'Barış gelmezse Libya bölünür'

'Barış gelmezse Libya bölünür'

27 Ağustos 2020 Perşembe  |   Günlük

Libya'da çatışan taraflar arasında uzlaşma tesis etmek için yeni çağrılar devrede. Batı'daki başkent Trablus'ta bulunan Fayez es Sarrac hükümetinin ardından ülkenin doğusundaki Tobruk'ta bulunan Temsilciler Meclisi'nin başkanı Akila Salih de ateşkes çağrısı yaptı. 

General Hafter liderliğindeki Libya Ordusu'nu yetkilendirmiş son seçilmiş organ olan Temsilciler Meclisi'nin Başkanı Salih, tüm tarafları ateşkese ve silahlı faaliyetleri durdurmaya çağırırken, bu talebi ülke ve bölgedeki mevcut duruma dair sorumlulukları ve pandemi koşullarının sonucu olarak niteledi. 

RSFM'de yayınlanan "Eksen" programında gazeteci Ceyda Karan Libya'daki bu çağrılar, uluslararası toplumun tutumu, Akdeniz'de giderek Türkiye'nin odağına yerleştiği gerilime etkilerini Medya Günlüğü yazarı ve bağımsız siyasetçi Aydın Sezer ile konuştu.

Sezer'e göre, Libya için 22 Temmuz'da Rus ve Türk heyetleri arasındaki görüşme ve varılan mutabakat ateşkesin de gelmek üzere olduğunun işaretiydi. Daha önceki ateşkes girişiminin Türkiye'nin UMH ile birlikte Sirte ve Cufra'ya yönelik olası harekatının engel olduğunu dile getiren Sezer, bu kez üst düzey değil teknik düzeyde heyetlerin görüşmesinin meseleyi ateşkes çağrısına taşımasına dikkat çekti: 

“22 Temmuz’da İstanbul’da Rus ve Türk teknik heyetleri arasında yapılan görüşmeden sonra varılan mutabakat zaten Libya’da ateşkesin gelmek üzere olduğuna dair bir yol gösteriyordu. Türkiye’nin Rusya’nın isteğiyle Birleşmiş Milletler’in Libya konusundaki tüm kararlarına, özellikle 2510’a Berlin Konferansı kararlarına atıfta bulunması ve Libya’da terörizmle mücadeledeki kararlılığının altını çizmesi aslında Rusya ile Türkiye arasında bir uzlaşmaya varıldığının işaretiydi. Sisi’nin 7 Haziran’daki ateşkes açıklamasına Türkiye taraf olmamıştı. Daha sonra Rus ve Türk heyetleri İstanbul’da görüşmeler yaptı. Şoygu ile Lavrov’un gelmesi beklenmesine rağmen o görüşme de gerçekleşmemişti. Çünkü bir 'Sirte esprisi' vardı. TSK ve UMH’nin koordineli bir şekilde Sirte ve Cufra’ya yönelik bir harekat yapması bekleniyordu. Çavuşoğlu da bunun kırmızı çizgi olduğunu ifade etmişti. Mısır ve Tobruk meclisi de kırmızı çizgi olduğunu söylemişti. Şöyle enteresan bir şey oldu Suriye’dekinden farklı olarak; Erdoğan-Putin veya Çavuşoğlu-Lavrov veya Şoygu-Akar görüşmesinden ziyade sadece alt düzeyde teknik heyetler arasında yapılan 22 Temmuz açıklaması ateşkes yolunu açtı diyebiliriz."

Sezer, bu süreçte Türkiye'nin karşısında Rusya'nın Almanya'dan da destek almasının etkili olduğu görüşünde. Berlin Konferansı'nın da Putin ile Merkel'in işbirliğiyle gerçekleştiğini anımsatan Sezer, Doğu Akdeniz'deki gelişmeleri de değerlendirerek Türk dış politikasında durumun Merkel'in giderek söz sahibi olduğu bir sürece evrildiği değerlendirmesini yaptı. Fransa lideri Macron'un Trump ile görüşerek meseleyi farklı boyuta çekmeye çalışmasına karşın Merkel'in de kendisi üzerinde etkili olduğunu dile getiren Sezer, ABD'nin Libya'da da Rusya etkisini azaltmak için Suriye'deki gibi davranamaz hale geldiğini vurguladı: 

"Burada Rusya, Türkiye ile müzakere sürecinde yalnız değildi. Almanya, Merkel faktörü vardı. Türk dış politikasında Merkel’in giderek söz sahibi, etkin olduğu bir sürece evriliyoruz. Doğu Akdeniz bağlamında da böyle. Berlin Konferansı da Merkel-Putin işbirliğiyle gerçekleşen bir boyuttaydı. ABD ile iş birliği yapıyor olmamız Libya sahasında bu yöndeki açıklamaları Macron-Trump görüşmeleriyle de izah etmek mümkün. Fransa, Libya olayını, Hafter’e olan açık desteğiyle ve destekçi diğer ülkelerle yakın temasıyla zaten bir şekilde Trump ile de görüşerek farklı bir boyuta çekmeye çalışmıştı. Merkel, Macron üzerinde de etkili olmuş olsa gerek ki ateşkese Macron’un da yeşil ışık yakması sağlandı. Macron zaten bu noktaya geldikten sonra ABD veya Trump için bu noktaya gelmek zor olmasa gerekti. ABD, Rusya’nın Libya’daki etkisini azaltmaya yönelik Türkiye ile nasıl iş birliği yapabileceği arayışındaydı. Ama Ağustos’un başında Rusya’nın yoğun tahkimatı, Rus uçaklarının, müttefiklerin özellikle Cufra’da yoğun tahkimatı Libya’da ABD’nin en azından Suriye’deki gibi bazı şeyleri deneyemeyeceğinin ortaya çıktığı anlamına da geliyor. Burada enteresan olan Türkiye’nin konumu.”

