Bakir bir koyda uyanmak

Bakir bir koyda uyanmak

20 Temmuz 2019 Cumartesi  |   Köşe Yazıları

Bakir bir koyda uyanmanın keyfi bir başkadır. Doğa durmadan konuşur sizinle. Ağustos böcekleri cır cır öter, minik balıklar pıt pıt zıplar, dalgalar nazikçe kıyıya vurur. Bir de rüzgârın sesi vardır, insanın ruhunu okşar. 

Güneşin henüz doğduğu saatlerde deniz çarşaf gibidir. Teknelerin, ağaçların ayna gibi yansıması görülür denizin yüzeyinde. Hangisi gerçek hangisi yansıma kafanız karışır. Fondaki pembe, mavi, turuncu gökyüzü insanı büyüler. Elinizde fotoğraf makinesi, çıplak gözünüzle gördüğünüzü ölümsüzleştirmek için defalarca deklanşöre basar durursunuz. 

Sabah yüzünüzü yıkamak yerine, akvaryum gibi denize atlarsınız. Teknenizi bağladığınız kayanın başında bir grup keçi sessizce durur izler sizi. Şansınız varsa yakınlardaki köyden sandalla bir köylü gelir, taş fırından az önce çıkmış sıcacık ekmeği üç kuruşa satar size. Çayınız peyniriniz de hazırsa, dünyanın en lezzetli kahvaltısını yaparsınız. Mis gibi iyotlu havayı derin derin çekersiniz ciğerlerinize. Şehirde bulmanızın mümkün olmadığı bir huzur her yerinizi kaplar. Güverte suya ne kadar yakınsa, huzur o kadar artar. Gözlerinizi kapar, defalarca şükredersiniz halinize. Tüm dertler unutulur gider...

Tabii mavi tur için seçtiğiniz yer Göcek ise iş biraz değişir. Doğası muhteşem olmasına muhteşemdir. Mavi ve yeşilin her tonunu hem karada hem de denizde görmek mümkündür. Ancak her koyda demirlenmiş onlarca motor yat ve yelkenlisiyle sessiz, tek başınıza kalacağınız bir yer bulmak imkânsız gibidir. Kahveniz bitse, yan tekneden uzanıp alabilecek kadar bitişik nizam dizilir onlarcası. Sabah bir başkasının takır takır çektiği çapa sesiyle uyanıverirsiniz. Hele ki güvertede uyuyorsanız, birkaç pancar motor ve sürat teknesi de tuz biber olur çapanın sesine.  

Gece kulüplerinde zor bulunan bir müzik sistemiyle bangır bangır ve son sürat koya giren milyon dolarlık jet botla sarsılırsınız yerinizden. Göcek koyları Boatshow’u andırır. Son model motor yat ve yelkenli cennetidir.

Kumanyasını bitirip de en yakın köye, botla gidip alışveriş yapmanın bile keyfini yaşayamaz insan. Öyle bir deniz turizmi olmuştur ki Göcek’te, siz markete gitmekle uğraşmazsınız, market size gelir. Kocaman “Migros ve Carrefour gemileri” yani “yüzen market”ler koy koy dolaşır.  

Kimine göre lükstür mavi yolculuk, kimine göre ise tatil köylerinden çok daha tasarrufludur. Öyle ya da böyle gerçek tatildir mavi yolculuk. Hem ruhunuzu hem de vücudunuzu dinlendirirsiniz. Fiyatlar kabin sayısına, konfora, içindeki oyuncaklara göre değişir gibi dursa da aslında paha biçilmez bir tecrübedir.  

Tüm gün denizde olacağınızdan kurt gibi acıkırsınız. Önünüze ne gelse silip süpürürsünüz. Her şey pek bir lezzetli gelir insana. Hele bir de balık tutan birileri varsa ekibinizde, keyfinizden geçilmez. Seyahat arkadaşı olarak genelde kafadar dostlar seçilir. Aile fertleri, en sevilen arkadaşlar; saatlerce sohbet edilebilen, birlikte çocukça şeyler yapılabilen, aynı dilden konuşan, aynı müzikleri seven, aynı yemekleri yiyen dostlar.  

