Aldım verdim ben seni yendim

Aldım verdim ben seni yendim

9 Mart 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Geçen hafta Moskova’da yapılan Rus-Türk zirvesinin ardından hem iki ülkede hem de uluslararası medya hangi tarafın kazançlı çıktığı, hangisinin geri adım attığı hâlâ tartışılıyor. 

Önce yorumları hatırlayalım… 

Rusya’nın ciddi gazetelerinden Kommersant bardağın dolu tarafına bakmayı tercih ederek, İdlib’de ateşkes ilan edilmesinin ve Rus-Türk devriyelerinin göreve başlamasının önemli olduğunu belirtti ve “Bu koşullarda daha fazlası zaten mümkün değildi. Ama en önemlisi, Türkiye ile Rusya arasında savaş olmayacak” diye yazdı. 

Diğer Rus gazetelerinde de benzer yorumlar vardı, Moskova’da varılan uzlaşmanın kalıcı olmadığı ama var olan gerilimin düşmesine katkı sağladığı vurgulandı. 

İngiliz Financial Times gazetesi ise, "Erdoğan istediği her şeyi alamadı sadece istediklerinden bir kısmını elde etti. Moskova'da varılan uzlaşma bir parça rahatlama getirebilir ama krizi çözmesi muhtemel görünmüyor" diye yazdı. 

BBC Türkçe’nin yorumuna göre ise, Türkiye, M5 karayolunun Suriye'ye geçmesine sessiz kaldı, ayrıca “tampon” ya da “güvenli bölge” ifadelerinin metne girmesini sağlayamadı. Yine BBC’ye göre, Suriye ordusunun çekilmesi talebi de gerçekleşmedi, buna karşılık İdlib’deki Türk gözlem noktalarının kuzeye taşınması yolundaki Rus isteği sonuçsuz kaldı. 

Bütün bu yorumlar içinde en gerçekçisi, Kommersant’ta Andrey Kolesnikov imzasıyla yayımlanan, “Bu koşullarda daha fazlası mümkün değildi” görünüyor. 

Bazılarımızın hatırlayabileceği bir çocuk tekerlemesi vardır: "Aldım verdim ben seni yendim." Çok daha ciddi düzeydeki diplomasi de temelde “al ver” oyunudur, iki ülke pazarlık masasına oturduğu zaman güçlü olan daha çok alır, zayıf olan ise daha az. Bir tarafın masadan tümüyle kazançlı çıktığı durumlara çok sık rastlanmaz. 

Dolayısıyla Moskova’da varılan uzlaşma aslında sahadaki, yani Suriye’deki güç dağılımın ete kemiğe bürünmesinden başka bir şey değil. 

Gerçek şu ki, 24 Kasım 2015’te bir Rus uçağının düşürülmesine kadar nispeten dengeli giden Türk-Rus ilişkilerindeki denge o gün bozuldu ve inisiyatif üstünlüğü Rus tarafına geçti. Bu yüzden Moskova’da Rus tarafının isteklerinin ağır basmasına şaşırmamak gerekiyor. 

Ama bir gerçek daha var: Rusya da Türkiye de bugün Suriye’de birbirlerine rağmen hedeflerine ulaşabilecek durumda değil. Türkiye’nin gücünü ve olanaklarını abartmayalım ama aynı zamanda küçümsemeyelim de. Benzer bir durum Rusya için de geçerli: Onların gücü ve olanakları da sınırsız değil. 

İki taraf da bu durumun farkında olduğu için son krizdeki gibi pragmatizm-mecburen-ağır basıyor. 

En azından şimdilik...