Balbay: Medya yardım ve yataklık içinde - 1. BÖLÜM

Balbay: Medya yardım ve yataklık içinde - 1. BÖLÜM

20 Ocak 2014 Pazartesi  |   MG Özel

Medya eleştiri sitesi Medya Günlüğü'nün "Pazartesi Söyleşileri"nin bu haftaki konuğu gazeteci ve CHP Milletvekili Mustafa Balbay. Cumhuriyet'in Ankara Bürosu'nda görüştüğümüz Balbay daha söyleşinin başında gülümseyerek, "Siyaseti sevdim"diyor ve kalemini bırakmayacağını ancak bundan sonra gazeteciliğin ikinci planda olacağını söylüyor. "Hiç kimse cezaevine girdiği gibi çıkmaz"diyen Balbay, içerideyken "hayata tutunmak"la kalmamış, kendini geliştirmek için çaba göstermiş. Partisi CHP'nin iyi muhalefet yapmasının yeterli olmadığını, iyi bir iktidar alternatifi olduğunu da kanıtlaması gerektiğini söylüyor. Eskiden olduğu gibi kelimelerle oynamasını seven Balbay medyayı eleştirirken, "Hukuk diliyle söylemek gerekirse, medya çok tatsız ve çok hüzün verici bir yardım ve yataklık içinde.Hani, Güneydoğu'da içindeki köylülerle satılan köyler olur, şu andaki medya da bütün içindekilerle satılık, affedersiniz! "diyor. Hakkındaki suçlamalara değinirken Balbay, "Terörist br saldırıyı göze almıştım ama teröristlikle suçlanmak ölümden bir doz daha ağır geldi" diye konuşuyor. Cezaevi günlerini anlatırken, "İçeridekiler,  Aziz Yıldırım tutuklandığında onun için 'En fazla 6 ay dayanır' demişlerdi ama o dayandı"diyen Balbay Medya Günlüğü'nün sorularını şöyle yanıtladı:

 

 

-Öncelikle geçmiş olsun...5 yıllık bir ara verdiniz. Mutlaka cezaevindeyken de gözlemlediniz ama 5 yılda Türk medyasında ne değişmiş?..

 

 

-Değişimin en büyük fotoğrafı medyada. Hani, eskiden döneme göre değişen yandaş gazeteciler olurdu...Hatırlıyorum, kimi gazeteler mevcut iktidarın yanı sıra iktidar değişirse gelmesi olası hükümete  göre de muhabir ya da yazar bulundururdu, böyle bir geleneği vardı Türk medyasının. Ama şimdi gazete tümüyle belli bir iktidarın yayın organı, onun her şeyinden sorumlu. Şu anda muhalif olan ve belirli ölçüde direnmeye çalışan bir medya var. Bir de iktidarın medya kolları var! Hani, iktidar partilerinin kadın kolları olur, gençlik kolları olur ya, bir de medya kolları var şimdi, o kadar partinin içinde yapılanmış durumdalar. Tanım itibarıyla söylemem gerekirse, bir gazetenin, örneğin iktidar partisinden sorumlu muhabiri olur. Şimdi durum tam tersine dönmüş durumda, iktidar partisinin o yayın organındaki muhabirleri var. İçerideyken de dikkatimi çekerdi, Başbakan'ın katıldığı her toplantının bütün kanallarda yayınlanması karşısında aklıma şöyle bir tanım geliyor: Çok kanallı tek seslilik. Türkiye'de şu anda böyle bir tablo var ve kendilerince öyle bir dizayn etmişler ki, kendilerine ait yayın organlarının bir kısmı dini içerikli görünecek, bir kısmı magazin, bir kısmı dizi içerikli olacak. Resmen kendi kolları gibi bir medya ortamı yaratılmış durumda. Ben de iletişim fakültesi mezunuyum, kamu yayıncılığı ve özel yayıncılık Avrupa'da çok tartışılır biliyorsunuz. Özel yayıncılığa izin vermekten yana olan  iktidarlar, "İzin verelim ve ipleri elimizde tutalım"dediler. Bence bu medyanın ipinin çekildiği süreçti. Bu konuda Avrupa'da da belli zaafiyetler oluştu ama Türkiye'de "ipleri elimizde tutalım"dan çok tamamen "partimizin, iktidarımızın icra kolu olarak tutalım" diyebileceğim "densiz" bir noktaya geldi. Giderek daha da kötüleştiğini gördüm. Ama buna rağmen buna karşı çıkan bir grubun da hem sosyal medya ortamında hem de radyo televizyon ortamında olduğunu görüyorum. Ben nihai olarak, tıpkı geçmiş diktatöryel dönemlerde olduğu gibi, bu sürecin de kalıcı olamayacağını düşünüyorum.

 

 

GAZETECİNİN TANIMI DEĞİŞTİ

 

 

-Yaşadığımız süreçte gerçek gazeteciler, gazetecilikleriyle öne çıkanlar medyanın, en azından ana akım medyanın dışında kaldı. Buna karşılık, 7-8 yıl öncesine kadar isimlerini bilmediğimiz, asıl önemlisi gazetecilikleriyle tanınmayan bazı kişiler öne çıktı. Sizce bu durum ne kadar devam edecek?

 

 

-Eskiden "yetenekli gazeteci" denilince  ben şunu anlardım: 1.Türkçe'yi iyi kullanıyor. 2. Yabancı dili var. 3. İnsani ilişkileri iyi. 4.gazetecilik etiğine sahip. Oysa şimdi "yetenek" denilince 1.İktidar partisince kabul gören birisi. 2.Onların dediğinin dışına çıkmayan birisi. 3.Onların "yaz" dediğini yazan, "yazma" dediğini yazmayan birisi. "Yetenek" bu artık! Yükselmek için bu özelliklere sahip olmak gerekiyor. Tabii, şöyle bir durum da var: Avukat olmak için hukuk fakültesini, mühendis olmak için inşaat fakültesini bitirmeniz gerekiyor ama gazeteci olmak için iletişim fakültesini bitirmeniz gerekmiyor. Ama gazeteciliğin temel ilkeleri var.  İşte şimdi bu ilkelerden vazgeçildi. Artık "bir kamu kuruluşunda gazeteciyim" deseniz yeridir! Eskiden gazetecilik mesleği bir güçtü. Bunun yerini gazetenin patronajı aldı. Dikkat edin, son bir kaç yılda yayın organlarında patronaj da sürekli değişiyor. Planlı bir şekilde, bayrak değiştirir gibi. Hani, Güneydoğu'da içindeki köylülerle satılan köyler olur, şu andaki medya da bütün içindekilerle satılık affedersiniz! Sahip değiştiren, bütün içindekilerle birlikte kullanım şekli değiştiren bir yayın organı halini aldı. Örneğin bugün sizlerin bunu sorması bile bu sorunun gündeme gelmesi demek. Belki şu anda ana konumuz bu değil ama yargının geldiği yer ortada. Eskiden derin devlet vardı, gider derinden bulurdun! Şimdi paralel devlet oluştu. Paralel bir anlamda sonsuzluk demek, ucunun nereye gideceği belli değil. Devlet çarkının çivisinin çıktığı bir tablo. Medya da bundan payını alıyor. Bu döneme bir bütün olarak baktığımızda, devlet kurumlarının da, toplumsal kurumların da çökertildiği bir dönemden geçiyoruz. Şu da tartışılabilirdi: Bunun yerine kendi yapını kurabilirsin. Biz de, şurası doğru, şurası yanlış diye eleştiririz ama kendilerine ait bir yapı da kuramadılar. Ve ne oluyor? Eski yapıyı değiştiriyorlar, sonra kendi değiştirdiklerini tekrar değiştirmek zorunda kalıyorlar. Medyaya da en kötü rolü veriyorlar. Yapılan her yeni şeye de "reform" diyorlar. Yani bir yıl önce yaptığınız ve "reform" dediğinizi şimdi tekrar "reform" diyerek değiştiriyorsunuz ve bunu medyaya yaptırıyorsunuz. Şu anda medya, hukuk diliyle söylemek gerekirse, çok tatsız ve çok hüzün verici bir yardım ve yataklık içinde!

 

-"Adalet herkese lazım" kadar çok söylenen bir söz de, "Özgür medya herkese lazım". Rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgili tartışmaların sürdüğü bu sırada belki, medya özgür olsaydı iktidar da bundan yararlanacaktı. Katılıyor musunuz?

