Andrey Rublev neden kült?

Andrey Rublev neden kült?

11 Ocak 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

Nuri Bilge Ceylan'ın sevdiği filmlerin başında Tarkovski'nin "Ayna" ve Andrey Rublev" adlı filmleri de geliyor. Yapıtlarını beğenerek izlediğimiz, gururumuz Nuri Bilge Ceylan tarz olarak da Tarkovski'den etkilenmişe benziyor.

 Andrey Tarkovski(1932-1986) Sovyet dönemi Rus filmlerinin en önemli yönetmenlerinden biri. 1986'da ölümünden sonra 1990 yılında Rus sinema sanatına yaptığı katkılar ve uyandırdığı insancıl duygular nedeniyle Lenin Ödülüne layık görülmüş.

Ayna adlı film ve 1966 yapımlı Andrey Rublev Onun kendine özgü sinema dili, sıra dışı kurgu anlayışı ve açıklamaya değil göstermeye dayanan bakış açısı nedeniyle sinema tarihi açısından saygın bir yer veriyor Tarkovski'ye.

Andrey Rublev kült olarak değerlendirilebilecek Sovyet döneminin en önemli filmlerinden. İkon ressamı  ve aynı zamanda keşiş olan Andrey Rublev'in hayatı anlatılacak diye bekliyoruz ama Rublev'i ne çok önemli bir olaya etki eden biri ne de bir kahraman olarak görüyoruz filmde.

Aslına bakılırsa ressam ve halk kahramanı Andrey Rublev bizzat kamerayı eline alıyor ve yaşadığı döneme ayna tutuyor. 15. yüzyılda Moğol saldırıları nedeniyle büyük güçlükler yaşayan, yokluk ve sefalet dönemi geçiren Rusya'nın o dönemindeki günlük yaşamına ve zorluklarına ışık tutan, önemli çağrışımlar yapan, ilginç bir film gerçekten.

Filmin siyah beyaz olması da farklı bir güç ve sihir katıyor. Kostümler, sahneler, bazı imgeler, özellikle atlar oldukça ilginç bir özellik veriyor. Atlar aslında genel olarak insanların çileli ve acılı mücadelelerinin en önemli tanıkları ve mağdurları bir bakıma.

Filmde çokça kilise, dini tartışmalar, vicdanı ve ahlakı arayış diyalogları görüyoruz. Yine iktidar ve sanatçı ilişkisine dair izlenimler edinmek de mümkün. Sanatçılar arasındaki rekabet ve öykünmelere ilişkin de.

1962'de Tarkovski, "Sinemada izleyicinin duygularını ve uyandırılan duyguyu açıklamak değil, izleyicinin duygularını uyandıran şeylerin üzerinde hareket etmek gerekir" demiş.

Filmde toy bir çocuğun büyük bir kilise çanı yapmasındaki sıra dışı olaylar filmi oldukça ilginç kılıyor. Çan sahneleri gerçekten de Rus halkının mücadele azmi ve dayanma gücüne atıf yapan önemli sahneler.

Kiliseye saldırılan an, İsa'nın çarmıha gerilişine ilişkin canlandırma, çanın döküm aşaması ve çalması, yine çan yapımcısı çocuğun ağladığı an, ilginç Pagan ayinleri, çıplak insanların ellerinde ateşlerle nehre koştuğu ve Rublev'in yakalanıp sonra bir kadın tarafından serbest bırakıldığı sahneler de filmin etkisini artırıyor.

Film o dönemde kadınlara bakış açısıyla ilgili de önemli çıkarımlar yapılmasına imkan veriyor. Günlük ve siyasi yaşamda kiliselerin önemli bir yer aldığını görüyoruz. Vladimir'in yakılmış kilisesine kar yağdığı sahnede Rublev'in "hiçbir şey bir kiliseye kar yağması kadar kötü olamaz" dediği an da ilginç mesela.

O sahnelerde Rublev yine şöyle bir şey söylüyor: "Rusya, kıymetli Rusya, her şeye dayanıyor". Dolayısıyla film, Rus tarihi ve Rus ruhu tartışmaları açısından da izlenmeyi hak ediyor.

Filmin renkli ikonların gösterildiği sahnelerle sona ermesi de ilginç gerçekten. İnsandaki duygu ve düşünce akışını yavaşça, sessizce ve dahice tamamlıyor Tarkovski.

Herman Hesse'in Boncuk Oyunu'ndaki "Gerçek öğretilmemeli, yaşanmalıdır. Mücadeleye hazır ol" satırları hakkında Tarkovski'nin, Andrey Rublev'in son sözü olarak çok güzel olurdu, demesi de ilginç.

Samih Güven

Yazının orjinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın