Başkanlık sistemi?

Başkanlık sistemi?

1 Temmuz 2019 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Bizim muhafazakar kesimin başkanlık sistemine olan özleminde iki ana sebep bulunuyordu: 80’li yılları da hatırlarsak, Özal dönüştürmek istediği ülke açısından bürokrasiyi ve kurumları bir engel olarak görüyordu. Ayrıca Türkiye'deki siyasal yapıyı, yani genel olarak yüzde 30 sol, yüzde 70 sağ şeklinde gerçekleşen siyasal tercihleri de dikkate aldığında başkanlık sisteminin kendileri için her zaman avantajlı olacağını hesap ediyordu. 

Özal özellikle ekonomi ile ilgili kararların hızla hayata geçirilmesi ve düşündüklerinin bürokrasiye takılmadan gerçekleşmesi için başkanlık sisteminin yararlı olacağını düşünmüştü. Tabii başka gündemleri ve bir de Türklerin hız tutkusunu buna eklemek gerekiyor. 

Başkanlık sistemine kesin olarak geçişimiz ise mevcut siyasal iktidarın ve özellikle liderinin isteği ile gerçekleşmiş oldu. Elde ettikleri siyasal güce de dayanarak hem daha hızlı karar alınabileceğini, hem de toplumun siyasal tercihleri açısından sağlam bir yer edinmiş olacaklarını düşünmüşlerdi muhtemelen. Tabii bir de 90’lı yıllardaki koalisyon hükümetlerinin kötü performansı örnek gösteriliyordu. 

Fakat gerçekte ne oldu? Bugünkü ekonomik ve siyasi sorunlar, demokrasi ve hukuk sistemine ilişkin sorunlar başkanlık sisteminden mi kaynaklanıyor? 

Öncelikle belirtmek gerekir ki, bugün ekonominin, siyasetin, demokrasinin, yargı sisteminin ve toplumdaki birçok sorunun kaynağını başkanlık sistemi olarak göremeyiz. Çünkü daha çok yeni. Ama şu açık ki, başkanlık sistemi bütün bu sorunları çözemediği gibi daha da derinleştirdi. Beklendiği gibi olmadı. Zaten olmasına olanak da yoktu. Çünkü öncelikle sorgulanması gereken bakış açısı. 

Türkiye'nin bugünkü sorunlarından çıkış için parlamenter sisteme geri dönülmesi gerekiyor. Ne kurumların güçlü olması anlamında, ne güçler ayrılığı anlamında, ne de siyasal olgunluk açısından başkanlık sistemi Türkiye’ye uygun bir sistem değil. Yanlış bir şey zorlandı ve bugünkü sorunların daha da derinleşmesine neden olundu. 

Gelinen noktayı özetlemek gerekirse son yıllarda Türkiye'de kurumlar rengini, kimliğini kaybetti. Bürokrasi özgünlüğünü yitirdi. Oysa başkanlık sistemi olsa da olmasa da güçlü kurumlar hayati önemde. Sürekli liderlerin ne düşüneceğini tartarak, söyleyecekleri en ufak bir fikrin yanlış anlaşılabileceğini düşünerek veya bir takım ithamlarla karşılaşabileceklerini varsayarak hareket eden yöneticiler Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey değil. 

Güçlü bakanlar gerekiyor. Sözünün eri, yetkin, tecrübeli, gerektiği zaman fikirlerini sonuna kadar savunabilecek, kurumları bütün unsurları ile çalıştırabilecek güçlü yöneticiler gerekiyor.  

Başkanlık sistemine geçerken yapılan çalışmaları çok iyi hatırlıyorum. Bütün kurumlardan şu istenilmişti: Kanunlarda ve bütün mevzuatta geçen Başbakan, Başbakanlık ifadelerini Cumhurbaşkanı ya da Cumhurbaşkanlığı olarak değiştirin. Kağıt üzerinde şekli olarak bir dönüşüme gidildi. Buna ilaveten Cumhurbaşkanlığı bünyesinde birçok yeni birim ve organ oluşturuldu. Bakanlık teşkilatları ile ilgili mevzuat değişikliğinde birçok bakanlığın araştırma birimleri kapatıldı. Strateji ve planlamayı, araştırma ve geliştirmeyi Cumhurbaşkanlığı yapacak, kurumlar bunu uygulayacaktı. Ancak bu yanlış bir bakış açısıdır. Her kurum kendi araştırma, geliştirme ve planlama imkanlarına sahip olmalıdır. Karar almak, politika geliştirmek için bunun altyapısı olması gerekir. Başka bir yerde konsolide olarak, merkezi olarak araştırma-geliştirme yapılması, strateji geliştirmesi mümkün değildir. 

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey siyasal olgunluk, uzlaşma, hoşgörü, güçlü kurumlar, yargı siteminin ayağa kaldırılması ve kapsamlı bir eğitim atılımıdır. Almanya ve Avrupa’daki diğer örneklere bakıldığında güçlü kurumlar ve demokrasi kültürü olduğu sürece koalisyon hükümetlerinin hiçbir sakıncası yok. 

Bugün iktidarda olanlar için de herkes için de güçlü bir parlamenter sistem en iyisidir. Bu zaten er veya geç böyle olacak gibi görünüyor. Hatadan dönmek erdemdir. Topluma daha fazla maliyet ödetmenin bir anlamı yok kanımca.