 

 

-Kesinlikle. O medyanın söyledikleri inandırıcı olacaktı,  kamuoyu oluşturacaktı. Denetim mekanizmalarını bitirdiler. Frensiz bir araç olabilir mi? Bunlar (iktidar) bütün frenlere kendilerine engel gözüyle bakıyorlar. Fren aslında bir denetim mekanizmasıdır. Örneğin, Türkiye'nin yakın geçmişini iyi kötü bilen, bunu gazeteci olarak yerinde gözlemlemeye çalışmış biri olarak söylüyorum, bu hükümete en büyük iyiliği etmiş kişilerden biri (eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet) Sezer'dir. Pek çok kişi 2008'den sonra başka şeyler olduğunu söylüyor, "Güç zehirlenmesine girdiler"diyor. Çünkü Sezer yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir kişiydi...

 

-Bunu denetim  mekanizması çerçevesinde söylüyorsunuz değil mi?

 

 

-Evet. Sezer önemli bir denetim mekanizmasıydı. Ve ben şuna inanıyorum, medya bir iktidarın toplumsal cumhurbaşkanıdır. Ama medya "Her yaptığınız münasiptir efendim" deyince bir yanlışı başka bir yanlışla düzeltmeye çalışan, sonra da o iki yanlışı üçüncüsüyle düzeltmeye kalkan bir tabloyla karşılaşıyoruz. Medya da bu yanlışların anlatıcısı haline gelmiş durumda.

 

 

"GÜN" KAVRAMINI UNUTTUM!

 

 

-Gözaltına alındınız, sonra tutuklandınız. Bu süreçte yazılarınıza en uzun ne kadar ara verdiniz?

 

-llk tutuklandıktan sonra 1.5 ay ara verdim. Sonra haftada üç gün yazdım. Ama şu zorluk vardı: Yazıyı mektupla yolluyorsunuz, en erken beş gün sonra ellerinde oluyor. O yüzden 5 yıl "gün" kavramı kullanmadım. 5 yılım "gün"süz geçti yani. Örneğin "Önceki günkü bakanlar kurulu toplantısı Türkiye'yi sarstı"...diye bir cümle kuramadım, onun yerine, "Geçen haftanın ana gündemlerinden birini oluşturan Suriye konusu şu çelişkiyi içeriyordu..."diyordum mesela. Ya da, "Ocak ayının son haftası gerilimli geçti" diyebiliyordum. Düşünebiliyor musunuz, gündelik bir gazetede gün kavramı olmadan çalışmak duygusunu! Hani, Anadolu'da ozanların iki dudağını değdirmeden atışma tekniği vardır, dudaklarının arasına iğne koyarlar. Bu şekilde konuşurken bütün harfleri söylemek olanaksızdır. Yine de ozanlar söylemek istediklerini bir şekilde söylerler. Çok zor bir sanattır. Ben de deyim yerindeyse en zor atışma sanatını yerine getirdim. Yani, iğneli atışma yapmadım ama iğneli gazetecilik yaptım! Benim inancım şu: Benim üzerimden, Ankara temsilcilerine "hükümeti eleştirirseniz başınıza bu gelir" denildi...En büyük saldırı bu bence; bir gazetecinin kalemini fiilen elinden alıyorsun. İnanın kolay değil. Ben büyük iş yaptım demiyorum ama haftada üç gün yazı yazıyorsun, bu yazıyı okunabilir tutmak, güncel bir konu seçmek zorundasın. O yüzden biraz felsefi boyutuna değiniyordum. Kiminin kalemini kalemini alırsın, büyük bir saldırıdır. Kimi medya patronunun da parasını elinden alırsın, özgürlüğünü elinden almak kadar tehlikelidir onun için. Ben sermaye düşmanı değilim ama patronlarda sermayesine bir şey gelecek duygusu uyandırıldı.

 

 

ÖLÜMDEN AĞIR BİR SUÇLAMA: TERÖRİSTLİK

 

 

-Bu süreçte medyadan, gazeteci dostlarınızdan beklediğiniz desteği gördüğünüzü düşünüyor musunuz?

 

-Düşünüyorum. Ne olursa olsun düşünüyorum...Tabii ki gönül başka bir duruş beklerdi. O olsaydı zaten bu kadar uzun süre tutuklu kalmazdım. Bir gazeteci her türlü bilgiyi haber için bulundurur..."Bu zemini zorlayamazsınız" duygusu biraz genişleseydi, başka türlü olurdu. Ama bu medya ortamında, bu korku imparatorluğunda hiç kimseyi ayıplamamak gerekir. Korkmak ayıp bir şey değil. Bir insan cezaevine girmek istemeyebilir, bu ayıp değil bence. Yıllar önce, 12 Eylül'ün ilk günlerinde bizim Mustafa Ekmekçi hükümeti iğneleyici yazılar yazardı. Olanaksızdı o günlerde öyle yazılar yazmak. Herkes başına bir şey geleceğini düşünürdü. Bir gün Ekmekçi'ye, "Bu yazıları nasıl yazıyorsun" diye sordular, o  da cevap verdi: Korka korka!.. Ben şimdi Uğur Mumcu'nun yerinde yazıyorum, tabii yerini doldurmak değil bayrağı yerde bırakmamak. Ahmet Taner Kışlalı benim oda komşumdu. Zaten benim orada yazı yazmaya başlamam bazı şeyleri göze almam demekti. Ben bir terör saldırısını göze alıyordum ama terörist ilan edileceğimi hiç düşünmemiştim. Terörist ilan edilmek bana ağır geldi. Abartmıyorum, ölümden bir doz daha ağır geldi.

