Ankara'ya Sovyet notası üzerine notlar

Ankara'ya Sovyet notası üzerine notlar

21 Eylül 2020 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Hazal Yalın 

Aşağıda, birbiriyle ilişkili iki yazının çevirilerini sunuyorum. Her iki yazıyı da Marina Datsişina’nın “Журнал российских и восточноевропейских исторических исследований” (Rusya ve Doğu Avrupa Tarih Araştırmaları Dergisi) adlı dergide yayımlanan (№ 3 (18), 2019) “SSCB Dışişleri Bakanlığı Belgelerinde 1950’lerin Başında Türk Amerikan İlişkileri: ‘Türkiye’de Turancıların Faaliyetlerinde Amerikalıların Menfaatleri Var’” adlı yazısından eksiksiz çevirdim.  

Bunlardan ilki, bu sırada Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olan, geleceğin ünlü Dışişleri Bakanı (1957’den 1985’e kadar 28 yıl boyunca aralıksız bakanlık yapacaktı) Andrey Gromıko’nun bilgi notu. İkinci yazı ise, Gromıko’nun bilgi notunda sözünü ettiği, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne sunulan Sovyet notası.  

Bunlara geçmeden önce, üç nokta üzerinde durmak gerekiyor. 

Birincisi, Gromıko’nun yazısının dağıtım listesi. Bu liste bize, bu sırada Sovyetler Birliği yönetiminde olan sekiz kişiyi işaret ediyor. Bunlar: Stalin, Molotov (bu sırada Dışişleri Bakanlığı görevinden alınmış olmasına rağmen parti yöneticilerinden biri), Malenkov (bu sırada Politbüro üyesi), Beriya (bu sırada Politbüro üyesi), Mikoyan (bu sırada Politbüro üyesi), Bulganin (bu sırada Politbüro üyesi), Hruşçov (bu sırada Politbüro üyesi). Bunlardan Hruşçov, Bulganin ve Malenkov, aynı yılın Ekim ayında yapılacak XIX. Kongre’den sonra resmi olmasa bile üçlü bir organ olarak şekillendirilen SBKP sekreterliğine atanacaklardı. Bu, Stalin sonrası kolektif bir liderlik olarak görülüyordu.  

İkincisi, Menderes hükümetine yönelik son derece sert üslup. Bu, şaşırtıcı değildir; zira (fırtınalı 1945 görüşmeleri ve Sovyet hükümetinin 8 Ağustos 1946 tarihli Boğazlarla ilgili birinci notasının ardından gerilim nispeten düşmüş olmasına rağmen) Türkiye’nin Batıcılığı Moskova’da haklı olarak tehdit şeklinde algılanıyordu. Üstelik bu algı, 1951 ortalarında ilk defa Orta Doğu Komutanlığı’ndan söz edildiğinden beri güçleniyordu. O zaman buna Orta Doğu Komutanlığı deniyordu ancak 1953 başından itibaren işin rengi değişecekti: İttifak girişimi önce Bağdat Paktı, sonra da CENTO adını alacaktı. Sovyet notasında ifade edildiği gibi, Orta Doğu Komutanlığı girişiminin arkasındaki esas neden Sovyetler Birliği’nin kuşatılmasıydı; ancak en az bunun kadar önemli bir başka neden de Arap dünyasının, bilhassa da (Süveyş geriliminin tırmandığı) Mısır’ın teslim alınmasıydı. Birbirini tamamlayan bu ikili amaç, Bağdat Paktı ve CENTO ile de eksiksiz karşımıza çıkacaktır. Bununla birlikte, Bağdat Paktı ve CENTO’nun hedefi değişmemiş hatta Batı ülkelerinin Orta Doğu’daki saldırganlıkları açıkça tırmanış göstermiş olsa bile ilerleyen yıllarda Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yaklaşımındaki üslup farkı ve adeta kollarcasına davrandığı dikkat çekecektir. Bu üslup değişikliği, Sovyet Hükümeti’nin Türkiye’den her tür toprak ve boğazlarda üs talebinden vazgeçtiğini bildirdiği 19 Temmuz 1953’e tarihlenebilir. Bir başka deyişle, Hruşçov’un detant siyaseti, Ankara’ya yönelik dengesiz bir yumuşama içerir.  

