'Asimetrik' misilleme

'Asimetrik' misilleme

6 Ocak 2020 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

İran’ın dini lider Ayetullah Hameney’den sonra en güçlü siyasi kişiliği olarak kabul edilen Kasım Süleymani’nin öldürülmesi, Orta Doğu’yu yeni bir ateş çemberine sokma potansiyeli nedeniyle tüm dünya basınında ve diplomasi kulislerinde en çok konuşulan konu haline geldi. 

ABD’nin bir insansız hava aracıyla Süleymani’nin yanı sıra Irak’taki İran yanlısı milis kuvvetlerinin liderini taşıyan aracı havaya uçurması haklı olarak öncelikle yaratabileceği sonuçlar açısından tartışılırken, belki de nedenleri  hakkında yapılan sorgulamanın yeterince derin olmadığını söylemek mümkün. 

Donald Trump, Süleymani ile Irak’taki İran yanlısı en güçlü milis grubu Halk Seferberlik Gücü’nün lideri Abu Mehdi El Mühendis‘in de ölümüne yol açan İHA saldırısı kararını niçin şimdi verdi? 

Süleymani, 2003 yılından beri İran’ın, Basra Körfezi’nden Akdeniz’e uzanan bölgede genişleyen siyasi ve askeri nüfuz alanının baş mimarı olarak hem İsrail’in hem de ABD’nin hedef tahtasındaki bir kişilikti. 

"Neden şimdi" sorusunun  yanıtı için “Trump’ın iç politika kaygıları”nın gerekçe olarak öne sürülmesi çok doğal. Çünkü bizzat Trump, 2009 yılında attığı bir tweette o dönemde başkan olan Barak Obama’nın ikinci dönem için başkanlık seçimini kazanmak amacıyla İran’la savaşa tutuşacağını iddia etmişti. Yani böyle bir motifin Trump’ın aklından geçmediğini düşünmek yanlış olur. 

Uluslararası basında yayınlanan yorumlarda, buna ek olarak inandırıcı bulunan tek diğer olasılık ise Trump’ın, uyguladığı yaptırımlar nedeniyle İran’ın böyle bir eyleme karşılılık vermeyecek kadar zayıfladığı inancıyla Tahran'ı cezalandırmak için zamanın uyun olduğunu düşünmüş olabileceği belirtiliyor. 

Ne var ki, Süleymani’nin ortadan kaldırılması Trump’ın hesaplarının tam tersi sonuçlar vermeye aday görünüyor. 

İlk elden Irak parlamentosunun pazar günü aldığı karara bakmak bile, bölgedeki anti-Amerikan hissiyatın ne derece güçlendiğini göstermeye yeter. Irak parlamentosunun aldığı kararla, bu ülkedeki 5 bin kişilik Amerikan askeri gücü "işgalci" konumuna düşmüş oluyor. 

Bunun yanı sıra, iki hafta öncesine kadar İran’daki rejim aleyhinde pahalılık ve geçinme koşullarının zorluğu nedeniyle yapılan kitlesel gösteriler bıçak gibi kesildi. 

Üstelik Süleymani’yi öldüren İHA saldırısının, Irak’ın egemenliğini ve uluslararası hukuku ihlal ettiği bizzat Birleşmiş Milletler hukukçuları tarafından doğrulandı. 

İran’ın vaat ettiği intikamın ne zaman ne şekilde geleceği hakkında spekülasyon yapmak oldukça zor. Hemen bütün gözlemciler bu adımın “asimetrik” olacağını, yani üst düzey bir Amerikalının suikastı biçiminde gerçekleşmeyeceğinde hemfikir, çünkü bu doğrudan savaşa giden yolu açacaktır. Bu nedenle de İran’ın yapacağı misillemenin ekonomik mi, siyasi mi, enformatik mi, diplomatik mi olacağını önceden kestirmek olanaksız. 

Yan ürün 

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, beklenebileceği gibi İHA saldırısından sonra zafer çığlıkları atanların başında geliyordu. Bu zafer çığlıklarının coşkusunda Süleymani’nin ortadan kaldırılmasının yarattığı yeni ortamdan çok, İsrail başbakanının kişisel oportünizminin izlerini okumak gerek. 

Şöyle ki, bilindiği gibi kurulduğundan  beri İsrail devletinin en uzun süre başbakanlık koltuğunu işgal etmiş politikacısı olan Netanyahu, geçen yıldan beri yapılan iki parlamento seçiminde de hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamadı. Halen vekaleten bu görevi yürütüyor. Bu konumunu da kullanarak hakkındaki iki yolsuzluk/rüşvet iddianamesinin yargıya taşınmasını askıya almayı becermiş durumda. 

Süleyman’nin öldürülmesinin yarattığı gerginlik ve tehdit ortamı, İsrail seçmeninin hiç unutamadığı varoluşsal tehlikeyi yeniden canlandırarak, İran düşmanlığıyla bilinen Netanyahu’nun elini güçlendirecek ve mart ayında yenilenecek olan seçimlerden yeniden başbakan olarak çıkmasını sağlayacak muhtemelen. Tabii o durumda da iddianamelerin sümen altı olması işten bile değil.

Cengiz İzmirli (mahlas)