 

 

-Gazeteci oldukları halde teröristlikle suçlananlar var hala cezaevlerinde...

 

 



-Evet. Benim diyalog yolum genelilkle açıktı gazeteci olarak. Benim bu yönümü yeni tanıyanlar, "Herkesle mi diyalog, her kesime mi eğilme..." diyorlar. Ben hiç böyle bakmadım. Ama tabii cezaevi çok şey öğretti bana. Hiç kimse cezaevine girdiği gibi çıkmaz, bu bir cezaevi sözüdür. Mutlaka ya bir şey alırsın ya bir şey verirsin. Ben de hep bunları tarttım. "Buradan ya çürüyerek ya yürüyerek çıkacağım dedim. Başka bir "b" planım yoktu...Mesleki dayanışma konusunda Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Atilla Sertel, Çağdaş Gazeteciler Derneği  Genel  Bakanı Ahmet Abakay, ilk zamanarda Nail Güreli. Bunlar ismen sayabildiklerim ama pek çok gazeteci duyarlılık gösterdi. Net söylemek gerekirse, bir rektör gidip "Bu rektörleri tutuklayamazsınız" demedi. Eski bir rektör bile demedi. Sonra askerlerin dayanışması. Avukatlar bir ölçüde yaptı. Diğer meslek örgütlerine nazaran gazeteci örgütleri duyarlılık gösterdi. Sorunu uluslararası alana taşıdılar. Belirli bir sorumluluk, işlev üstlendiler bence. 

 

CHP İKTİDAR SEÇENEĞİ OLDUĞUNU GÖSTERMELİ

 

Bu arada izin verirseniz deminki konuya tekrar dönmek istiyorum...Sezer cumhurbaşkanı olarak denetim mekanizmasıydı, öteki tarafta meclis çatısı altındaki muhalefet. Koşulları belli. Ama muhalefetin sadece iyi muhalefet olması yetmiyor, iyi bir iktidar seçeneği olacağını da topluma kabul ettirmen gerekiyor. Hükümet destekçiliği medyada iki şekilde yapılıyor. 1. AKP'nin her yaptığını "reform" ilan etmek. 2.AKP'ye seçenek olabilecek her hareketi budamak. Bu ilk bakışta AKP destekçiliği gibi görünmüyor ama sen o hareketi budayarak seçeneksiz bırakıyorsun. CHP'de de Baykal'ın yaşadıklarından düşünün, pek çok kişinin karşılaştığı duruma kadar. Ama ben şimdi dışardayım, eli kalem tutan bir milletvekiliyim. CHP'nin iyi bir muhalefet yapması yetmez, iyi bir iktidar seçeneği olacağını gösterirse, bu iktidara karşı denetim mekanizmalarını güçlendirebilir diye düşünüyorum. Ben de bu yönde siyaset yapacağım. Söyleşimize başlamadan önce sohbet ederken size yarı şaka "siyaseti sevdim" demiştim. Bu işi iyi yapmak gerektiğine inandım. "Ayrım ne Balbay" diye soracak olursanız, ülke sorunlarını dile getiren bir Balbay'ın yerini ülke sorunlarını çözmeye, çözüm üretmeye çalışan bir Balbay aldı. Gazetecilerin siyasete girmesi bizim ülkemizin geleneği de vardır dünyanın geleneğinde de vardır. Gazetecinin özü siyasetle iç içedir. Ülkemizde de gazetecilikten siyasete girmiş çok kişi vardır. Ben de bu işi çok iyi yapmaya çalışacağım...

 

 

ÖNCELİK ARTIK SİYASETTE

 

 

-Bu sözlerinizden gazeteciliği bırakacağınız ya da ikinci plan atacağınız anlamı mı çıkarmak gerekiyor?