Üçüncüsü, Sovyet Hükümeti’nin argümanlarının, kaynağını Marksizm'de bulan kimi temel kavramlar (emperyalizm gibi) çıkarılırsa, bütünüyle günümüze de uyarlanabileceği görülür. Devlet egemenliği, toprak bütünlüğü, bağımsızlık, sınırlarının yakınında tehdide izin verilmemesi gibi temel ilkelerin, Rusya dış siyasetinde de ısrarla altı çizilir. Dolayısıyla, Rusya dış siyasetinin, Sovyetler Birliği yıkılmış olmasına rağmen Yalta’dan bu yana değişmeyen bir izleği takip ettiğini ileri sürmek mümkündür ki, bu benim sürekli dikkat çekmeye çalıştığım bir nokta.

SSCB Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı A. A. Gromıko’nun [resmi] günlüğünden, 29 Ocak 1952 tarihli, Türkiye Büyükelçisi  [Muzaffer] Göker’in bir önceki gün bakanlıktaki resmi kabulüyle ilgili yazı: 

"Bugün Türkiye Büyükelçisi Göker’i kabul ettim ve kendisine, Sovyet hükümetinin Orta Doğu Komutanlığı meselesi hakkındaki notasını verdim (ilişikte). Göker notayı aldıktan sonra, çevirisi biter bitmez hükümetinin bilgisine sunacağını söyledi.  

Görüşme 5 dakika sürdü. Birinci Avrupa Dairesi Müdür Yardımcısı G. M. Ratiani de hazır bulundu. 

Yazının şu kişilere dağıtıldı: Stalin, Molotov, Malenkov, Beriya, Mikoyan, Kaganoviç, Bulganin, Hruşçov." 

 

John Kennedy-Andrey Gromıko

 

Göker’e verilen nota şuydu: 

"Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, Sovyet Hükümeti’nin, Amerika Birleşik Devletleri, Britanya, Fransa ve Türkiye’nin, Yakın ve Orta Doğu ülkeleri için bir “Orta Doğu Komutanlığı” kurulmasına dair planları meselesiyle ilgili olarak verdiği 24 Kasım tarihli notasına cevabi 18 Aralık 1951 tarihli notası hakkında Sovyet Hükümeti şunları beyan eder:

Sovyet Hükümeti’nin notasında, Orta Doğu Komutanlığı kurulması planlarıyla Mısır, Suriye, Lübnan, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, İsrail ve Ürdün’ün, saldırgan Atlantik Bloğu’nun askeri hazırlıklarına çekilmesi ve söz konusu ülkelerin topraklarının başı Atlantik Bloku tarafından çekilen devletlerin silahlı kuvvetlerinin köprübaşına çevrilmesinin öngörülmekte olduğuna işaret edilmiştir. ABD ve diğer emperyalist güçlerin dünya egemenliğinin ifadesi olan bu planların gerçekleştirilmesi, Yakın ve Orta Doğu ülkelerinin yeni bir dünya savaşı hazırlığına çekilmesi anlamına geliyor. Yakın ve Orta Doğu ülkelerinde de böyle anlaşılmıştır. 

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Anglo-Amerikan grubunun planlarına uygun bir Orta Doğu Komutanlığı’nın kurulması, sadece bu saldırgan planlarda ileri bir adımdır. Avrupa’da, Amerikalı General Eisenhower’ın başında bulunduğu bir Kuzey Atlantik Bloku silahlı güçleri başkomutanlık karargâhı kurulmuş bulunmaktadır ve bunun için de başında Hitlerci generallerin bulunduğu Alman ordusu yeniden doğmaktadır. Uzak Doğu’da Japon militaristleriyle ittifak içinde saldırgan hedefler güden bir Amerikan komutanlığının kurulması hazırlıkları devam etmektedir. Orta Doğu Komutanlığı’nın örgütlenmesi ve bununla birlikte Orta Doğu’da yeni askeri üslerin kurulması, Avrupa ve Asya’daki güçlerin Anglo-Amerikan grubunun saldırgan planlarıyla sıkı bir ilişki içindedir ve bilhassa Türkiye ve Yunanistan’ın Atlantik Bloku’na girmesinden sonra, Sovyetler Birliği’nin ve halk demokrasisi devletlerinin kuşatılması hedeflerine hizmet edecektir ki, bu, ileride, planların üçüncü dünya savaşı hazırlığına genişletilmesi demektir. 

