'Asıl tehlike Ege'de'

'Asıl tehlike Ege'de'

23 Ağustos 2020 Pazar  |   Günlük

NATO üyeleri Türkiye ve Yunanistan arasında Doğu Akdeniz'deki gerginlik sürüyor. MTA Oruç Reis gemisi, hidrokarbon arama faaliyetlerine devam ederken; Fransa, ABD, Almanya gibi ülkeler, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden (GKRY) yana tavır alıyor, açıklamalar peşi sıra geliyor. 

Dış politika uzmanı Aydın Sezer son dönemde Doğu Akdeniz'de yaşanan enerji satrancını değerlendirdi.

Sezer sözlerine, Türkiye'nin deniz yetki alanları gösterilirken, vatanın sınırlarının 783 bin km kareden ibaret olmadığı (üç tarafını çeviren denizlerdeki 462 bin kilometrekarelik sınırlarının da vatanın bir parçası olduğu) şeklindeki mevcut "Mavi Vatan" görüşüne katılmadığını anlatarak başladı:

"Türkiye'nin vatan sınırlarının, kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölgesinin (MEB) dikkate alınarak ifade edilmesini doğru bulmuyorum. Ben sadece karasuları, Marmara ve haliyle boğazların (Çanakkale ve İstanbul) oluşturduğunu belirtiyorum. Bunu söylerken de vatan kavramı üzerinde duruyorum. Üzerindeki devletin yasama, yürütme ve yargıyı kullanabildiği, tam egemenliğini kullanabildiği sahayı dikkate alıyorum. Tam egemenlik hakkınız, yetkiniz olan yer ile sınırlı yetkilerin olduğu yeri birbirinden ayırmak gerekir. Gerçek vatan tanımı doğru yapılmalıdır." 

Türkiye'nin 1974'ten beri Yunanistan'la Ege'de, adaların deniz alanlarına sahip olup olmamasına ilişkin sorununun bulunduğunu belirten Sezer, "Türkiye ile Yunanistan arasında müzakere masasında bunun çözülebileceğini, çözülemezse mevcut durumun statüko olduğunu ve bunu Türkiye'nin hak ve menfaatlerinin korunması açısından önemli olduğunun, zira Ege'nin iki ülke arasında paylaşılması gerektiği vurgusuna geldik. Biz uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler (BM) deniz hukuku konferansının tanım, kavram ve bağlayıcılığıyla sorunu çözemedik. çözemeyeceğimizi de açıkça belirttik. Bu nedenle, Ege'deki deniz alanları sorununun hukukî değil, siyasî olduğunun altını çizdik" ifadelerini kullandı.

'Ege sorunu çözülmeden Akdeniz çözülemez' görüşünden yola çıkan Sezer'e göre Türkiye açısından asıl risk, Ege'de:

"Hem Ege'de hem de Ege'nin bir anlamda devamı niteliğindeki Akdeniz'deki muhatabımız Yunanistan'ın buradaki konumu nedeniyle güce dayalı statüko sorununun (Doğu Akdeniz sorununun) uluslararası hukuk temeline taşınarak çözülmeye çalışılması, Türkiye'nin çıkarlarına uygun düşüyor."

"Türkiye-Libya anlaşması yanlış" 
 

Aydın Sezer

 

Türkiye-Libya anlaşmasının yanlış olduğunu da savunan Sezer, bunun 'Türkiye, Doğu Akdeniz'de hak iddia etmemelidir' anlamına gelmediğini ancak yapılacakların hukuki bir dokümana dökülerek resmi bir anlaşma yapılıyor olmasının "farklı sonuçlar" doğurabileceği uyarısında bulundu.

Analist Sezer, Türkiye-Libya anlaşmasının "olumsuz" sonuçlarına yönelik ise şu iddialarda bulundu: 

"Türkiye'nin kasım ayında Libya'yla yaptığı anlaşmanın ardından Yunanistan, İtalya'yla 50 yıllık sorununu çözdü! Yunanistan, İtalya ile arasındaki sınır çizgisi ile Doğu Akdeniz arasındaki en uç noktayı belirledi ve hemen arkasından Mısır'la anlaşarak 26 derece boylamı üzerindeki Mısır sınırını işaretledi. Artık, İtalya-Yunanistan hattının güneydeki en uç noktası ile Mısır sınırı arasının birleşmesi gibi son derece rutin bir adım kaldı! Tüm bu olacakları Libya anlaşması yapıldığında söylemiştim. Çünkü Libya ile belirtildiği gibi hukuki bir anlaşmanın yapılmış olması, bu yönde bir adım atılmış olması, bölge ülkelerini de harekete geçirecek, emsâl teşkil edecek ve Türkiye'nin karşısına yeni müttefiklikler oluşturacak."

