyor musunuz? Bedeninizin sesini duyabiliyor musunuz? 

Konfor alanlarımızdan çıkmakta gönüllü davranabilmek kendimiz için iyi bir yatırımdır. Bu bağlam da yazımı sevdiğim bir söz ile bitirmek isterim. 

Düzenimiz bozulmalı. Evden çıkmak budur aslında. Yolculuk bir düşmek ve kalmak meselesidir. Eve yaralar ile dönülmüyorsa, hiç gidilmemiştir. 

Namaste...