Türkiye Hükümeti’nin 18 Aralık 1951 tarihli notasında, Yakın ve Orta Doğu devletlerinin Orta Doğu Komutanlığı’na “katılıp katılmamak meselesinde tamamen özgür oldukları” iddia edilmektedir. Keza, notada, Orta Doğu Komutanlığı örgütünün hedefleri “sosyal ve iktisadi gelişme için zaruri olan barışın bir bütün olarak sağlanması için bölgenin savunması hedeflerinde ortak çabaların zaruri olduğu” şeklinde açıklanmaya çalışılmakta, keza Türkiye Hükümeti’nin ABD, Britanya ve Fransa’nın Orta Doğu Komutanlığı konulu planlarına katılarak Orta Doğu ülkelerini güya “her anlamda bağımsız ve egemen, her tür yabancı baskıdan özgür milletler” olarak görmek arzusu güttüğüne gönderme yapılmaktadır. Bu açıklamaların sahte olduğu tamamen açıktır.  
 

Sovyetler Birliği-Türkiye Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imza töreni ( 16 Mart 1921)

 

Orta Doğu Komutanlığı Türkiye’nin notasında iddia edildiği gibi gönüllülük temelinde ve “savunma hedefleriyle” kurulmuyor; ama doğrudan doğruya Orta Doğu ülkelerini ABD, Britanya, Fransa ve Türkiye tarafındaki ülkelere katılmaya zorluyor. Yakın ve Orta Doğu ülkelerini kimse tehdit etmiyor, Orta Doğu Komutanlığı kurulması önerisi de onların inisiyatifiyle gündeme gelmiş değil. Tersine, Yakın ve Orta Doğu ülkelerinde ciddi endişeler ve bu ülkeleri ABD, Britanya, Fransa ve Türkiye gibi devletlerin oluşturduğu böyle saldırgan bir grubun askeri girişimlerine çekme planlarına karşı doğrudan bir direniş gelişiyor.  

Orta Doğu Komutanlığı kurulmasının Orta Doğu ülkelerinin bağımsızlıklarının korunması kaygısı gibi “sosyal ve iktisadi gelişme” ile de hiçbir ilişkisi yok. Orta Doğu ülkelerinde daha hâlâ sömürge rejiminin sayısız sonucu olduğuna, bu kapsamda bu ülkelerin bir kısmının hâlâ, bu ülkelerin milli egemenliklerinin saldırgan güçler tarafından ihlali olan askeri işgal altında bulunduğuna dikkat çekmek yeterli olacaktır. Yakın ve Orta Doğu ülkelerinin topraklarından bütün yabancı askerleri çıkarmak ve böylelikle bu ülkelere gerçek bir bağımsızlık ve özgürlük sunmak yerine, Orta Doğu Komutanlığı kurmaya yönelik Anglo-Amerikan planlarına göre, sadece Britanya’nın askerlerini burada tutmaya devam etmek değil, bu ülkelerin topraklarına ABD, Fransa, Türkiye, keza birkaç başka devletin daha silahlı kuvvetlerini sokmak öngörülüyor. Orta Doğu ülkelerinin ticaret yapmaktan menfaatleri bulunan pek çok ülkeyle iktisadi ilişkileri kopmasına yol açacağı üzerinde durmaya hiç gerek yok. Böyle bir durumda bu bölge ülkelerinin “savunma hedefleri” ve “sosyal ve iktisadi gelişme” hakkında ancak alayla konuşulabilir. 