Libya anlaşmasını "macera" olarak niteleyen Aydın Sezer, Akdeniz'de lehte olan statükonun bozulduğu yorumunu yaptı. 

"Türkiye, Doğu Akdeniz'de zikzak çiziyor, bu da milli çıkarlara zarar veriyor" yorumunu yapan Sezer, Türkiye-Libya anlaşmasıyla Yunanistan'ın 28 derece boylamının sınır olması gibi bir avantaj sağladığını öne sürdü. 

Türkiye'nin peş peşe ilan ettiği NAVTEX'lere de değinen Aydın Sezer, Güney Kıbrıs'ta ilan edilen NAVTEX'lerle hak iddiası talebinde kararlılığını göstermeye çalışmasını olumlu bulduğunu söyledi. 

Ancak Sezer, asıl yapılması gerekenin Kıbrıs'ın güneyinde değil, 26-28 boylamlarına (28 derece boylamının soluna) yönelik NAVTEX ilan edilmesi gerektiği görüşünde: 

"Türkiye, 18 Mart 2020'de Birleşmiş Milletler'e (BM) Türkiye'nin kıta sahanlığı haritasını sundu. Bu tarihten günümüze, Türkiye'nin hâlâ 28 derece boylamının solunda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ruhsatı vermemesi ayrıca büyük bir hata oldu. Bu konuda ivedilikle adım atılması, 28 boylamının soluna da (26-28 derece boylamlarına) NAVTEKS uygulanması gerekli ki, müzakerelerde elimizi bir nebze güçlendirebilelim."

Dış politika analisti, "Bugün yapılması gereken nedir?" sorusuna ise, Libya anlaşmasından önceki barış ve müzakere masasında bulunan ortaklarla, Doğu Akdeniz'deki enerjinin tüm ülkelerin menfaatine olacak şekilde, acil ve eşit nasıl paylaşılacağının açıklanması olduğu görüşünü savundu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da bu yönde mesaj verdiğini ifade eden Sezer,  "Ancak bunların Yunanistan- Mısır anlaşmasından sonra yapılması, Türkiye'nin elini zayıflatıyor" yorumunu yaptı. 

Sezer, sözlerini "Bizim Libya'yla yaptığımız anlaşmadaki yeri anlaştılar Mısır'la (Yunanistan). 26-28'i belirlemeleri, Rodos ve Girit'e deniz alanı verilmesi anlamına geliyor" ifadeleriyle sürdürdü.

Aydın Sezer, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun son günlerde yürüttüğü diplomatik atakları, tansiyonu düşürmek adına olumlu bulsa da bazı hamleler için geç kalındığı görüşünde. 

Gerekli hamlelerin Mısır ile Yunanistan arasındaki anlaşmadan önce atılması gerektiğini savunan Sezer, bunların şimdi yapılmasının karşı taraflarda "Mısır-Yunanistan anlaşması nedeniyle zorunluluktan yapılıyor" düşüncesine neden olabileceğini söyledi. 

NATO'nun siyasi olmasından öte askeri bir ittifak olduğuna vurgu yapan Sezer, örgütün Türkiye ile Yunanistan arasındaki duruma müdahil olmak istemediğini ve konuyu en başından beri AB'ye "ihale ettiği" yorumunu yaptı.

Karşı karşıya gelen iki ülkenin savaş durumuna geçmeyeceği görüşünü savunan Aydın Sezer, Doğu Akdeniz'deki tansiyon düşmez ve sıcak temas durumuna geçilme ihtimali artarsa, örgütün, iki ülke arasındaki gerilim savaşa evrilmeden devreye gireceğini savundu.

(Lale Elmacıoğlu, indyturkish.com)