Şnorkeller, maskeler, paletler takılır, gün boyu balıkların peşinden yüzülür. Kimi deniz kestanesi toplar, kimi balıkların fotoğraflarını çeker, kimi akşam yemeği için ava çıkar. Su akvaryum gibi olunca ne korku kalır ne de başka bir şey.  

Çamlık bir yerlere demirliyorsanız tek derdiniz arılardır. Gündüz yakılan kahveler, masaya uzak bir yere konulan etler hep arıları ortamdan uzaklaştırmak içindir. Teknenizde kano, kürek sörfü, hamburger gibi oyuncaklar da varsa keyifler daha da artar.

Sanılanın aksine çocuklar için çok daha eğlenceli çok daha sosyal bir tatildir. Günlük hayatta kafalarını cep telefonundan kaldırmayan çocuklar sudan çıkmazlar. Grupça oynanan tüm oyunlara katılırlar. Çocuklarla temizlik de eğlenceye dönüşür. Her çocuğun eline bir kova bir de bez vererek harika bir grup çalışmasıyla tekne her gün misler gibi parlatılır. Aslında en güzeli dünya ile ilişkiyi kesmektir ama bana yetmez diyenler için gece de farklı eğlenceler düzenlenir teknede. İsteyen içkileri hazırlar güvertede parti yapar, yan tekneden uyarı gelinceye kadar dans eder, şarkı söyler. İsteyen yoga yapar, şiir yazar, okey oynar ya da sadece yan gelip yatar... Tüm aktiviteler bitip gözler kapanmaya başlayınca, birçok kişi kabine girmek yerine güverteye çıkar. En sevdiklerinle, yıldızların altında uyumak kadar lüks bir şey var mıdır bu hayatta? Gece güvertede yatarken yıldızları kaydır kaydırabildiğince. Sadece çocukların değil büyüklerin de gözleri kolayca kapanır güvertede.  

İlki 1945 yılında, Halikarnas balıkçısı Cevat Şakir’in girişimiyle, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabahattin Eyüboğlu, Sabahattin Ali, Erol Güney ve Necati Cumalı’yla birlikte yapılan mavi yolculuk, insanın ruhunu temizleyen eşsiz bir deneyimdir. 

Şöyle der mavi yolculuğun piri Halikarnas Balıkçısı, 

"Bir yelkenli düşünün, denizin en derin yerinde, bir adam var yelkenlinin içinde, adam keşfe her daim açık, Ege’ye aşık. Fırtınaya kapılıyor çok kez, 'alabora olacak', 'battı batacak' diyorsun 'bana mısın' demiyor, bir türlü kıyıya yanaşmıyor, denizi öylesine seviyor ki, ondan ayrılamıyor… “Merhaba” diyor herkese, “Merhaba çocuklar, merhaba dünya, merhaba…” 

Merhabayı neden mi bu kadar çok seviyor? 

“…‘Rahat edin. Benden size kötülük gelmez’ demektir. Sonra, aklımızı işimizden ayırmamalıyız. ‘Günaydın’ mı diyeceğiz, ‘İyi akşamlar’ mı diyeceğiz, ‘Allahaısmarladık’ mı diyeceğiz? Düşünmeye, aklımızı meşgul etmeye gerek yoktur. Bunların yerine söyleriz merhabayı, olur biter… Bir şey daha var. Merhaba sözcüğü, eski harflerle yazıldığı zaman yelkene benzer. Belki bunun da etkisi vardır merhabayı sevmemde…” Yine denize bağlıyor hayatının halatını.  Ee ne yapsın çocukluktan geliyor bu tutku, bu sevda. Üç dört yaşındayken, küçük kardeşimle Parthenon’un mermerleri arasında oynardık. Bir gün kayıkta, kayıkçı deniz aynasını denize tuttu. Denizaltı alemini görünce, tokat yemiş gibi sarsıldım.”

Mavi ve yeşiliniz bol olsun. Sevgiyle kalın,