Türkiye hükümetinin 18 Aralık tarihli notasında Orta Doğu Komutanlığı’nın kurulması Birleşmiş Milletler Teşkilatı Şartı’yla öngörülmüş olan kendini savunma hakkı üzerine güya temellendiriliyor. Ancak böyle bir gönderme açıkça saçmadır. BM Şartı, devletlerin kendilerini savunma hakkını, “Teşkilat üyesine yönelik bir silahlı saldırı olması durumunda” öngörür. Eğer Mısır’daki Britanya kuvvetlerinin, Orta Doğu Komutanlığı kurulmasına ön ayak olan diğerleri tarafından desteklenen faaliyetlerini konuşmuyorsak, Yakın ve Orta Doğu’daki hiçbir devlet saldırıyla karşı karşıya olmadığına göre, BM şartına gönderme yapılması, ancak, Orta Doğu Komutanlığı kurulmasıyla güdülen gerçek hedefleri örtme siyaseti olarak değerlendirilebilir. Gerçekte, Orta Doğu Komutanlığı kurulmasına yönelik Anglo-Amerikan planları Birleşmiş Milletler’in hedefleriyle derin bir tezat içindedir ve Ortadoğu Komutanlığı’nın, madunu olması gerekecek Atlantik Bloku’nun da kurulduğu gibi, BM dışında, bu uluslararası teşkilatın arkasından dolanarak kurulması tesadüf değildir. 

Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti, artık kendisini, silahlı kuvvetlerini bir dizi Avrupa ve Asya ülkesinde tutmakla, Kore’de saldırgan bir savaş yürütmekle, Çin’in Tayvan adasını istila etmekle, Birma’ya saldırmakla vb. sınırlamıyor. Saldırgan planlar artık, Amerika Birleşik Devletleri’nden binlere kilometre uzakta bulunan Yakın ve Orta Doğu ülkelerine de uzanıyor. Ve bütün bunlar, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ABD ve Atlantik Bloku güçlerinin bu istila planlarını asla onaylamamış olmasına rağmen, BM bayrağı altında gizleniyor. 

Bütün bunlar, Orta Doğu Komutanlığı örgütleyicilerinin, Yakın ve Orta Doğu ülkelerinin milli menfaatleri hakkında her tür endişeden ve BM’nin de barışçıl hedeflerinden uzak hedefler güttüklerini gösteriyor. Keza, Türkiye’nin de saldırgan siyasetini takip etmekte olduğu Anglo-Amerikan güçlerin Orta Doğu ülkelerine hâlâ sömürgeleri yahut yarı-sömürgeleri, ayrıca kendi saldırgan planlarının aracı gözüyle bakmakta olduklarını da gösteriyor. Başkan Truman ve Başbakan Churchill’in bu yılın Ocak ayında Washington’daki görüşmeler hakkındaki, Orta Doğu Komutanlığı bağlamında doğrudan doğruya şöyle denilen beyanatı da bunu teyit ediyor: “Yakın zamanda Orta Doğu’da bir müttefik komutanlığı kurulması hedeflerimize erişmek için bunu önemli buluyoruz.” 

1950 Mayıs ayında, ABD, Britanya ve Fransa hükümetlerinin, Arap ülkeleri ve İsrail hakkında ve bu ülkelere ABD, Britanya ve Fransa’dan silah ve askeri malzeme temin edilmesi planları hakkında bir beyanatı yayınlanmıştı. Bu bölgede nüfuz alanlarının ABD, Britanya ve Fransa arasında paylaşıldığına tanıklık eden bu beyanat, bu üç gücün Orta Doğu ülkelerine öncelikle kendi askeri planlarının aracı gözüyle baktıklarını gösteriyordu; keza, üç gücün beyanatında, gerekli gördükleri takdirde “BM çerçevesi dışında” hareket etmek niyetlerine de işaret ediliyordu. Orta Doğu Komutanlığı’nın kurulması, bu emperyalist planların gelişmesinde yeni bir aşama olacaktır; bu suretle bugün Orta Doğu devletlerinin bağımsızlık ve özgürlüğü gibi barışın gereklerini ve her milletin eşik haklara sahip olmasını savunması gereken Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın temel hedefleri de ağır şekilde ihlal edilmektedir. Söz konusu üç güç, Türkiye’nin de katılımıyla, kimi Orta Doğu ülkelerinin belli büyük güçlere yarı-sömürge bağımlılığı içinde bulunmalarıyla bile yetinmemektedirler. Söz konusu güçler, bu ülkeleri kendi maceracı hedeflerine ve yeni bir dünya savaşı hazırlığına tabi kılmak istemektedirler.  

