Aşk mı mantık evliliği mi?

Aşk mı mantık evliliği mi?

10 Ekim 2019 Perşembe  |   MG Özel

Suriye'deki önemli gelişmeler nedeniyle gözler Türk-Amerikan ilişkilerine çevrildi ama bölgedeki ana oyun kurucu Rusya'yı da unutmamak gerekiyor.

"Ortalığı yangın yerine çeviren" açıklamalar yapan ABD'nin tersine Rusya son derece dikkatli bir taktik izliyor ve hem Suriye yönetimi hem Türkiye hem de İran'la ilişkilerini dengeli götürüyor. Tıpkı, Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna operasyonu gündeme gelince hem Şam'ı hem de Ankara'yı kollayan açıklama yapması gibi.

Yani Türk-Rus cephesinde işler yolunda görünüyor.

Elbette, Suriye'deki iş birliğine kısa süre önce Moskova'dan S-400 füzeleri alınmasını da eklemek gerekiyor.

ABD ile ilişkiler inişli çıkışlı devam ederken Rusya ile özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra istikrarlı olarak gelişen yakınlaşma zaman zaman bir soruyu haklı olarak gündeme getiriyor:

Türkiye ile Rusya "stratejik ortak" olabilir mi?

Tarih bize bunun imkansız değilse de imkansıza yakın olduğunu gösteriyor.

Bunun en önemli nedeni, iki ülkenin bölgede kendi hırsları ve iddiaları olması ve diğerini rakip görmesi. Doğru, tarih boyunca Türkiye ile Rusya'nın iş birliği yaptığı zamanlar oldu ama bu hiçbir zaman stratejik nitelik taşımadı, hep taktiksel düzeyde kaldı. Yani, günün koşulları geçici iş birliğini zorunlu kıldığı zamanlar iki ülke bir süre aynı cephede buluştu ama çıkarlar son bulunca ayrıldı.

Bunun son somut örneği Suriye.

Şu anda iki ülkenin çıkarları, sekiz yıldır iç savaşın sürdüğü Suriye'de birlikte hareket etmeyi gerektiriyor. Örneğin Türkiye, sahada "patron"un Rusya olduğunu, onun onayını almadan hareket etmesinin imkansıza yakın olduğunu görüyor. Rusya ise, ülkede istikrarın sağlanabilmesi için Türkiye'yi karşısında değil yanında tutması, Barış Pınarı Harekâtı’nda olduğu gibi bazı taleplerini kabul etmesi, en azından engellememesi gerektiğini biliyor. Ama koşulların zorladığı bu iş birliği çıkarlar son bulduğu anda başladığı gibi geride kalacak, buna da hazır olmak gerekiyor.

Türkiye'nin yarın Batı'dan gerçekten koptuğunu varsayalım, acaba böyle bir durumda Rusya ne yapar?

Herhalde aklımıza ilk gelen Rusların sevinç içinde ellerini ovuşturacağı ve Türkiye'yi seve seve yörüngesine kabul edeceği.

Hayır.

Rusya'nın istediği, Türkiye'nin Batı'dan tümüyle ayrılması değil, Batı-Türkiye ilişkilerinin inişlerle çıkışlarla sürmesi. Bir başka ifadeyle, bölgedeki Batı duvarının çökmesi değil, duvarda çatlaklar oluşması ve zayıflaması.

Oysa mantıken tam tersi olması, yani Batı'nın bölgeden tümüyle uzaklaşmasını istemesi gerekmez mi?

Kağıt üzerinde evet ama gerçekte hayır.

Bunun nedeni, her ne kadar farklı davranmaya çalışsa da, ne kadar iddialı açıklamalar yapsa da Rusya aslında var olan uluslararası düzenin sürmesinden yana. Yeni bir düzen kurabilecek siyasi, ekonomik, askeri ve teknolojik gücü olmadığını bilen Moskova'nın yapmaya çalıştığı statükoyu sürdürmek ama ABD karşısında pazarlık yapabilecek kadar güçlenebilmek ve uluslararası kamuoyunda "dünyayı yöneten iki ülkeden biri" imajı vermek. Aynı zamanda bunu içeride propaganda malzemesi olarak kullanarak mevcut yönetimin iktidarını sürdürmesini sağlamak.

Dolayısıyla, günümüz koşullarında Türkiye'nin Batı'dan kopması ve bölgedeki dengelerin alt üst olması Rusların öncelikleri arasında yer almıyor.

Batı'dan uzaklaşmaya başlamış görünen Türkiye'yi Rusya'nın kollarını açmış beklediğini düşünen varsa yanılıyor. Rusların "uçak olayı"nı unuttuğunu sananlar varsa, onlar daha çok yanılıyor.

Tüm bunların aslında çok basit bir nedeni var: Rusya hiçbir zaman aynı çatı altında yer almadığı, ortak değerleri hiçbir zaman paylaşmadığı Türkiye'yi "kendinden" görmüyor.

Türkiye için geçerli bu tespit örneğin Ukrayna, Belarus Ermenistan, Kazakistan, hatta Azerbaycan için geçerli değil. Uzun süre Rus kültürünün etkisi altında kalmış bu ülkelerle Rusya ortak bir geçmişe, dile, hatta reflekslere sahip.

Oysa, Rusların gözüyle Türkiye bir "yabancı", her zaman da öyle kalacak.

Daha önce de yazmıştık, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiyi çok güzel anlatan bir söz var:

"Zoraki nikâh".

Yani, eşlerin aslında birbirini sevmediği ama zorunluluklar nedeniyle sürdürülen bir evlilik gibi.

Bu yazılanlardan Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini kesmesi gerektiği sonucu çıkmamalı.

Tersine, ekonomi başta Rusya ile iş birliği yapılabilecek bütün alanlarda birlikte çalışılmalı, zaten yaklaşık 30 yıldır iki ülkenin ekonomileri son derece yakınlaşmış durumda.

Sözün özü: Rusya'ya düşman gözüyle bakmayalım, sonuçta  her ülke gibi o da kendi çıkarlarına uygun bir siyaset izliyor ama hayallere kapılmadan Türkiye'yi rakibi  gördüğünü, onu zayıflatmak, sorunlarından yararlanmak için her fırsatı kullanacağını da aklımızın bir köşesinde tutalım....

Not: Medya Günlüğü'nde daha önce çıkan bu yazı güncellenerek yeniden yayınlanmaktadır.