'Asıl olan yüz yüze eğitim'

'Asıl olan yüz yüze eğitim'

3 Eylül 2020 Perşembe  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci 

Ortak düşünce ve proje platformu RE-SET Workspace, FutureBright Araştırma şirketinin katkılarıyla “Pandemi Sonrası İş Dünyası ve Çalışma Alanları Beklenti Araştırması”nı yayınladı. Araştırmanın sonuçlarına göre çalışanların sadece yüzde 36’sı şirketinin salgın sonrası çalışma koşulları için aldığı önlemler olduğunu belirtti. Diğer yandan yaklaşık her 10 çalışandan 6’sı, 6 ay içerisinde hayatın normalde döneceğini düşünürken, yüzde 35’inde ise bu sürecin 6 aydan fazla süreceği düşüncesi hakim… Salgın sonrası dönemde ise çalışanların özel araç tercihi bir nebze daha artacağı öngörülüyor. Bunun yanı sıra Covid 19 sonrasında evden yemek getirip yiyeceğini belirten oranı ise bir önceki döneme göre neredeyse üç katı oranda arttı. 

Yapılan bir araştırmanın sonuçlarının sunumuna ilişkin bir giriş cümlesiyle başladık, yazımızın başlangıcına… Bir öngörü ve temel bir modellemenin işaretlerini zaten alan almış ve uygulamaya geçmişti, bilindiği üzere. Korona bunu hızlandırdı. Bu yazıda; bir eğitimci dostumuzdan; uygulamada örnek alınan bir hocamızdan görüşlerini alacağız. Tokat’ta öğretmenlik yapan Uğur Türe, sorularımızı yanıtlarken; pek çok açıdan dikkat çekici veriler sunuyor… 

-Korona insanların yaşamlarını tamamıyla etkiledi; çalışma, eğitim; kişisel yaşamlar ve bu etkilenme hali daha çok kısıtlamalarla bezenmiş oldu. Küresel ölçekte yaşanan bu sıkıntıyı her toplum yapısı kendince aşmaya çalıştı, çalışıyor… Siz bir eğitimci olarak; öncelikle biraz da olsa işiniz ve eğitimde uygulamaya soktuğunuz uzaktan eğitim için söz ederek; korona günlerinde çalışanlarınızı ve iş ve ilişkilerinize ilişkin gelişmeleri nasıl yönettiniz? Siz kentinizde iyi bilinen bir eğitimcisiniz ama yanılmıyorsam; pek çok çalıştay ile de eğitim camiası içinde sizin çalışmalarınız ilgi görüyor ve değer buluyor. Acaba öğrencileriniz ve mesleki ilişkilerinizle iletişiminizi nasıl kurduğunuzu anlatabilir misiniz? 

-Aslında ‘irrite edici’ bulduğum bir kavramdır ‘fırsat’ ama sanırım kavramı farklı bir bağlamda kullandığım şerhini düşerek şunu söyleyebilirim: Pandemi sürecindeki kriz benim için pek çok açıdan yeni fırsatlar yarattı. Eğitim teknolojileri ve uzaktan eğitim kavramı üzerine yeterliliklerimi ve birikimimi artırmaya, üretmeye zorladı beni süreç. İlginçtir eve kapandığımız bu süreçte katıldığımız ulusal ve uluslararası "online" platformlar sayesinde hem tanıdığım birikimli eğitimcilerin sayısı arttı hem de çeşitliliği. Öte yandan dediğiniz gibi benim de bilinirliğim ve ulaştığım insan sayısı bayağı genişledi. Bu genişleme yeni görevler yükledi üzerime ve dolayısıyla yeterliliklerimi sorgulamama sınırlarımı zorlamama yol açtı. Öğrencilerimle ilişkilerimi pek çok ‘online’ platform üzerinden yürüttük daha sonrasında MEB de bu konuda harekete geçti ve EBA üzerinden bir iletişim ortamı yarattı ve onu kullandık. Ancak bu konuda MEB geriden geldi diyebiliriz. Yalnız öğrencilerimizden ulaşamadığımız hatırı sayılır bir kitle olduğunu söyleyebiliriz. Elbette bunun pek çok farklı neden var.  

-Kısaca zaten uzun yıllardır; kimi çalışanlar ve yöneticiler için var olan ‘Homeoffice’, bu dönem nasıl uygulanır hale geldi? Verimli olabildiniz mi? Merkez (MEB), başka çalışma koşulları ve standartlarına alışkın.. Sizin onlarla eş güdümlü ve birlikte iş yönetme/yürütme kapasitenizi kullanmanızı nasıl karşıladı? Siz neler yaptınız? Yani kimilerinin dediği gibi (Türkiye koşullarında bu, biraz da böyle olduğu için); örneğin; işe gelip giderken trafikte harcanan zamandan kazandık veya iş yerindeki hijyen koşulların yaratılmasının maliyetlerinden kurtulduk gibi mi düşünüyorsunuz?  

-Aslında bu sorunun iki farklı bağlamda cevaplanması gerekiyor. Birincisi eğitimcilerin eğitimi konusu ikincisi öğrencilerin eğitimi konusu. Birincisi en azından kendi açımdan oldukça verimli oldu. İstisnaları olsa da MEB’in yüz yüze yaptığı eğitici eğitimleri maalesef ciddi anlamda verimsiz ve yapmak için yapılmış şeylerdir. Oysa "online" eğitimlerde pek böyle olmuyor siz eğiticiyi eğitici de sizi seçebiliyor ve etkileşim çok daha verimli oluyor. Ancak konu öğrencilerin eğitimi olduğunda "online" eğitimin pek çok açıdan uzun vadede yüz yüze eğitimin yerine ikame edilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. MEB’in benim gibi öğretmenlerle ilgili pozitif tutumu olmaz yapısı gereği olamaz. Merkezde olsa bile yerellerdeki bürokratlaşmış yetersiz yöneticiler buna müsaade etmez. Devletin, yaratmak istediği ‘iyi yurttaş’ gibi iyi öğretmeni de vardır o da talimatları uygulayan ve uygulatan önceliği öğrencinin üstün yararı değil amirlerinin emirleri ve onları yaptığı zaman alacağı aferin ve taltifler olan öğretmeni sever.

Böyle bir kişi gerçekte öğretmen değil ‘memurdur’ oysa. MEB nitekim bizim gibi öğretmenlerin bireysel olarak okulların tatil edilmesiyle başladığı uzaktan eğitim sürecine sonradan dahil oldu ve bunu yerel ve merkezi bürokrasi marifetiyle zaptı rapt altına aldı. Uzaktan eğitimin niteliği ve istismara açık olduğu da ayrı bir gerçek. Uzaktan eğitimin öğretmen istihdamı ve öğretmen emeğinin ücretlendirilmesinde de öğretmenler aleyhine bir sürece evrilebileceğini bu süreçte gördük.  

-Anladığım kadarıyla sizin ilişkileriniz ölçeğinde bu iş bir sorun olmaktan çıkmış ve verim odaklı bir çalışma ortamı oluşturabilmişsiniz… Ne dersiniz; uygun zaman geldiğinde hem okullarda çalışacak, hem de evde bir iş yaşamı mı başlayacak? Uyum sağlayabilme ve gelişmelerin çapına göre; dönüşüm ve değişim olanakları sizce Türkiye’de yeterince yaygın olabilecek mi?  

-Ülkemizde ve pek çok ülkede eğitim sadece pedagojik bir mesele değil aynı zamanda ideolojik bir meseledir hatta bizim gibi ülkelerde çoğunlukla hep ikincisi öne çıkar. Bu öyle yeni bir durum da değildir. Devlet eğitim süreçlerini esasen yurttaşları endoktrine etmek için bir araç olarak görür ve okullar, öğretmenler bir çeşit bu işle görevlendirilmiş kişilerdir. Bu konuda devlet ne kadar başarılı olmuştur tartışılır. Hele bu enformasyon sağanağı ve çeşitliliği altında bundan sonra ne kadar başarılı olabilir o tartışılmaz bile çünkü başarılı olamaz. Devlet bilgi tekelini okulları denetimine alarak ve zorunlu eğitimle koruma eğilimindedir ama artık bu çok zor. Yine bu yüzden devletin hegemonya alanının dışı sayılacak bir süreç olan "online "eğitime sıcak bakacağını sanmıyorum. Bu noktada "online" eğitimi ben yüz yüze eğitimin bir tamamlayıcısı olarak görüyorum. 

-Hem öğrencileriniz hem de eğitim ilişkileriniz açısından ‘herkesin keyfi yerinde mi?’… Teşekkürler… 

-Keyfimiz yerinde demek fazla iyimserlik olur önümüzde eğitim sürecinin nasıl yürütüleceğine yönelik ciddi bir belirsizlik var. Belirsizliğe güvensizlikte eşlik edince ciddi bir kaygı oluşuyor. Asıl olan yüz yüze eğitimdir bizim için ama olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Eğitimin bir sektör haline geldiği düşünülürse tarafları mağdur etmeyen bir ekonomik destek programıyla yaygın aşılama yapılana kadar uygulama dersleri hariç "online" eğitime devam etmek. "Online" eğitim kanallarını çeşitlendirmek ve herkes için ulaşılabilir yapmak tıbbi ve pedagojik açıdan daha doğru gibi duruyor.

Yazılarını takip ettiğim kıymet verdiğim değerli bir bilge ağabeyim ve duayen bir gazeteci olarak değer verip görüşüme başvurduğunuz için ben de size teşekkür ederim.