'Arşivimin peşindeler'

'Arşivimin peşindeler'

2 Ağustos 2020 Pazar  |   Günlük

"Askeri casusluk” iddiasıyla gözaltına alınıp, 12 Haziran 2020’de “devletin güvenliğine ve siyasal yararına ilişkin bilgileri açıklama” suçlamasıyla tutuklanan OdaTV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız, Cumhuriyet'ten Alican Uludağ'ın sorularını yanıtladı:

- Önce Barışlar, ardından siz tutuklandınız? Kimler, neden OdaTV’yi hedefe koydu? 

- Sürpriz miydi? Hayır. Uzun süredir hedefte olduğumuzu, bir fırsat kolladıklarını biliyorduk. Çünkü basın özgürlüğünün ortadan kaldırıldığı bir dönemde ısrarla ve inatla gazetecilik yapmaya devam eden sayılı ve de etkili kuruluşlardan biriydik. İktidar mensupları, yargı çevresi başta olmak üzere tüm kesimlerin takip ettiği bir yerdi. Çünkü onların da doğru bilgi ve habere ihtiyacı vardı. Evet sadece habercilik yaptık. Ama bu arada devlette, iktidarda ve iktidardan geçinen çevrelerde epey “düşman” biriktirdik. Birileri istiyor ki “Bırakınız yapalım, bırakınız geçelim. Ve de Allahtan başka kimseye hesap vermeyelim”... Medyanın büyük bölümüne de diz çöktürdüler. Bizlerin ise tüm imkânsızlık ve baskılara rağmen gazetecilik yapmamızı kabullenmediler. 

Hani “FETÖ” için ‘insanları mankurtlaştırdılar” deniyor ya. İşte onlar da herkesin ve her kesimin mankurtlaşmasını istiyor. Çoğunluğu biat kültüründen geldiği için bizlerin biat etmemesini anlayamadılar. Biat etmiyorsan, ya teröristsin ya da casus. Bizlere “terörist” deseler olmayacaktı, “casusluğu” uygun gördüler. Bunca zaman geçti, polisiyle, istihbaratıyla adeta ciğerlerimizi deştiler. Hangimizin CIA, Mossad MI6, BND veya Rus istihbaratıyla bağlantımızı bulabildiler? OdaTV daha dün en hızlı ‘Hocaefendicilerin’ nasıl döndüğünü, iktidarın da ‘nereden nereye’ geldiğini sık sık hatırlattı. Malum sıra sosyal medyaya geldi. Geçmişler silinecekmiş. Acaba “Amel defterlerini” hangi yasayla silebilecekler? Özetle, evet Barışlar’ın Metastaz kitabı, evet iktidarın ve yandaşlarının yanlışlarının ortaya konması, devletin ve rejimin gözümüzün önünde değiştirilmesi gibi birçok faktör birikti ve düğmeye basıldı. Ama görünmez bir sebebi daha söylemeliyim. İstanbul seçimini kaybetmelerinden sorumlu tuttuklarından biri de OdaTV’ydi. O 3 aylık dönemde çok sayıda İstanbul haberi yapılmasından inanılmaz rahatsızlardı. 

- Hâkim, tutuklama kararını okuduğu anda ne hissettiniz? Daha önce FETÖ kumpasında tutuklanmıştınız. Değişmeyen ne? 

- Bu sorunuzu cevaplamadan önce 2011’deki kumpas döneminde yaşadıklarımı anlatayım. Hâkim gece yarısından sonra ifademizi aldı. Sonra ara verdi. Biz salonda bekliyoruz. Bir süre sonra geldi, cübbesini bile giymeden “hepiniz tutuklandınız” dedi ve kaçarcasına gitti. Duruşmalar başladığında, ara kararlar hiç yüzümüze okunmadı. Silivri’ye döndükten sonra TV’lerden öğrendik. Artık bir duruşmada dayanamadım, halen FETÖ’den yargılanan mahkemenin başkanı Mehmet Ekinci’ye “kararı niye yüzümüze okumuyorsunuz? Bu yasal zorunluluk, Silivri’ye gidip sizin açıklamanızdan önce Samanyolu TV’den öğrenmek istemiyorum’ diye tepki gösterdim. Sadece güldü. 11 Haziran’ı 12 Haziran 2020’ye bağlayan gece yarısı tutuklama kararı nasıl verildi? Elektrikler kesildi, hâkim ifademizi cep telefonlarının ışığıyla aldı. Ara verildi, sonra avukatlar çağrıldı. Ben daha biz de içeri gireceğiz diye bekliyorum. Avukatlar çıktı, ben salona doğru yöneldim ki avukatım Erkan Tokatlı, “tutuklandın” dedi. Yani ben ondan öğrendim iyi mi? Kısacası, eksiği yok fazlası var, hiçbir şey değişmedi. Ben “FETÖ hukuku ve kumpasları” devam ediyor derken utanıyorum ama iktidar veya yargı camiasında bir Allahın kulu da çıkıp “ne münasebet böyle bir şey yok” diyemiyor. 