Türkiye’nin ateşkesten memnun olmadığını ama henüz Sarrac'ın çağrısının üzerine açıklama yapmadığı için zımni olarak durumu kabul ettiği anlamına geldiğini de belirten Sezer Fransa'nın Sarrac'ı Paris'e davet etmesine de dikkat çekti:

“Vatiyye üssünün bombalanması kimliği belirsiz uçaklarla. Oradaki zayiatın Akar tarafından da kabul edilmesi Libya tahkimatında Türkiye açısından dönüm noktalarından bir tanesiydi. Hemen ondan sonra Türkiye’nin Libya’da deniz üs ve askeri talebi oldu. Bu yönde anlaşmalar yapılmakta olduğu ortaya çıktı. Ama hem sahada hem Rusya ile yürütülen müzakere masasında Türkiye’nin BM’nin sadece UMH’yi meşru sayan 2259 sayılı kararına değil diğer 26 kararın tamamına saygı göstermesi yolundaki telkinler, Merkel de Putin de yaptı. En sonunda 22 Temmuz İstanbul deklarasyonunda yazıya da döküldü. Türkiye’nin Libya sahasında bir anlamda yalnız kalması anlamında söylemek istemiyorum ama silahlı bir çözüme yönelik arzu veya isteği yönünde taraftar bulamamasına yol açtı. Son tahlilde bir Malta ile üçlü deklarasyon yapabildik. Zaten Katar’ın Türkiye’yi desteklediği biliniyor. Malta, AB’nin küçük bir ülkesi olmasına rağmen Türkiye-Libya deklarasyonunun asıl mülteci, Akdeniz’deki sivil göç olayına yönelik olduğu ortaya çıktı deklarasyon yayınlandıktan sonra. Dolayısıyla öncelikle bu gelişmeden Türkiye’nin memnun olduğunu düşünmüyorum. Öyle olsaydı, bunun da mimarı olarak Türkiye lanse edilebilirdi. Müjdenin açıklandığı gün bu haber geldi. Türkiye şu ana kadar resmi bir açıklama da yapmadı. Bu da aslında Serrac’ın yaptığı açıklamanın üzerine laf söylememesi zımni olsa da kabul ettiği anlamına geliyor, eğer sürpriz bir açıklama gelmezse. Ama eğer kabul etmediği yönünde bir açıklama gelirse bu artık Serrac ile Türkiye ilişkilerinde de bir başka dönüm noktasına işaret edecek. Serrac, Fransız dışişleri bakanıyla telefon temasında bulundu. Fransa’nın Libya büyükelçisiyle görüştü, Fransa’ya davet edildi. Türkiye dışındaki tüm taraflar her iki tarafın da barışa giden yolda arkasında olduğu imajını vermeye çalışıyor. Umarım Türkiye de bu yönde bir adım atar."

Libya'da barışa giden yolda ateşkes sağlanmasının önemine dikkat çeken Sezer, masada hala bulunmanın da yine Türkiye açısından değerli olduğunu vurguladı. Libya'nın doğusundaki meclisin zengin petrol yataklarını kontrol altında tutmasından ötürü masada birkaç puan önde olduğunu belirten Sezer, bu ateşkesin barışa evrilmemesi halinde Libya'nın bölünmesi seçeneğiyle de karşı karşı kalınacağının altını çizdi. Sezer'e göre böylesi bir durumda en çok zarar görecek ülke de Türkiye olacak. Sezer, bundan sonraki süreçte tüm uluslararası camianın Erdoğan yönetiminin Suriye’den götürdüğü cihatçıların transferini beklediğini de ekledi: 

"Elbette Libya’da barışa giden yolda ateşkesin sağlanması çok önemli ve değerli. Türkiye’nin hala masada olması Türkiye açısından değerli. Ama doğudaki meclis Saleh ve Hafter güçleri masaya birkaç puan önde oturuyorlar. Zira zengin petrol yataklarının kontrolü kendilerinde. Buradan bir ateşkes, barışa evrilecek bir sonuç çıkmaza, korkarım Libya’nın bölünmesi gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız. Bundan da en çok zarar görecek olan ülke elbette sadece Türkiye olacak. Böyle bir sonucu Türkiye’de kimsenin isteyeceğini düşünmüyorum. O nedenle bu barış sürecine destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum."

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayın

Eksen programını izlemek için: