'Arkadaş, bu iş böyle olmaz!'

'Arkadaş, bu iş böyle olmaz!'

28 Mart 2020 Cumartesi  |   MG Özel

Artık Covid-19 ile ilgili olarak daha rasyonel ve daha anlaşılır konuşmak istiyorum çünkü maalesef ülkemizdeki yayılışı çok agresif. 

Neredeyse 2 aydır üstüne basa basa söylüyorum, altını kalın bir çizgiyle çizerek söylüyorum ki Covid-19'un dağılımı bütün ülkelerde her zaman ‘exponential’ olmuştur. Hayatımıza uyumlayayım bu istatistiki terimi; ‘exponential olmuştur’ demekle şunu demek istiyorum: Vaka sayısı önce zaman çizgisiyle bir dönem paralel gitmiş sonra aniden dikleşerek ciddi anlamda bir patlama gerçekleştirmiştir. Neden? Çünkü Covid-19 un kuluçka (incubation) süresi uzundur. Ortalama 14 gün civarı genel kabul görmekle beraber bazı vaka takdimlerinde (casereport) Covid-19 virüsüne expose (maruz kalmak) olduktan tam 27 gün sonra (yanlış okumadınız tam 27 gün sonra) birincil semptomları gösteren vakalar da olmuştur.  

Yani şunu demeye getiriyorum; birey enfekte olduğundan habersiz olarak aramızda dolaştıkça enfeksiyonu dağıtmakta, dolayısıyla enfeksiyonu kapan hasta adedi artmakta, onlar da habersiz bir şekilde toplum içinde dolaşarak enfeksiyonu dağıtmaya devam etmekte ama henüz bunlardan hiçbiri birincil semptomu göstermemektedir.  

İlk enfekte olan hasta semptomları göstermeye başladıktan sonra diğerleri de yavaş yavaş göstermeye başlarlar ve çizgi zaman çizgisiyle önce paralel gider. Ancak artık enfekte olan birey sayısı o kadar artmıştır ki, hepsi semptomları ardı ardına göstermeye başlayınca hasta adedinde bir patlama gerçekleşir ve çizgi aniden dikleşerek zaman çizgisinden koparak tam bir patlama gerçekleştirir.  

Şimdi bu durumu biraz daha sokak diline dökelim ki, herkes çok rahat anlasın. Evden dışarı çıkmamak ve kimseyle temas etmemek mutlak şarttır. Bu salgın ancak izolasyonla, daha da iyisi ‘agresif karantina’ yöntemi ile ortadan kalkabilir. Salgın yurt dışı kaynaklı olduğuna göre yurt dışı dönüşlerde en az 14 gün izolasyon şartına harfiyen uyulması gerekirdi ki benim çevremdeki arkadaşlarım bile buna uymadı ve ne acıdır ki bunların bir kısmı doktordu. (Bunlarla arkadaşlığımı meslek etiğine uymadıkları için sonlandırdım). Böyle davranmak virüsün dağılmasını kısmen de olsa önleyecekti ama bu şans kaçırıldı.  

Birey Covid-19 virüsünü kaptığında semptomsuz (belirtisiz) veya taşıyıcı olabilir. Bunların da virüs dağıtabildiğini bilimsel olarak biliyoruz. Virüs ile enfekte olduğunu bilmeden yurt dışı dönüşünde izolasyon kurallarına veya ‘EvdeKal’ kampanyasına uymayan enfekte bir kişi istatistiksel olarak 360 kişinin enfekte olmasına doğrudan veya dolaylı olarak sebep olabilir!!! Bakın, sayıya bakın 360 kişi.. Bunlardan 80 tanesinde ciddi hastalık, 40 tanesinde pnömoni gelişir ve 6 hastada hayat kaybı beklenir. 

Bunun da sorumlu bir insanın sebep olmak istemeyeceği bir durum olduğunu düşünüyordum ki dün öğlen saatlerinde İstanbul Bağdat caddesi Şaşkınbakkal'daki durum beni tümüyle şoka soktu. Kendi çektiğim fotoğraf aşağıda. Hava soğuk olmasına rağmen insanlar dışarıda, açık olan bir hamburgerciden hamburgerlerini ve içeceklerini almış bankta oturmuş yiyorlar. Hemen arkadaki bir pasaj içi çayhanesi dışarıya çay servisi yapıyor. Trafik yoğun. Geçen otobüsler için boş denemez. Sanki herhangi bir gün gibi. Kimsede salgına karşı alınmış en ufak bir önlem yok. Okulların tatile girmesini fırsat bilip çocuklarıyla gezmeye çıkanlar var. Park edilmiş arabalar görüyorsunuz. Bakın çok açık, net söylüyorum; bu böyle olmaz! Böyle sorumsuzluk, böyle insan hayatını hiçe saymak olmaz! Kimsenin bırakın karantinayı-izolasyonu, hijyen kurallarına uyduğu yok. 