- 15 Temmuz’un 4. yılı. Müyesser Yıldız bu darbe girişimini nasıl tanımlıyor? Sebepleri, sonuçları... 

- 15 Temmuz büyük bir muamma ve görünen o ki birileri bunun daha uzun süre muamma olarak kalmasını istiyor. 15 Temmuz Balyoz-Ergenekon kumpaslarıyla başlayan/başlatılan sürecin devamıdır. Hedef önce TSK, sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. 

Bu coğrafyadaki en büyük güvencemiz TSK’nin milli ordu olmaktan çıkarılıp, emperyalizmin uç karakolu yapılması ve “ihraç” ürünü haline getirilmesidir. Balyoz-Ergenekon’la TSK’nin beli kırıldı, 15 Temmuz’la da kafası koparıldı. Bu büyük operasyonu sadece FETÖ’ye nakletmek ülkemiz ve milletimiz üzerinde yapılan ameliyata ve gerçeklere gözümüzü kapatmak olur. Maalesef BOP ve “Ilımlı İslam” projesi, hız kesmeden devam ettirildi. Bu projelerin gerçek sahiplerinin tam adı konulup, işbirlikçilerin tamamı ortaya çıkarılmaz ve bunlarla ciddi şekilde mücadele edilmezse, ülke ve millet olarak daha çok bedeller ödemeyeceğimizi düşünüyorum. 

- 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin davaları izlediniz, binlerce evrak okudunuz, perde arkasında bugüne kadar neler gördünüz? 

- Gördüm ki çok şey kamuoyuna anlatıldığı ve sunulduğu gibi değil. Müthiş bir algı yaratıldı ve bunlara olduğu gibi inanmamız istendi. Bizzat devletin belgeleriyle aksini ortaya koyduğumda ise “FETÖ’cülükle, FETÖ’ye hizmet etmekle” suçlandım. Bu davalar, ciddi davalar. Türkiye’nin geleceğini ilgilendiriyor. Gördüklerim ve yaşadıklarımdan anladığım şu; hem gerçeklerin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması istenmiyor hem de mağduriyet çuvalı alabildiğine büyütülerek, gerçek suçlu ve sorumluların kurtarılması hedefleniyor. AKP’li Şamil Tayyar’ın dahi yargılamalar başladıktan kısa bir süre sonra, “Bugün kahraman bildiklerimiz hain, hain bildiklerimiz kahraman çıkabilir” demesi çok şeyi anlatmıyor mu? 

- Hulusi Akar ile davalıksınız. Sizi neden özellikle hedefe koydu? 

- Ona “husumetim” olduğu iddiasında. Niye husumetim olsun ki? Bir gazeteci olarak sadece fikri takip yaptım. Balyoz-Ergenekon kumpaslarından alın, 15 Temmuz’a gelin. En önemli aktörlerden biri değil mi? Böylesine kilit bir aktörün aldığı nefesin bile haber değeri vardır. Beni sadece devletin gizli tanığının kendisi hakkında anlattıklarını haberleştirdiğim için hedef almadı. Daha 2015’te Genelkurmay Başkanı olmadan önce yazdığım “yeni Genelkurmay Başkanımızı tanıyalım” başlıklı yazımdan beri hedefteydim. Şimdi Genelkurmay Başkanının bir önemi kalmadı ama Türkiye’nin birçok döneminde görev yapmış, kadrosunun tamamına yakının “FETÖ ve darbe” suçlamasıyla tutuklanmış birisini görmezden gelip Uganda Genelkurmay Başkanı’nı mı yazacaktım? Yıllarca birlikte çalıştığı sanıkların savunmalarını aktardım. Eğer bunlar yanlıştı ve rahatsızlık veriyor idiyse, mahkemeye gider, eski silah arkadaşlarının yüzüne “yalan söylüyorsun” derdi. Ancak aynen TBMM’de kurulan komisyona gitmediği gibi mahkemelerde de sorulan 5-10 soruya bir özel celsede cevap vermeyi tercih etti. Gerçeklerin ve gerçek suçluların ortaya çıkarılması en önce onun görevi değil midir? Görevlerini yapmak yerine, görevini yapmaya çalışan gazeteciyi, mahkemelere gidip, ifade vermek yerine Meclis’e soru soran milletvekillerine dava açmak tek kelimeyle sorumluluktan kaçmaktır. Erden, uzman çavuştan hesap sorulacak, ama Genelkurmay Başkanı muaf tutulacak. İş mi? Bakın, Erdoğan, hatta Necdet Özel “Rabbim, milletim affetsin, aldatıldık” dedi. Hatta Necdet Özel, Balyoz’da yargılananlar için vicdanının sızladığını söyledi. Peki, Sayın Hulusi Akar’ın en azından böyle bir beyanı oldu mu? 

