Babalar günü üzerine…

Babalar günü üzerine…

21 Haziran 2020 Pazar  |   Köşe Yazıları

Orhan Alpdündar

İvan Sergeyeviç Turgenyev, klasik Rus edebiyatının unutulmaz yazarı ve şairidir.  

“Babalar ve Oğullar” (*) kitabıyla ünü Rusya’nın sınırları dışına taşmış, çağdaşlarından farklı bir yol izlediği için de yaşadığı dönemde Avrupa kültürüne yakın davranmış.  

Turgenyev’in başyapıtı “baba sevgisini ve içinde yaşadığı günler ile acı tatlı anıları” anlatır. Romanın öne çıkan karakterlerinden Arkadiy’e ve onun babasının kendi kültürüne değil de Avrupa kültürüne göre yaşam seçmesine karşı çıkar. Romanın yayımlanmasından sonra ülkesini terk edip Avrupa’da yaşamını sürdürmek zorunda kalan Turgenyev, babasına sevgisini unutmamış, başta babasına ve diğer aile bireylerine şiirler yazdı. 

Can Yücel, modern zamanların ünlü Türk şairidir. Ankara ve Cambridge Üniversitelerinden alığı eğitim engin kültür birikiminin oturmasında büyük etken olmuştur. Kimi zaman kullandığı kaba ama içten, saf ama temiz diliyle Türk edebiyatında farklı bir tarz yarattı. 

*        *             * 

Can Yücel, 1960’lı yıllarda Che Guevera tarafından yazılan, “Gerilla savaşı, İnsan ve Sosyalizm” yapıtını dilimize kazandırdı. 

1962 yılında İngiltere’deyken, 1709 yılından kalma, Latin harfleriyle taş baskı bir Türkçe dil bilgisi kitabını bulması büyük yankı uyandırdı ve tüm dikkatleri üzerine çekti.  

Ben, Can Yücel’i çok severim. 

Nasıl sevmeyeceksin ki? 

Ne zaman içim daralsa kitaplığımın raflarından birinde duran şiir kitaplarından birini çeker, çıkarır okurum… 

Ama beni en çok etkileyen, beni benden alan, beni alıp yıllar önce aramızdan uçan, sesiz sedasız çekip giden babamla buluşturur: 

"Hayatta ben en çok babamı sevdim. 

Her dizesinde bir hasret… 

Her satırında bir kavuşma isteği… 

Her mısrada bitmek tükenmek bilmeyen baba özlemi… 


“Hayatta ben en çok babam sevdim, 

Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk, 

Çarpık bacaklarıyla ha düştü, ha düşecek, 

Nasıl koşarsa ardından bir devin, 

O çapkın babamı ben öyle sevdim. 

Bilmezdi ki, oturduğumuz semti, 

Geldi mi de gidici hep, hepp acele işi, 

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi, 

Atlastan bakardım nereye gitti, 

Öyle öyle ezber ettim gurbeti. 

Sevinçten uçardım hasta oldu mu, 

40’ı geçerse ateş çağırırlar İstanbul’a, 

Bir helalleşmek ister elbet 

Tifoyken başardın bu aşk oyununu 

Oh dedim, göğsüne gömdüm burnumu. 

En son teftişine çıkana değin, 

Koşuştururken ardından o uçmaktaki devin, 

Daha başka tür aşklar; geniş sevdalar için, 

Açıldı nefesin, fikrin, canevim, 

Hayatta ben en çok babamı sevdim.” 

Biliyorum, bu dizelerin ardından bir şeyler yazıp, yazıyı uzatmak kabak tadı verir, o nedenle çok kısa bir iki laf ile bitireceğim bu yazıyı. 

Babalarımızın kıymetini bilelim, hayatta iseler arayalım, soralım, kusur etmeyelim. 

Yaşadığımız dünyadan göçüp gittiyseler, saygıyla yad edelim. 

Elleri öpülesi babalarımızın günü kutlu olsun. 

(*) Can yayınları.