 


Arkadaş, sen hamburgerini alıp, pipeti çıkarıp o karton bardağa sokup, bankta oturup çıplak ellerle o hamburgeri yiyemezsin! Yedikten sonra iki çay ısmarlayıp çocuklarının caddede oynamasını seyredemezsin. Seyretmemelisin! Her şeyden önce sen bu çocuklara toplumsal bilinç, toplumsal sorumluluk, saygı, sevgi, amaç, empati, vizyon vs vs vs böyle mi öğretiyorsun?? Sen bunu yaparken ben ve çocuklar (doktor arkadaşlarıma çocuklarım diyorum) hastanelerde canla başla hayatını riske edip sabahtan akşama çalışıyor. Sense "evde oturamıyorum, canım çok sıkılıyor'"deyip sokaklarda fink atıyorsun. Siz böyle yaptıkça bizim hastanelerde çektiğimiz stresin ne anlamı var? Köpeği olan insanlar var. Farkındayım bu durum oldukça zor. Köpeğinizi dışarı çıkardığınızda hemen ihtiyacını görüp evinize geri sokunuz. Onunla beraber çıkıp market alışverişinizi yapmayınız. Markete köpeğinizi sokmayınız. Siz markette iken köpek ya oturuyor ya da yola yatıyor. Yolun üzerindeki virüsün köpeğin tüylerine bulaşıp oradan başka bir markete, sizin evinize taşınacağı muhakkaktır. 

Bakın tam üç aya yakın zamandır tüm dünyadaki yayılım modellemelerini çıkardım. Çeşitli modellemeler ve simülasyonlar yaptım. Maalesef virüsün ülkemizdeki yayılım hızı dünyada 1. sıradadır. Bu konuda Sağlık Bakanlığı ve Sayın Sağlık Bakanı Fahrettin Koca kamuoyunu en başından beri uyarmakta ve canla başla çalışmaktalar. Bakan açık açık söylüyor; evden çıkmayın, hatta odanızdan çıkmayın diyor. Daha ne yapsın? Aşağıdaki grafikte dünyadaki bazı ülkelerin dağılım hızıyla ülkemizin dağılım hızının istatistiksel karşılaştırmasını bulacaksınız. Kolayca göreceğiniz gibi en hızlı bizde yayılıyor.

 

Bir grafik daha koyayım, Türkiye ve İtalya vaka karşılaştırması yapayım. Bakın uzak ara Avrupa'nın en kötüsü Italya'dan bile daha hızlı yayılım gösteriyor virüs. Bunu ben söylemiyorum. Bu grafik sayın Bakan Koca’nın kamuoyuna gösterdiği grafik (aşağıda). Defalarca uyardı, “Evde kal” dedi. Ben buradan kendi aileme uyguladığım izolasyon ve karantinadan örnek verdim. Benim evdekiler tam iki aydır dışarı çıkmıyorlar. Bense bazı hastaları, hastane şartlarını görmek için 3.seviye korumalı çıkıyorum. Evimizde küçücük bir tecrit odası var. Dışarıdan geldiğimde orada soyunup temizleniyorum.

 


Doğru bilinen yanlışlar 

Bundan 2 ay önce Oytun Erbaş aynen şöyle söyledi: 

"Bu virüs Asya ırklarını daha çok etkileyecektir. Ayrıca bu protein erkeklerde daha fazla bulunuyor. Bu nedenle erkekler bu virüsten üç kat daha fazla etkileniyorlar. Asya ırkında ACE2 geni daha fazla bu yüzden beyaz ırkı çok etkilemeyecek. Onun için buralarda görülse bile çok daha az görülecektir ve hafif geçecektir. Korona virüs Türkiye'ye de gelebilir ama asla Çin'deki gibi salgın yapmaz. 10 vaka, 20 vaka olabilir.” 

O zaman çevremdekilere bu söylemlere inanmamalarını, hiçbir bilimsel veri setine dayanmadığını ısrarla belirtmeme rağmen bana inanmadılar. Bunlara inanmayınız. Bana da inanmayınız. Sadece ve sadece BİLİM'e inanınız. Size şöyle söyleyeyim, Covid-19 ile alakalı Ocak 2020 tarihli makaleler bile geçerliğini yitirmiş durumda. Çünkü biz bu virüsü yavaş yavaş tanıyoruz. Dolayısıyla ben Aralık 2019 ve Ocak 2020 makalelerinin bir çoğunu ihmal edilir (negligible) literatür listeme koydum. Tekrar ediyorum. Sadece BİLİM'e inanın.  

Sonuçta beyaz ırkta nadir olduğu iddia edilen ACE2 geni dolayısıyla beyaz ırka zarar vermeyeceği TV'lerde söylenen Covid-19 bembeyaz Avrupa ırkını mahvetti.  

Hadi şimdi gelelim şu meşhur tuzlu su olayına... Hayatımda bu kadar bilim dışı, hiçbir bilimsel veri setine dayanmayan, bilimi inkar eden bir iddia duymadım. Hatta Canan Hanım TV’de bir Corona Bilim Kurulu üyesine “Tuzu burnumuza çeksek ne zararı olur” diyordu.  

Şu zararı olur: 

1) Burun mukozasını zedelersiniz. Burun mukozası bakteri ve virüslerin tutunmasını engelleyecek şekilde dizayn edilmiştir. Siz tuzla burayı zedelersiniz açık yara haline getirir ve virüsün tutunmasını kolaylaştırırsınız.  