- Tutuklanmanızdaki bir amaç da dijital arşivinize el koymak mıydı? 

- Evimi terör örgütünün hücre eviymiş gibi sabahın 06.15’inde basın, neyim var neyim yok imajını almadan el koydular. Evet, amaçlarından birisi, arşivimin ele geçirilmesiydi. Bunları yeniden toparlamam zaman alacak. Ancak benden daha öncelikli olarak birilerinin kitap çalışmam olup olmadığını çok merak ettiğini sanıyorum. Çünkü AKP’liler dahil her kesimden insan 15 Temmuz’un kitabını ne zaman yazacağımı soruyordu. Galiba yazılmamış kitabı ele geçirmek istediler. Ama üzgünüm, düş kırıklığı yaşayacaklar. Aradıklarını bulamayacaklar. 

- Cezaevinde günleriniz nasıl geçti, geçiyor? 

- İlk 17 gün karantina cezaevinde kaldım. 7 adımlık bir koğuşta gün boyu yürüdüm. Kitap, gazete TV hiçbir şey yoktu. Sadece merkezden yayın yapan bir radyo, o da sadece müzik kanalı. Elimdeki tek şey, avukatımın ilk gün getirdiği ifademdi. Noktasına, virgülüne ezberledim adeta. Sağ olsun çok sayıda avukat arkadaş, CHP milletvekilleri, Utku Çakırözer, Atilla Sertel ve Dr. Servet Ünsal, İYİ Parti Toplumsal Politikalar Başkanı Şenol Sunat ve ismini sayamadığım pek çok dost yalnız bırakmadı. Neler olup bittiğini ancak onlardan öğrenebildim. Kısacası zor bir süreçti. Bu vesileyle bir hakkı teslim etmek istiyorum. Cezaevinin belkemiği infaz koruma memurları olduğunu gördüm. 24 saat uykusuz, insanüstü bir gayretle çalıştıklarına tanık oldum. Keşke Adalet Bakanlığı da maddi ve manevi olarak şu salgın döneminde gösterdikleri büyük fedakarlığın hakkını teslim etse... 17 gün sonra Kadın Cezaevi’ne nakledildim. Şimdi burada bir düzen oturtmaya çalışıyorum. 1 gün gecikmeli verilen gazetelerden gündemi takip edip, yine yazılarımı sürdürüyorum. Yatıyoruz, madem değsin değil mi? Onun dışında voltaya devam. Bir de her fırsatta bize bu tezgahı kuranlara bolca “iyi dileklerimi” gönderiyorum. 

- Buradan kamuoyuna vermek istediğiniz mesaj var mı? 

- Tehditlere, şantajlara, korkuya teslim olanlara seslenmek istiyorum. Buna hakkınız yok. Hiçbirinizin makamı, eşi veya çocuğu bu ülkeden değerli değil. Bir tane vatanımız var. Öncelikle şehitlerimiz, gazilerimiz ve çocuklarımız için bu vatana sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur. Bu kadar zulüm, adaletsizlik, haksızlık yapma, yetim hakkı, kul hakkı tanımama... Demek ki birilerinin Allah korkusu da kalmamış. Ama bakın, herkesi titretip, susturduğunu zannedenlerin, kaleminden başka hiçbir şeyi olmayan bizlerden korktuğu ortaya çıktığına göre, elbirliğiyle korku duvarını aşmanın zamanı değil midir? Ve kucak dolusu sevgiler. Önce Cumhuriyet okurları ile açık cezaevindeki tüm dostlara. Sonra Silivri’deki Barış, Hülya ve Murat’a...