Türkiye hükümeti, Atlantik Bloku’nun saldırgan planlarına katılırken, bunu Yakın ve Orta Doğu halkları için sömürge ve yarı-sömürge rejimini kuvvetlendirmek ve ayrıca Orta Doğu ülkelerini SSCB ve halk demokrasisi devletlerini çevrelemek hedeflerine uygun hale getirmek isteyen kimi büyük güçler için değil güya “hür dünyanın güvenliği” için yapıyormuş gibi göstermeye çalışıyor. Sovyet Hükümeti, Türkiye’nin bu siyasetinin kaçınılmaz sonuçlarının üzerinde durmamakla birlikte, kendisinin eksiden olduğu gibi barışın güçlendirilmesinin gereklerini savunacağını ve diğer barışsever halklarla ilişkilerini eşit hak ve devlet egemenliğine saygı temelinde geliştireceğini beyan eder. 

Barışı koruma ve güçlendirme ilkeleriyle hareket eden Sovyet hükümeti, 24 Kasım tarihli notasında, Amerika Birleşik Devletleri, Britanya ve Türkiye hükümetlerinin dikkatini, onların Sovyetler Birliği sınırlarına yakın bulunan bölgede bir Orta Doğu Komutanlığı kurmakta ifadesini bulan yeni saldırgan planlarını görmezden gelemeyeceğine çekmişti. Sovyet Hükümeti, aynı şekilde barışı desteklemek kaygılarıyla, Orta Doğu ülkelerine de çağrıda bulunmuş ve onları, onun yardımıyla Yakın ve Orta Doğu ülkelerini üçüncü dünya savaşı hazırlıklarına çekmek istedikleri bir Orta Doğu Komutanlığı kurma yolunda tehlikeli ve maceracı hedeflere dair uyarmıştı. 

Bütün bunlardan aşikârdır ki, Sovyet Hükümeti, yeni bir savaş hazırlıklarına yönelik saldırgan planların karşısına SSCB halklarının barışı korumak ve güçlendirmek için sarsılmaz kararlılığını koymaktadır ve bunun, bütün barışsever halkların arzularına karşılık geldiğinden emindir.  

Sovyet Hükümeti, bir Orta Doğu Komutanlığı kurulması planlarını ABD, Britanya ve Fransa’nın üçüncü dünya savaşı hazırlığına yönelik yeni adımları olarak değerlendirirken, bu saldırgan planlar bağlamında 24 Kasım 1951 tarihli notada ortaya konulan kendi tutumunu teyit eder ve bir kez daha, gerçekleşmesi sonucunda ortaya çıkabilecek durumun sorumluluğunun Türkiye’ye ve bu planlara ön ayak olan diğer güçlere ait olacağını beyan eder.  

Moskova, 28 Ocak 1952."

Manşet fotoğrafı: (Soldan sağa) Mikoyan, Hruşçov, Stalin, Malenkov, Beriya, Molotov.

Hazal Yalın:Çoğunluğu klasik Rus edebiyatından kırktan fazla çevirisi var. Aralarında Tolstoy, Dostoyevski, Saltıkov-Şçedrin, Gogol, Turgenyev, Puşkin, Zamyatin, Kuprin, Gonçarov, Leskov, Grin, Zoşçenko, Strugatski Kardeşler gibi yazarların bulunduğu çeviriler, Kırmızı Kedi, Kitap, İthaki, Helikopter, Remzi gibi yayınevlerinde yayınlanıyor. Güncel makaleleri genellikle Yakın Doğu Haber’de (ydh.com.tr) yayınlanıyor. @Hazal_Yalin