2) Ağzı tuzlu suyla çalkalamak, buruna tuzlu suyu kuvvetle püskürtmek. Bir başka hurafe daha... Bakın Canan Karatay'ın sürekli bahsettiği ve bağırsaklarımızda çok fazla olmasını arzu ettiği yararlı bakteriler yani probiyotikler var ya... Onlar ağzımızda da var. Bu probiyotiklerin varlığı bireyin üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanmasını engelliyor.

Siz sürekli ağzınıza, burnunuza tuzlu suyu çekip durursanız virüs yerine bu virüse karşı savaşacak yararlı probiyotikleri süpürür ve virüse daha uygun bir ortam hazırlarsınız.  

Konuyla ilgili makalelerin linkleri aşağıda. İngilizce bilenler okusun. Görüldüğü gibi buruna, ağıza tuzlu su çekmek sizi korumaz. Aksine size zarar verir. Sadece BİLİM'E inanın. Bana inanmayın. Bir başkasına inanmayın. Araştırmalara ve bilime inanın.  

Buradan Canan Hanım’a ve Oytun Bey’e sormak istiyorum. Bu makalelere verecekleri herhangi bir cevapları olabilir mi? 

Ağzı sirkeyle çalkalamak bu virüse hiçbir zarar vermez. Bırakın ağzı sirkeyle çalkalamayı yerleri sirkeyle silmek bile virüse etkisizdir. Çünkü sirke asetik asittir ve Covid-19’un temizliği için hiçbir fayda sağlamaz. 

Basitçe ilk önüme gelen saygın kuruluşun konuyla alakalı linkini koydum. Link dünya ekonomik forumunun linki. Aynen İngilizce şöyle yazıyor; "Vinegar and other natural products are not recommended." Görüldüğü üzere sirke ve tuzlu asla tavsiye edilmiyor.  

“Covid-19 gençleri hasta etmez, enfekte etmez, öldürmez.” Tamamen yanlış bilgi. Covid-19 gençleri enfekte edebilir. Enfekte olan gençler tabiidir ki bağışıklık sistemleri yaşlılara göre daha güçlü olduğu için hastalığı daha hafif geçirirler. Ancak enfekte oldukları için virüsü yayarlar. Şimdiye kadarki literatür bilgimizde 18 yaş altı gençlerde Covid-19’a bağlı ölüm gözükmüyordu. Maalesef 3 gün önce 18 yaş altı resmi ilk kayıp gerçekleşti.  

Covid-19 ile alakalı bilgilerimiz daha çok sınırlı. Doğum sırasında yeni doğana geçip geçmediği konusunda net bilgiler yok. Maalesef 14 Mart’ta bir yeni doğanda corona+ görüldü. Anne ve bebeği pozitifler. 

Çin tam bir kapalı kutu. Pandora’nın kutusu. Oradan gelen bilgiler ya güvenilmez ya da geç geliyor. Çin'deki bir doğumda bundan neredeyse 1,5 ay önce başka bir yeni doğan corona+ olarak kaydedilmiş ancak literatüre yeni bildirildi. 

Bunları neden anlatıyorum? 

Sizi korkutmak için değil. Paniğe sevketmek için değil. Sizi temkinli olmaya, kendinizi, sevdiklerinizi korumaya motive etmeye çalışıyorum. Siz temkinli, tedbirli olursanız virüs daha zor yayılır. O zamanda ülkeyi idare edenlerin, doktorların, ilim kadınlarının, bilim adamlarının işleri daha kolaylaşır. Virüsü daha kolay tanıyıp onunla savaşmak ve galip gelmek için zamanları olur. Devlet yetkililerinin konuyla ilgili yaklaşımlarını ciddiye alınız. Sonuçta demokrasi ile yönetilen bir ülkeyiz. Çin gibi, K. Kore gibi zaman zaman insanlık dışı tedbirleri almamız mümkün değil. 

Ama şunu söylemeliyim ki devleti idare edenler bana göre Avrupa'daki ve Amerika'daki mevkidaşlarına göre salgını daha iyi idare ediyorlar. Etmeye çalışıyorlar. Merkel karantinada. Prens Charles ve Boris Johnson corona+ Brezilya Cumhurbaşkanı (yalanlandı ama + olması çok muhtemel) Kanada başbakanının eşi corona+... Başbakan gönüllü karantinada. Dolayısıyla aslında devletimizi idare edenler her şeyin farkında. 

Peki ya siz? Bazı önlemleri demokratik ülkelerde adım adım almak zorunda yetkililer. Örneğin Almanya'da sokağa çıkma yasağı yok. Alınan bazı önlemler de gevşetilecek gelecek haftadan itibaren. Dolayısıyla siz kendi izolasyonunuzu veya karantinanızı kendi özgür iradenizle almalısınız. 

Tekrar ediyorum sadece ve sadece BİLİM'e inanın. 

Dr. Atilla Özmumcu

-https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1672022914000485

-https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/20418429/

-https://www.weforum.org/agenda/2020/03/clean-kill-coronavirus-covid19-safety-health/