 

-Kalemi elden bırakmayacağım ama birinciliği siyasete vereceğim. Gazeteci özümü bırakmayacağım. Bu toplumun önüne bir iktidar seçeneği koymanın bu ülkeye de, hatta bu iktidara da yararlı olduğuna inanıyorum.

 

-Az önceki sorunun devamı olarak, aradan geçen 5 yıl görüşlerini paylaşmadığınız meslektaşlarınıza karşı bakışınızda bir değişiklik yarattı mı?

 

-Fikirsel olarak karşı olduğum insanlarla bile diyaloğu hiç eksik etmemiştim. Mesela, Zaman Gazetesi'nin Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal. Diyelim bir toplantıya gittik ve orada farklı fikirler savunduk. Çıkışta, "Adaş araban var mı" diye sorardım... Kişisel olarak diyaloğu hiç elden bırakmadım ama yaşadığım olaylardan sonra hala közü korumamama, hiç kin beslemememe şaşırıyorlar. Yani yararı varsa kin tutalım! 

 

 

-Gerçi bizim sitemizin doğrudan konusu değil ama biliyorsunuz son dönemde büyük davalarla ilgili tartışmalar, kuşkular ortaya çıktı. Bu çerçevede "Şike" davası için ne düşünüyorsunuz? Fenerbahçeliler "şike" olduğuna inanmıyor...

 

 

-Dava bir şike bence! Pazarlık konusu... Maalesef özü bence o. Bir defa gerçekten şike sorgulanacaksa herhangi bir açıklama yapmak bile şike. Teşvik primi bile oraya gider. Fenerbahçeli'yim ama o gözle söylemiyorum bunu. Davanın kendisi şikeydi.

 

 

 

A.YILDIRIM'A 6 AY SÜRE VERDİLER!

 

 

-Bir de işin şöyle bir yönü var: Şike operasyonu başladıktan sonra Fenerbahçe taraftarı çok tepki gösterdi. Hatta belki de, o ana kadar hükümete yönelik ilk büyük tepkiyi gösterdi...

 

-Kesinlikle. Fenerbahçe taraftarı sadece tribünde oturmadığını gösterdi bence. "Taraftarlık sadece tribünde oturmak değildir"i gösterdiler. Futbol bence şöyle bir işlev de üstlendi son dönemde: Biliyorsunuz Salazar," Ben Portekiz'i 3 F ile yönettim" demişti..Fado, fiesta ve futbol...Batı'da öyle görünür futbol ama Türkiye'de toplumu uyutma değil toplumun bilinçlendiği bir alan haline geldi. Biz her koğuş 40'ar lira verir LİG TV izlerdik. Başlangıçta, sansür konulmadığı zamanlarda yani, o 34. dakikayı televizyonun sesini yükseltir, dört gözle gol sesi bekler gibi, "Her yer Taksim, her yer direniş"i beklerdik. Varsa, "ohh" derdik, sanki bizim lehimize bir şey olmuş gibi. Toplumsal muhalefete o kadar açtık... Tabii Aziz Yıldırım'ın da hakkını vermek lazım, pes edebilirdi, iyi direndi. Genel görüş, "6 ay dayanır" diyorlardı. İçerde öyle bir dil var, orada bize de öğrettiler bunları! İşte "Bu tür kişiler 6 aydan fazla dayanmaz" gibi bir laf vardı. "Falanca kişi için 1 ay" dayanır derler. Bazı kişiler için ise yakalandığı an! Öyle standartlar vardı işte... Aziz Yıldırım'ın da ömrü biraz uzunmuş! 6 ay dayanacağını söylemişlerdi! Ama o dayandı.

 

           

                                                                                                            YARIN: HİÇBİR PİŞMANLIĞIM YOK

Cenk Başlamış

20.1.2014

 

 

NOTLAR:

*Söyleşi, Yargıtay'ın Aziz Yıldırım'la ilgili kararını açıklamasından önce yapıldı.

*Söyleşideki katkıları nedeniyle Gazeteci Nihat Dağdelen'e teşekkür ederiz.

*Söyleşiyle ilgili görüş ve eleştirilerinizi "Yorum ekle" bölümüne yazabilir ya da medyagunlugu@medyagunlugu.com adresine gönderebilirsiniz.

*Fotoğraflar: Medya Günlüğü, İnternet.

 Medya Günlüğü'nü Twitter'da izleyin: @mgunlugu

Etiketler:  Eleştiri Medya