Ayşe yeniden tatile çıkacak mı?

Ayşe yeniden tatile çıkacak mı?

21 Ekim 2019 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda başlattığı Barış Pınarı harekatının, ABD Başkan yardımcısı Mike Pence ve  Dışişleri  Bakanı Mike Pompe’nin Ankara’da yaptıkları görüşmeler sonucunda 120 saatliğine durdurulmasından sonra, Batı basını en küçüğünden en büyüğüne, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın istediği her şeyi elde ettiğini ve ABD’nin bunu önleyecek hiçbir şey yapabilme gücüne sahip olmadığını yazdı. 

Otoritesi tartışılmayan Washington Post gazetesinden kapitalist dünyanın en saygın fikir dergisi kabul edilen İngiliz Economist dergisine kadar pek çok yazılı basın organı ve elektronik medya kuruluşu, ağız birliği etmişçesine Trump yönetiminin “Türk saldırganlığına teslim olduğu” temasını işlemeye başladılar ve bu yöndeki yayınların ardı arkası da kesilecek gibi görünmüyor. 

Özellikle ÖSO unsurlarının “etnik temizlik” olarak nitelenen ve “vahşet sınırını zorladığı” iddia edilen eylemleri ABD’nin siyasi kurumları arasında öylesine rahatsızlık yaratmış durumda ki, göreve geldiği günden bu yana Trump’ı desteklemeye özel bir özen gösteren Senato bile bu konuda ABD Başkanı’na karşı tavır almış durumda. 

Dikkatli olma gereği 

Türkiye’nin Barış Pınarı operasyonunu durdurmasının ardından ortaya çıkan durum, izlenmesi gereken politika açısından bir “bıçak sırtı” durumu yaratmış görünüyor. Türk basınında da sıkça yorumlandığı üzere, şu noktada Rusya statükodan an fazla yararlanmış taraf durumunda görünüyor. 

Her şeyden önce PYD/YPG’nin “ABD’nin ihaneti” olarak nitelediği Trump’ın asker çekme kararından sonra Rusya, Kürtler üzerinde nüfuz kullanabilme olanağına kavuştu. (Gerçi ABD ne zaman bölgedeki Kürt oluşumlarına “oyna...” dese, Kürtler “çiftetelli mi harmandalı mı” diye sormaya hazır, ama ABD’nin Suriye’deki 1000 kişilik askeri gücünü Batı Irak’a kaydıracağının anlaşılmasından sonra, Kürtlerin Suriye hükümeti ve dolayısıyla Rusya’nın dümen suyuna girmekten başka çareleri yoktu.) 

Ama belki de daha önemlisi, bu son gelişmenin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Erdoğan karşısında elini çok güçlendirmiş olması. Türkiye, zaten ABD ile Rusya arasında dengeli bir Suriye politikası yürüteceğim derken elini iki taraf karşısında da zayıflatmışken, Suriye hükümeti üzerinde zaten büyük nüfuz sahibi olan Rusya’nın şimdi Kürtleri de yönlendirebilme gücüne sahip olması, Ankara’nın hareket alanını önemli ölçüde daraltmış bulunuyor. 

PYD/YPG ABD’nin nüfuzu altındayken Türkiye’nin kullanabileceği diplomatik kozlar şimdi yitip gitmiş durumda. 

Kıbrıs benzerliği

Burada ilginç bir paralele dikkat çekelim: Barış Pınarı harekatı, 1974’teki Kıbrıs Barış Çıkarmasından beri Türkiye’nin uluslararası kamoyunda en çok tepki yaratan operasyonu oldu. 

Hatırlanacağı üzere, Kıbrıs’a yapılan çıkartmadan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önemli mevziler kazanmasından ardından ateşkes sağlanmış ve Cenevre’de ateşkesin kalıcı hale getirilerek çatışmaların tamamen sona erdirilmesi için görüşmelere başlanmıştı. 

Bu görüşmeler başlayıncaya kadar Türkiye’nin kanlı bir darbeyi önlemek amacıyla giriştiği askeri operasyonun haklılığı genel olarak kabul görmüştü. Ancak görüşmelerin çıkmaza girmesi üzerine, dönemin koalisyon hükümetinin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in “Ayşe tatile çıkabilir” şifresiyle Ankara'ya, askeri operasyonlara devam edilmesi gerektiğini bildirmesinden sonra ibre aniden ve sert biçimde Türkiye’nin aleyhine dönmüştü. 

O dönemde Türk Dışişleri’nin en parlak diplomatik kadroları bile, Türkiye’nin haklılığını başarıyla dillendirmelerine rağmen Türkiye aleyhindeki havayı değiştirememişlerdi. 

Şimdi Dışişleri koridorlarını dolduran çoğunluğu imam hatip ve ilahiyat kökenli diplomatların Barış Pınarı Harekatının haklılığını anlatmakta başarılı olduklarını söylemek herhalde mümkün değil. 

Ama asıl mesele, 120 saatlik ateşkes bittiğinde, hem de Rusların denetiminde Kürtlerin belli yerleşim yerlerini boşalttıkları kesinleştikten sonra, Ayşe’nin yeniden tatile çıkma olasılığında. 

Eğer bu ateşkesten sonra, hem de tüm Batı dünyası Türkiye’nin istediği her şeyi elde ettiğine inandırılmışken, askeri harekat yeniden başlarsa, bu konjonktür ve bu diplomatik kadrolarla Türkiye’nin haklılığını anlatabilmesi olanaksız gibi görünüyor. 

Cengiz İzmirli (mahlas)